Düşünce Dünyasının Gelişimi (İstanbul Direniyor)

Konumuz, düşünce… Duygular dışında, doğa ve toplum üzerinde edinilmiş izlenimlerin, yargıların toplamına düşünce demekteyiz. Düşüncenin bir de kardeşi olarak, davranış mevcuttur. Her düşünce, kişinin davranışlarını etkiler. Davranış ise kişiye yeni bilgiler, yargılar katarak yeni düşüncelere yol açar ve bu süreç insanın algılama gücü var olduğu sürece devam eder.

İnsanlık tarihinde bugüne kadar özel ya da genel birçok düşünce biçimi ortaya çıktı. Öncelikle bugünden başlarsak, sınıflararası mücadele dünyasında ortaya çıkmış ve davranışa dönüşmüş ya da davranışları belirlemiş birçok düşünce var. Yazımızın konusu, özellikle modern düşünceler ve onların kökenleri hakkında kısa bilgileri kapsayacaktır.

Düşüncelerin yöntemi bugün de mevcut olmak üzere skolastik, metafizik ve diyalektik materyalisttir. Dünya üzerinde çarpışan iki gücün, uluslararası finans-kapitalin ve uluslararası halk hareketlerinin savaşımı doğrultusunda, bu düşünceler birbirleri ile mücadele halindedir.

Günümüzde iletişim araçlarının gelişimi, etkileşim ve geri bildirimlerin artması, tekniğin bir miktar daha gelişmesi dolayısıyla bu düşünce ve davranış savaşlarında ortaya çıkan düşünce ve davranış akımlarının sayıları artmıştır. Özellikle, SSCB’nin ortaya çıkışı sonrasında, parababalarının destekleri ile işçi sınıfı mücadelesini bulandırmak ya da diyalektik materyalizmi kavrayamamak sonucunda ortaya çıkan akımlardan, bugün hala etkileri süren ve en sık karşılaştıklarımızı sıralamak isterim.

BURJUVA SOSYALİZMİ

Kıvılcımlı ustanın “burjuva sosyalizmi” olarak adlandırdığı gruplarda ise Marksizm-Leninizm’i sahiplenerek tahrif etmek mevcuttur. Marx’ın net biçimde “emekgücü” demesine rağmen “emek” kelimesini kullanılması, Lenin’in genel grevi netçe reddetmesine rağmen “genel grev” kavramının kullanılması, Yine Engels’in netçe “barbarlık” kelimesini olumlu anlamda kullanmasına rağmen, “Ya sosyalizm, ya barbarlık” sözünün kullanılması, büyük teorik hataları da beraberinde getiren eksikliklerdir. Bu eksiklerin hala giderilememesinde, SSCB’deki kürsü Marksologlarının da etkisi maalesef çok fazladır.

Yine şunu da eklemek gerekir ki, bu kesimin günümüzde çevresine etkisi kısıtlıdır. Fakat genel olarak Marksizm-Leninizmi gerek düşünce, gerek davranış olarak tahrif etmeye devam etmektedirler.

FİNANS-KAPİTAL SOSYALİZMİ

Fenomenoloji – “Görüngübilim”… Günümüzdeki bir çok düşünüre etki eden, metafiziği reddeden, diğer yandan Diyalektik Materyalizm’in Determinizm (olayların belli yasalar dahilinde gerçekleşmesi, belirlenimlilik) kavrayışını da reddederek, olayları rastlantı kavramı ile açıklamaktadır. Bu bakımdan Diyalektik Materyalizm’in nokta koyduğu felsefeye, tekrardan bir can vermek amacındadır. Dolayısıyla bilim olayları dahil tüm olaylardaki “özü” aramaya, sorgulamaya devam etme çalışmasıdır.

Bu çabalar, her ne kadar metafiziği reddediş olarak gözükse de, sonucu ona varan bir biçime doğru gidecektir. Özellikle Fransa’da 1968 isyanları sürecinde ortaya çıkan bunalımın bir yansıması olarak, kulüp-kürsü tartışması düzeyinde kalan bu çabanın asıl kullanıcısı, Finans-Kapital’in anti-komünizm mücadelesi olmuştur ister istemez.

Post-modernizm, en bilindik (ve tahrifi en yüksek) iki akımı:

– Post-Yapısalcılık (Nietzsche’den etkilenen bir akım, Claude Levi-Strauss, Michel Foucault, Ernesto Laclau, Jean Baudrillard gibi çok sık duyulan isimleri etkilemiştir)
– Yapıbozumculuk

Bu ekiplerin genel özelliği, gelmiş geçmiş tüm tarihsel birikimleri reddederek, hiçbir gerçeklik olgunun bulunmadığıdır. Görüleceği gibi, Fenomenolojinin açtığı yoldan devam edilmektedir.

Eleştirel teori (Frankfurt Okulu), Theodor W. Adorno, Max Horkheimer, Jürgen Habermas, Walter Benjamin gibi isimler, özellikle eleştiri adı altında Marksizm-Leninizmi tahrif ettiler.

Post-Marksizm, saydığımız akımların her birinden etkilenen bir ekip, başlıca Badiou, Noam Chomsky ve Zizek’i sayabiliriz.

Bu ekiplerin düşünce dünyasında yaptığı en büyük tahrif, toplumun gelişim kanunlarını reddederek sürekli sorgulama maskesi altında kitlelerde önyargılar aşılamaktır. Emperyalistlerin düşünce ve davranışı kendi çıkarlarına sınırlandırmasını, kalıplaştırmasını ve saptırmasını sağlayarak, işçi sınıfı hareketinin yedek güç olabilecek tabakalar ile buluşmasını önlediler. Tabii bu da işçi sınıfı hareketinin diyalektik materyalizmi kavrayamamış ya da ezberlemiş kişilerce saptırılmasına yol açtı. Yine ekip içinden M.Hardt ve A.Negri gibi emperyalizmi savunmaya kadar varan düşünürler ortaya çıkmıştır.

ANARŞİZM

Yukarıda saydığımız tüm ideolojilerin temel kökeni, otorite düşmanlığı ve otorite megolomanlığını temel alan ve çeşitli “korkak materyalizmlere” yani agnostizme, mekanik materyalizme ve deizme dayanan düşüncelere dayanmaktadır. Her dönemde, iki sınıf arasında kalan tabakalar, otoriteyi ile yönetemeyeceklerinden ve otoriteye olan sevdalarından dolayı, inkar yöntemini kullanmışlardır. Çeşitli dönemlerde böyle ara tabakalar, kararsızlıklarını, çaresizliklerini, davranışa geçmekten çekincelerini bu tip düşünceler üreterek gidermiştir. Köken olarak ise ilk anarşistler ve çeşitli okullardan şüphecilerden vücut bulmuşlardır. Günümüzde anarşizmin etkisi, karşı-devrim süreçlerinde gerçek yüzlerinin ortaya çıkışı ile birlikte daha da azalmıştır. Özellikle Ukrayna’daki “Euro-Maidan” hareketleri sırasında Anarşist kitlenin Faşizme karmasından dolaylı, Anarşizmin güvenilirliliği gittikçe azalmıştır.

BURJUVA DÜŞÜNCE BİÇİMLERİ

Sömürülen tabakaların düşünce tarzlarını geçerek, modern düşünce dünyasını şekillendiren burjuva metafizik ve skolastik düşünce tarzlarından en çarpıcı olanları seçerek birer tane aktarmak istiyorum.

Neo-Pragmatizm: Uluslararası parababaları çetesinin ve somut olarak ABD emperyalizminin ideolojisidir ve skolastik düşüncenin bugün dünya üzerinde hala yer edinmesini sağlayan müttefiktir. Kapitalizmin en gerici çağında, tüm ilişkileri satış ilişkisi olarak değerlendirerek, buna yönelik davranış kalıplarını topluma dayatan bir tarz gütmektedirler. Görüşlerini sivil örümcekler ve danışma kurumları ile dört bir yana yaymaktalar.

Bugün üniversitelerimizde neo-pragmatizmin olgulara dayanmayan, çöp haline gelmiş ideolojisi, post-modern düşünce akımları ile birlikte öğrencilere yansıtılmaktadır. Örneğin diyalektik ve çok boyutlu olan insan karakterini, davranış bilimleri derslerinde metafizik bir biçimde ele almaktalar. Oysa insan davranışı, toplumsal davranışlar alabildiğine karmaşıktır ve kendi bulundukları sınıf ya da tabakaların yargılarına göre belirlenmektedir. Bu davranış kalıplarının dışındaki herkesin gidebileceği tek bir nokta var: Yedek İşsizler ordusu… Söz konusu kalıplar, özellikle aydın gençliğe dayatılarak düşünceleri kısıtlanmaya çalışılır. Aynı düşünceler, çeşitli ödül ve cezalandırma sistemleri ile desteklenir.

Parababalarından fonlanan üniversite ötügenleri, yine düşünce ve davranışı kendi kalıpları doğrultusunda açıklayarak kişileri kalıplar içine sokmak ister. Örneğin “X kuşağı, Y kuşağı, Z kuşağı” tanımlaması bu yöndedir. Çeşitli kuşakların bastırılmış davranışları, bu kuşakların sokulması istenen kalıp doğrultusunda genellenir ve bilimsel bir gerçek gibi her kişinin davranışı olarak açıklanır. Ama kişilerin çalışma şartları, çevre koşulları dikkate alınmaz. Maalesef, kişisel gelişim adı altında aydın kesim bunları bilimsel veri diyerek metelik verir.

Bu konudan genişçe bahsetmemizin nedeni, günümüzde insanlarda “sendrom” olarak adlandırılan bazı davranışları açıklamak içindir. Bugün ülkemiz BOP projesi doğrultusunda parçalanıyor, insanlarımız tepki göstermek için bir kanal buluyor ve birbirini olumlu/olumsuz etkileyerek tepkisini söndürüyor. Bir süre sonra alışkanlık haline geliyor ve insanların öldüğü bir olaydan gülümsenerek bahsedilebiliyor. İşte türlü türlü yöntem ile halka aşılanan davranış biçimi bu olmakta.

Neo-Pragmatizmin kökeni olan ana akımların arasında anılması gereken en önemlileri, köleci çağda Epikür, feodalizm çağında Macchiavelli ve kapitalizm çağında ise Jeremy Bentham olmuştur. Saydığımız isimler, aslında insanların düşünceleri üzerinde önemli bilgi birikimleri sunsa da, Finans-Kapital tarafından yöntemleri en çok kullanılan kişiler olmuşlardır.

SSCB’nin kurulmasından sonra ise Bergsonizm (sezgicilik diye de anılabilir) tarzında metafizik düşünce tarzları mevcut. Hikmet Kıvılcımlı modern metafizik eleştirisini bu ve metafizik sosyolojiler kitabında ortaya koymakta. Metafizik sosyoloji ve felsefelerin tümünün kökeni, vahşet konağından sonra gelişen düşüncelerde, sınıfların ortaya çıkmasından sonra varlık problemine yönelik soruya “ruh, maddeden önce gelir” cevabını veren ve düşüncenin, varlıktan bağımsız bir biçimde var olduğunu ortaya koyan felsefecilerdir. Burjuvazinin metafiziğinin farkı, antika çağdan kalma düşüncelerin eleştirisini, sorgulamasını yapmasıdır ve dönemine göre ilerlemeye yol açmasıdır. Böylece, varlık sorunun çözümüne yönelik önemli bilgi yığınları sunulmuştur. Maddenin önceliğini reddetmemekle beraber, onu ruhun varlığına bağlamaktadırlar.

Yine Finans-Kapitalizmi meşrulaştırmaya çalışan liberal ve anarko-liberallerin, etkisi genele yansımasa da son yıllarda gittikçe bilinen Fallbilism (Yanılabilirlik) düşüncesi ise, yine indeterminist ve bilimin yanılabilir olduğunu ortaya koyan bir yöntem olarak var olmakta. Bu yöntemi en fazla kullanan ve yine anti-komünizme hizmet eden düşünürler arasında Karl Popper en bilinenleridir.

MODERN ÇAĞDA SKOLASTİK

Çoktan tarihin tozlu sayfalarına karışması gereken skolastiğin günümüzde hala hem düşüncede, hem davranışlarda yaşadığı bir gerçek. Özellikle dinin varlığından dolayı var olan skolastiğin yanı sıra, ABD ve AB emperyalizmi tarafından hala yatağına su verilen skolastik düşünceler de etkisini sürdürmektedir. Bunların en çarpıcısı, dinlerarası diyalogçuluktur. Nurullah Ankut’un Kanunsuzlar adlı kitap serisinde, dinlerarası diyalogçuların, yani kamuoyunda bilinen adı ve ülkemizdeki işbirlikçileri olarak Cemaatçilerin (Nurcuların) hakkında son derece aydınlatıcı bilgiler bulunmakta.

Dinlerarası diyalogçuluk, Semavi dinlerin özellikleri birlikte kullanılarak, insanların kafasının dogmalarla doldurulması ve ortaçağcı düşüncelerle donanması, emperyalist devletlerin çıkarı için gerçekleştirdikleri bir aşağılık bir müttefikliktir. Bunun dışında, Yahudiliğe, İslama ve Hristiyanlığa dayalı olarak hala var olan skolastik düşünce biçimleri var olmaya ve din savaşlarına kapı açmaya devam etmektedir.

Bu ekiplerin düşünce dünyalarını oluşturan temel akım ise medeniyetin ilk ortaya çıkışı sonrasında egemen sınıf haline gelen tefeci-bezirganlığın dünya görüşüdür. Metafizikçilerden ayrı olarak, bu ekip kimi zaman nur, kimi zaman ruh olarak adlandırılan bir özden varlığın oluştuğunu ortaya koymaktadır ve maddeyi reddetmektedir. Dolayısıyla dünya olaylarını açıklarken temel söylemleri, değişmezliktir (ve düşünce olarak da dogma dediğimiz kalıplara dayanmaktadır). İlahi ruh, eksiksiz ve sorgulanamaz biçimde yaratmıştır ve o yaratının dışına düşen tüm düşünceler kâfirliktir.

PROLETARYA SOSYALİZMİ

Uluslararası işçi sınıfının düşünce ve davranış biçimi, diyalektik materyalizm üzerine ise sürekli olarak okumakta, araştırmaktayız. Çok kısaca özetlemek adına, diyalektik materyalistlerin düşünce üzerine görüşünü netçe ortaya koyan şu görüşü aktarmak istiyorum Hikmet Kıvılcımlı’dan:

“…insanın düşüncesi, ister istemez içinden çıktığı Toplumun damgasını taşır. İnsanın şu veya bu fikri taşıması; içinde yaşadığı Topluma göre şöyle veya böyledir. Düşünce sosyal çevreye ve şartlara uygun olur. Bu yüzden insanın yalnız Toplum üzerine olan izlenimleri sosyal bir damga taşımakla kalmaz. Doğa üzerine edindiği fikirler de ister istemez bağlandığı Toplumun taktığı gözlüklerle görülür. İşte bütün o Doğa ve Toplum üzerine edinilmiş sosyal izlenimlerin Duygu dışında kalan topuna birden DÜŞÜNCE denir.

Sosyal Varlık; yani insanlar, ekonomi araçları ve insan ilişkileri, Düşüncemizin dışında ve Düşüncemize uymayarak varoldukları için, onlara OBJEKTİF (nesnecil) varlıklar diyoruz. Düşünce ise, tam tersine SÜBJEKTİF (kimesnecil) [öznel] sayılır. (Osmanlıca’da objektife: Afaki, sübjektife: Enfüsi adları verilmiştir.) Düşünce sübjektiftir, çünkü Fikirler insan dışında, kimesnenin [öznenin] ötesinde bulunan Varlıktan, yalnız insanın kafasında yankı uyandıran bir sıra izler ve izlenimlerdir. İnsanın kafasındaki izlenimler mutlak ve her zaman aynı biçimi almazlar. İnsan, içinde yaşadığı Toplumun şartlarına ve Toplum içinde tuttuğu duruma ve savunduğu çıkara göre, kafasına çarpan izlenimlere biçim ve anlam verir. Yani, insanın kafası, beyni, ne bir fotoğraf makinesidir, ne de bir gözdür. İnsan, Doğada ve Toplumda her gördü- ğünü olduğu gibi almaz. Daha doğrusu her şeyi olduğu gibi görmez yahut kavramaz. Ancak görebildiği gibi kavrar. Yani, görmek istediği gibi, daha doğrusu kendisine gösterildiği gibi kavrar. İşte bütün bu özellikler Düşüncenin sübjektif olmasını gerektirir.

Düşüncemiz niçin sübjektiftir?

Çünkü insanın her çabası gibi Düşüncesi de sosyal durumundan ve tutumundan çıkar. İnsan, Toplumdan aldığı olanaklar ve müsaadeler ölçüsünde görür, duyar, sezer, kavrar. İnsanın görmesi, kişi gözü ile olmaktan çok, Toplumun ona verdiği düşünce yordamı ve düzeyi ile belli olur. İnsan evreni Sosyal gözü ile görür.” [1]

Düşüncenin öznel değil, nesnel bir gerçeklik olduğunu ortaya koyan düşünceler yok muydu? Tarih, onların örnekleri ile dolu. Hegel’in diyalektiği, bunların olguya en çok yakınlaşanı oldu ancak onu olgu ile buluşturan tüm gerçekliklerin izafi olduğunu ve mutlağın izafi gerçekliklerin toplamı olduğunu ortaya koyan Karl Marks ve Friedrich Engels oldu. Yine yukarıda saydığımız burjuva metafizik düşüncelerinin bazıları da diyalektik materyalizme temel olan düşüncelere birikim yaratmıştır. Ütopik sosyalizm ve kaba materyalizmler de diyalektik materyalizmin oluşumuna büyük katkılarda bulunmuşlardır. Ütopik sosyalizmde, bilimsel sosyalizme en yakın katkıları ortaya koyan sosyolog Saint Simon’u anabiliriz, yine Çernişevski, Thomas More, Fourier ve Owen gibi ütopik sosyalistler de sayılabilirler. Kaba materyalizmin ise Feuerbach’tan geldiğini biliyoruz, ancak bu materyalizm tarihten kopuk bir biçimdeydi, gidişi tarif edemiyordu. Ondan önce de Descartes ve Newton gibi mateyalistler, bilgi kaynağı oluşturdular.

Gelecek için diyalektik materyalizmin gidişi üzerine ne söylenebilir? Aslında diyalektik materyalizm, buzu kırarak ilerleme ve gelişme yolunu açmış durumda. Onun yöntemini kavradıkça, gelecek yıllarda insan düşüncesini geliştirmeye devam edecek. Fransız komünistlerden Henri Lefevbre, bu gelişimin sebeplerini şöyle açıklıyor.

“Devrimci praksis ve bilgi olarak marksizm, ideolojileri tahrip eder. Marx’a göre, marksizm, bir ideoloji değildir; marksizm, ideolojilerin sonunu belirtir ve bu sonun gelişini hızlandırır. Marksizm, bir felsefe de değildir; çünkü felsefeyi aşar ve gerçekleştirir. Marksizm bir ahlak değildir; ama ahlaklar hakkında bir teoridir. Marksizm bir estetik değildir; ama eserler, bu eserlerin koşulları, ortaya çıkışları ve yok oluşları hakkında bir teoriyi kapsar. İdeolojilerin ve daha genel olarak eserlerin, kültürlerin ve uygarlıkların koşullarını “saf” düşüncenin gücüyle değil, eylemde (devrimci praksiste) açığa vurur….” [2]

Görüldüğü gibi, Marksizm-Leninizm bir kalıbı biçimlendirmeyi reddederek olayın kendisine (yasasına) uygun biçimde zaman içinde devam etmeyi ortaya koyan bir düşünce biçimidir. Çok büyük oranda bilimin sözünün geçtiği ve olgunun kendisinden başka gerçeklik olmadığının özümsenmesi, düşünce dünyasının gelişiminin en üst seviyesi olacaktır.

Son olarak, düşüncenin varlığının kökenlerinin anlaşılması adına, Hikmet Kıvılcımlı’nın Komün Gücü adlı kitabının da önemli yol göstericilere sahip olduğunu da vurgulayarak, kitaptan yapacağımız bir alıntı ile sözümüzü sonlandıralım:

“Hayvandaki Pasif Uyum zorunluluklarıyla (organcıl başkalaşım gidişiyle) oluşan ve gelişen içgüdüler sistemi, hayvanın pasif düşünme, öğrenme ve duygulanımlarının motor gücüdür. Genellikle içgüdüleri kendisinde örgütleyen, temelde Üreyim Temelidir. İnsan düşünme, öğrenme ve duygulanımlarıysa, toplum motoruna yani Komün’ün İç Elemanlar diyalektiğine sıkı sıkıya bağlı işler. İnsan düşünce, öğrenme ve duygulanımları, bu yüzden bütünlüklü ve sonsuz gelişimli beyinsel bir örgütlenmeye ulaşmıştır. Ve üreyimle birlikte üretime dayanır.” [3]

İstanbul Direniyor’dan Özgür

[1] Hikmet Kıvılcımlı – Diyalektik Materyalizm Nedir? Derleniş Yayınları, sayfa 19

[2] Henri Lefevbre – Marks’ın Sosyolojisi, Sorun Yayınları, sayfa 81

[3] Hikmet Kıvılcımlı – Komün Gücü. Derleniş Yayınları, sayfa 63

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir