Doğu Avrupa Ülkelerinde Sendikal Dönüşüm

1980’lerden 1990’lı yıllara gelindiğinde dünya büyük bir değişim ve dönüşüm yaşamıştır. Kuşkusuz bu dönüşümden en mutlu ve en karlı olan taraf ABD, İngiltere gibi büyük emperyalist-kapitalist ülkeler ve uluslararası sermaye grupları olmuştur.

Başta Doğu Avrupa olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde [1] var olan sosyalist yönetimlerin yıkılmasıyla sosyalizmden -vahşi- kapitalizme geçiş ve dönüşüm süreçleri yaşanmıştır. Bu geçiş süreçlerine bağlı olarak başta iktisadi alanda olmak üzere birçok alanda köklü değişiklikler yapılmıştır.

Geçiş süreci yaşayan ülkelerde süreç bakımından farklı deneyimler yaşanmış olsa olsa da temel olarak ortak ve nihai eğilimlere rastlamamız mümkündür.

Geçiş döneminde sosyalist sistemden özel mülkiyete dayanarak uygulanan reform programları esas olarak ticaretin serbestleştirilmesi, daha önce işçi sınıfına; -nitelik olarak sosyalist-devlete ait iktisadi teşekküllerin özelleştirilmesi, taşeronluk, kayıt dışı istihdam gibi işçi sınıfının ve emekçi halkın aleyhinde birçok düzenleme içermektedir. Bu bağlamda 2004’de dönüşüm ekonomilerinin büyük bir çoğunluğunda GSMH’nın %70’inden fazlası özel sektör tarafından üretilmektedir. [2]

Sosyalist dönemde ekonomide dışa kapalı olan eski sosyalist ülkeler dönüşüm sürecinde dünya ekonomisiyle büyük bir hızla bütünleşmektedir. Bu süreç içerisinde söz konusu olan ülkelerdeki düşük emek maliyetlerinden ve potansiyel pazar olma durumlarından yararlanmak isteyen çok uluslu sermaye grupları yatırımlarını doğrudan bu bölgelere yönlendirmiştir.

Dönüşüm süreci öncesi Sosyalist ülkeler dünyada gelir dağılımındaki eşitsizliğin en düşük düzeyde olduğu ülkeleri oluşturmaktaydılar. Bu ülkelerdeki gelirin dağılımının eşit olup olmadığını ölçmeye yarayan Gini Katsayıları 0’a yakındır. [3] Yukarıda adı geçen yöntemlere dayanan neo-liberal dönüşüm süreçleri sonucu söz konusu ülkelerde gelir dağılımı ve çalışma koşullarında olumsuz sonuçlar meydana gelmiştir.

Sosyalizm sonrası Doğu Avrupa ülkelerinde enformel çalışma yaygınlaşmaktadır. Örneğin Rusya’da yabancı şirketlerin yaklaşık yüzde 75’i, Rus şirketlerinin ise yüzde 35-50’si taşeron işçisi kullanmaktadır Ama kayıt dışı faaliyet gösteren çok sayıda aracı firma var ve gerçek rakamlar çok daha yüksek. Bu konuda resmi istatistik yok. Moskova’daki İşçi Hakları Merkezi’nin yaptığı araştırma gösteriyor ki Rusya’da taşeron işçiliği özellikle yerleşik sürekli istihdamın yerini almaktadır. Buna rağmen taşeron firmalar taşeron işçiliğinin işsizlik ile yerleşik istihdam arasında köprü işlevi gördüğünü iddia etmektedir. [4]

Bu yıllarda yaşanan ilginç gelişmelerden birisi de işçi sınıfı hareketlerinde meydana gelmiştir. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde bahsedileceği gibi Doğu Avrupa ülkelerinde, özellikle de Polonya’da dini referanslar ve papalığın etkisi ile en belirgin örneği Dayanışma sendikası deneyimi vasıtasıyla vücut bulan bağımsız sendikacılık hareketleri meydana gelmiştir. Bu işçi sınıfı-sendikacılık akımını bir bakıma Batı Avrupa’daki Hristiyan-demokrat sendikacılığın bir yansıması olarak düşünebilmek mümkündür. Böylece Hristiyan sendikacılığın genellikle Marksist sendikacılık akımlarının egemenliğine bir tepki, alternatif olarak doğdukları yolundaki gözlem bir kere daha doğrulanmış olmaktadır. [5]

  • Rusya

1980’lerin sonunda Sovyetler Birliği’nin kötü gidişin ve Batı’nın gerisinde kalmasına ek olarak Gorbaçov döneminde yürürlüğe konulan Perestroyka ve Glasnost başta Sovyetler Birliği olmak üzere Sovyetler Birliğinde yaşanan dönüşümün yansıması olarak da kısa bir dönem içerisinde tüm dünyadaki sosyalist iktidarların sonunu getirmiştir.

Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra Rusya’da tıpkı diğer Doğu Avrupa ülkelerinde de olduğu gibi üretim araçlarının mülkiyetinin işçi sınıfına ait olduğu ve planlı ekonomi terk edilerek piyasa ekonomisine geçiş dönemi başlamıştır. İktisadi anlamda bu değişikliklere bağlı olarak mülkiyet hakkı düzeni ve devlet-sendika sosyal koruma sistemi değişmeye başlamıştır.

Bu süreçte diğer Doğu Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Rusya’da da serbest piyasa ekonomisinin görünmez elinin geçmişten bu döneme birikmiş olan tüm sorunların çözeceğine dair inanışlar mevcut olmuştur. Sermayenin 1990’ların başında ortaya çıkan ve milyarlarca dolar servet yaparak ülke yönetimiyle karanlık ilişkilere giren oligarkların elinde toplanması [6] ve geçiş sürecinde iktisadi kaynakların talan edilmesi ilerleyen dönemlerde ülke ekonomisini krize sokmuştur.

Ülkelerin benimsemiş oldukları iktisadi siyasetler sendika ve sendikal hareketi doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda iktisadi reformlar Sovyet sendika modellerinin yeni ekonomik sistem olan piyasa ekonomisine uygun olarak yeniden yapılanması gerekli kılmaktadır.

Sovyet sisteminde işçiler, işkolu ve meslek ayrımı göz önüne alınmaksızın tek bir sendikaya üye olmaktadırlar. [7] Sovyetler döneminde bütün işçileri kapsayan genel sendika modeli, Post-Sovyet döneminde yerini mesleki ve işkolu esasına göre örgütlenme modeline bırakmıştır.

Sendikaların üye sayıları özelleştirmelere ve buna bağlı olarak işten çıkarmalar sonucu azalmaktadır.

Rusya sendikacılığında geleneksel Sovyet tarzı sendikal merkezlerin günümüzdeki mirasçısı sendikaların (Sovyetler Birliği dönemindeki Tüm Birlik Sendikalar Merkez Kurulu’nun günümüzdeki temsilcisi Rusya Bağımsız Sendikalar Federasyonu) işçi haklarını gerektiği gibi savunamadığını düşünen yeni akım, yönetime karşı daha katı bir tutum takınılması gerektiğini, yasaların hâlâ işverenden yana olduğunu savunuyor. [8] Geleneksel sendikalar Sovyet döneminden kalma alışkanlıkların yansıması olarak işletme çıkarlarına önem vermişlerdir (buradaki sendikalar işletmelerin dönemler arasındaki mülkiyet farklılıklarını görememesi ve eski alışkanlıkları yeni mülkiyet ilişkilerinde de devam ettirdiği görülmektedir.). Yeni kuşak alternatif sendikalar ise örgütlenmede yenilik peşinde olan ve bürokratik yapıyı terk örgüt olarak karşımıza çıkmaktadır.

Post-Sovyet sendikacılıkta bahsi geçen alternatif sendikalar bünyelerindeki kemikleşmeyi engellemek için, sendika yöneticilerine ve faaliyetlerinde görev alan üyelerin ilgili işkolu için geçerli ortalama ücret ödeme kararı almışlar ve seçim tarihlerini sıklaştırmaktadırlar. Sendika aktivistleri eski görevlerini de yürütmektedirler, böylece sendika yöneticisi veya temsilcisi tabanına yabancılaşmaz.

Sendikalar 2002 yılında çıkan yasasına kölelik yasası yakıştırması yapmışlardır. [9] Zira işçilerin ve emekçilerin sosyo-ekonomik hak ve çıkarlarını korumak için sendikaların tek aracı olan grev hakları oldukça kısıtlanmıştır. Dayanışma grevi başta olmak üzere birçok işkolunda ve devlet kurumlarında grev yasaklanmıştır.

  • Polonya

Toplu sözleşmeden yararlanma: %30
Sendikalaşma oranı: %10-15
Asgari ücret: 400 €
Saatlik işgücü maliyeti: €7,4
İstihdam oranı: % 59,7
İşsizlik oranı: % 10,2
Haftalık çalışma süresi: 40,1 saat

Eski sosyalist ülkelerde işçi sınıfının bir kısmının açıkça karşı devrimi desteklemiş olduğu bir gerçektir. 1980’lerde ve 1990’larda Lech Walesa’nın peşinden giden Polonyalı Gdansk tersanesi işçileri bilinçli bir sınıfı değil, kandırılmış ve güdülen bir sürüyü temsil ediyordu.[10] 1980 başlarından başlayarak devasa bir işçi hareketine önderlik eden Dayanışma 1980 sonlarında Polonya’ya kapitalizmin restorasyonunu sağlayan motor güçtü. Gdansk şehrinde Lenin tersanelerinde liman işçilerin istediklerinin yerine getirilmesi için başlattıkları grev kısa zamanda tüm ülkeyi sardı ve Doğu Avrupa’daki mevcut sosyalist iktidarın son bulmasında önemli bir kilometre taşı meydana getirmiştir. Dayanışma mensuplarının on dokuzuncu yüzyıl kapitalizmine dönüşün faillerine dönüşmüş olması tarihin bir cilvesiydi. [11]

Peki, bu süreçte kilit rolü oynayan Gdansk işçileri ne kazandılar? İşten atılma ve reel ücretlerin düşmesi.

1999 yürürlüğe sendikalar yasasına göre tüm özel sektör çalışanlarının hizmet akdi ile iş görenlere, emeklilere, işsizlere savunma bakanlığındaki sivil çalışanlara, polislere, gümrük muhafızlarına sendika kurma ve mevcut bir sendikaya üye olma hakkı tanınmıştır. Çalışan her 10 kişi mahalli sendika kurabileceği gibi her 30 çalışan birleşerek ülke çapında faaliyet gösterecek bir ulusal sendika kurabilmektedir. [12]

Ayrıca -göstermelikten de olsa- sosyalist rejimde yaşanan büyük dönüşümler sonrası yapılan özelleştirmelerde sendikalar da danışılmıştır. Bunun en büyük sebebi sosyalizmin yıkılmasındaki Dayanışma sendikasının kilit rolü ve Dayanşıma’nın lideri Lech Walesa’nın ülke başkanı olmasıydı.

Sendikal Yapı

1980’de Walesa önderliğindeki liman işçilerinin işgal ve grev eylemleri tüm ülkeye kısa sürede yayıldı ve dönemin sosyalist hükümeti işçilerin bağımsız sendika talebini kabul etmek zorunda kaldı. Bu süreç sonunda dünya sendikal hareketi tarihinde önemli izler bırakan Dayanışma sendikası kurulmuş oldu.

Ek bir parantez açmamız gerekirse bağımsız sendika kavramının da tartışılması gereken yönleri ve sorunları vardır. İktidardaki Komünist Parti’den bağımsız olmak kelimenin gerçek anlamıyla bağımsız olmak için yeterli değildir. Dayanışma’nın Papalığın, ABD, CIA [13] gibi güçlerin etkisi altında olması dönemin Komünist parti ve Sosyalist iktidarına bağımlı olmasından daha tehlikeli bir bağımlılık ilişkisini ifade eder.

Diğer eski doğu bloku ülkeleri gibi Polonya’da da sosyalizmin yıkılması sonucu sendikalar üye kaybı yaşamıştır. 1995 senesinde %32,9 olan sendikalaşma oranı [14] günümüzde %10 ila 15 arasında seyir göstermektedir.

Polonya’da parçalı bir sendikal yapı mevcuttur. Bunlardan en büyüğü OPZZ-Tüm Polonya İşçi Sendikaları İttifakı, eski sosyalist rejim zamanında rejim tarafından kurulmuştur ve bugün de yelpazenin sosyal demokrat tarafında yer almaktadır. OPZZ Walesa’nın cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte daha muhalif bir role bürünmekle beraber bu rolü sayesinde üye sayısını arttırıp Dayanışma sendikasını üye sayısı ve etkinlik bakımından geçmiştir.

NSZZ (Solidarnosc) bilinen adıyla Dayanışma -Bağımsız ve Öz Yönetim Sendika Dayanışması 1980 yılında Katolik Hıristiyan düşünce temelinde kurulmuştur ve bugün Polonya’nın ikinci büyük sendikasıdır. Üçüncü büyük sendika ise 2002 yılında OPZZ’den ayrılan bazı sendikalarca kurulan FZZ-Genel Çalışanlar Sendikası ise politik bakımdan daha tarafsız bir yaklaşım benimsemiştir. Ayrıca ülkede işkolu ve işyeri düzeyinde, bağımsız çok sayıda örgüt bulunmaktadır.

Dayanışma Polonya’da iktidara geçmiştir. Liderlerinin yaptıkları ilk davranış, batılı devletlerin yardımına müracaat olmuştur. Açıkça ifade etmişlerdir ki başlıca beklentileri bu yardım üzerine kurulmuştur. [15]

Dayanışma sendikası sosyalizmin çöküşünde çok önemli bir görev üstlenmiş olmasına ve sosyalist dönem sonrasındaki ilk devlet başkanının aynı zamanda Dayanışma sendikasının lideri Walesa olmasına rağmen post-sosyalist dönemde kayda değer pek faaliyet ortaya koyamamıştır.

Polonya’da sosyalist hükümet iktidarında, sendikanın onayı olmadan ve belli kurallara uyulmadan hiçbir işçi işten atılamıyordu. Şimdiki Polonya rejiminde ise işçilerin böyle bir hakkı yok. Gdansk tersanesinde çözülüşten önce yaklaşık 19 bin işçi çalışırken, daha sonra özelleştirmeler eliyle işçi sayısı 3 bine kadar gerilemiş durumdadır. [16] Sendikanın çözülüşten önce on milyonları bulan üye sayısı ise şimdilerde 700 bin civarında. Dayanışma’nın toplumsal etkisi de aynı derecede azalmış durumdadır.

Son olarak genel bir sendika olan Dayanışma işkolu veya meslek esasına göre kurulmadığı için kapıları her işçiye açıktır.

Toplu pazarlık ve yönetime katılma faaliyetleri

Toplu sözleşmeler işletme düzeyinde veya işkolu düzeyinde akdedilebilmektedir.

Sosyalist dönemin nadir yansımalarından birisi de yönetime katılma konusunda gerçekleşmektedir. Polonya’da işletme düzeyinde yönetime katılma işlevi sendikaların en önemli işlevlerinden birisidir. Polonya’da hem Sendikalar kanunu hem de Sendikalar Kanunu tarafından işçilere işyeri kurultay ve komisyonları kurma hakkı verilmiştir. Bu komisyonlar aracılığıyla iş ve işletme hakkında ortak kararlar alınmaktadır

Son olarak genel bir tablo çizdiğimiz zaman sosyalist iktidarın yıkılmasında başta Dayanışma olmak üzere sendikalar kilit bir rol oynamış, anti-komünist muhalefeti bünyesinde toplamıştır. Toplu sözleşmeler başat faaliyet olarak gerçekleştirilmekte ve yönetime katılma konusunda yasal ve sözleşmesel yetkiler kullanılmaktadır.

Bir diğer dikkat edilmesi gereken konu ise diğer tüm eski doğu bloku ülkeleri gibi sendikal faaliyetlerde AB ve AB normlarının etkisi ön plana çıkmaktadır.

Sosyalist iktidarın yıkılmasındaki kilit rolü sayesinde Dayanışma sendikasına –özgür- batı dünyada hoş gözle bakılmakta, saygı duyulmaktadır. Yaşanan dönüşümlerde öncü rolü oynayan Dayanışma’nın günümüzde sosyal ve siyasal olarak etkisi sınırlı kalmaktadır.

Polonya’nın –eski sosyalist yönetimin- resmi sendika konfederasyonu OPZZ, Dayanışmanın 700 bin üyesine karşılık 850 bin üyesi ile dayanışmanın önünde yer almaktadır.

  • Bulgaristan

Toplu sözleşmeden yararlanma:  % 30
Sendikalaşma oranı ortalama: % 20’ler
İşsizlik oranı: % 12,4
Asgari ücret: 184 €
Saatlik ücret: 3.23 €
Çalışma çağındaki nüfusun çalışma oranı: % 58,8

Sendikalar

Bulgaristan’da sendikalaşma ortanı %20’dir. Bulgaristan’da iki ana sendika konfederasyonu vardır. Bunlardan birincisi Komünist dönemde kurulan KNSB’dir  ve resmi sendika olarak da anılmaktadır. Bulgaristan’da resmi sendikalar başlangıçta muhalif yeni sendika merkezi Podkrepa’nın ortaya çıkışıyla çok ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya geldiler. Ama bu rakip sonradan gücünü yitirdi. 1990 yılı sonunda yaklaşık 350 bin üyeden 1991 sonunda 600 bin üyenin üzerine çıkan Podkrepa 1993 yılı başında yaklaşık 225 bin üyeye düştü. Eski resmi federasyonun üye sayısında da düşüş yaşandı. 1990 sonunda 3 milyon olan üye sayısı 1991 sonunda 2,5 milyona, 1992 sonunda ise 1,6 milyona indi. Ancak resmi federasyonun sendikal alandaki üstünlüğü devam etti. [17]

Kasım 1989 yılında komünist hükümetin düşmesini takip eden yıllarda iki konfederasyon bir bütün olarak Bulgar ekonomisi ve reformların teşvikinde önemli bir rol oynadı.

Günümüzde Sendikalardan gelen rakamlara göre toplam sendikalı sayısı 400-500 bin arasında değişmektedir. KNSB Podkrepa’dan her zaman daha büyük olmuştur. 2012 rakamlarına göre KNSB’nin 275 bin, Podkrepa’nın ise 88 bin civarında üyesi var.

Bulgar iş kanunu bir sendika örgütünün kurulabilmesi ve işçileri temsi edebilmesi için bir takım koşulları yerine getirmesi gerekmektedir. Yasal statüye sahip olmakla beraber en az 75 bin üyeye sahip olması gerekir (Konfederasyonlar için).  Bulgar ekonomisindeki sektörlerin en az dörtte birinde örgütlenmeleri gerekmektedir.  Şu anda sadece KNSB ve Podkrepa, ulusal düzeyde temsili sendikaların statüsüne sahiptir.

Bu iki sendika arasında farklılıklar olsa da örneğin hükümetin 2011 yılında emeklilik yaşlarını yükseltmesine karşı ortak eylemler düzenlemişlerdir.

Bu iki konfederasyonun da yakın geçmişte Bulgaristan Sosyalist partisi ile işbirliği yapmışlıkları vardır. 2005 seçimlerinde BSP’yi desteklemişlerdir. Merkez sağ hükümet ile aralarında çatışma olmasına rağmen 2010 Temmuz ayında anti kriz paketi konusunda merkez sağ hükümet ile anlaşmaya varılmıştır.

Bu iki sendikal merkezin benzer yapıları vardır. KNSB içindeki 35 sendikanın en büyüğü  75 bin üye ile öğretmenlere aittir. Ayrıca KNSB ile ilişkili serbest meslek, ev işçileri, çiftçiler ve diğer gruplar ile bağlantılı yedi kuruluş vardır., Podkrepa’ya bağlı 30 sanayi fedarasyonu bağlıdır.

Genel sendika üyeliği sendikalaşmanın %100’e yakın olduğu komünist dönenim sona ermesinden sonra sürekli düşmektedir.  1998’de 777 bin üye ile senidikalaşma oranı %39’a düşmüştür. 2003’de toplam üyelik 499 bin, sendikalaşma oranı %27’ye düşmüştür. 2007’de 419 bin %20 oran, son rakamlar ise üyeliği 364 bin ve sendikalaşma oranını %18,3 olarak göstermektedir. Sosyalizm’den kapitalizme -geri- dönüşte sendikalar büyük kayıplar yaşamışlardır. İmalat sektöründeki keskin düşüşler, devletin ekonomik alanda etkinliğinin azalması ve küçük işletmelerin artışı sendikaların örgütlenmesindeki en büyük engelleri oluşturmaktadır.

Toplu pazarlık [18]

Bulgaristan’da işçilerin % 30-32’si toplu sözleşme kapsamındadır. Toplu pazarlıkla işkolu ve işletme düzeyinde gerçekleştirilmektedir. Fakat İşletme düzeyinde yapılan toplu pazarlıklar daha sık görülmektedir. Toplu sözleşmeler sadece sendika üyelerini kapsar. Fakat İş kanunu sendikalı olmayan işçilerin belirli koşullar altında toplu sözleşmelerden faydalanılmasını sağlar. Toplu sözleşmelerin yasal olarak bağlayacakları vardır.

Yönetime katılım ve işyerinde temsil

İş kanunu işçi konseylerine izin vermemektedir.  İşyerine işçilerin temsil edilmesindeki tek kanal sendikal örgüttür.

Asgari ücret

Sendikaların baskıları sonucu asgari ücret 2014 yılında 174 € olmuştur. 2006 yılında yürürlüğe giren yasal düzenleme sonucu haftalık çalışma süreleri 40 saatten 48 saate yükselmiştir.

Haftalık çalışma süreleri ve çalışma yaşı

Ulusal istatistik kurumunun açıklamalarına göre haftalık çalışma süresi 2013’de 33,4 saattir.

Son olarak Bulgaristan’da minimum çalışma yaşı 16’dır.

  • Çek Cumhuriyeti

İstihdam: % 66,5
İşsizlik: % 7,0
Asgari Ücret:  331€
Saatlik iş gücü maliyeti: 10,7€
Toplu sözleşme kapsamı: %38 – %40
Sendikalaşma oranı: 17%

Sendikalar [19]

Sendikalar tarafından yayınlanan kesin rakamlar olmasa da 800 bin sendika üyesi var olduğu sanılıyor. Bu da %17,4’e denk gelmektedir.

En büyük sendika konfederasyonu 400 bin üyesi ile CMKOS’dur. CMKOS Kasım 1989’da grev komiteleri deneyimi sonucu ve ülkede yaşanan Kadife Devrim sonrasın Mart 1990’da kuruldu. Çekoslovakya’nın Çek Cumhuriyeti ve Slovakya olarak ikiye ayrılması sonucu komünist dönemdeki sendika konfederasyonları da bu iki ülke arasında dağıldı.

İkinci büyük konfederasyon tarım sübvansiyonlarının azalması lehine çıkan hükümet politikalarına karşı güçlü eylemlilik sonucu CMKOS’dan ayrılarak 1995 yılında kuruldu. Demiryolu işçileri sendikası ve Doktorlar sendikası bu konfederasyonun en büyük sendikalarıdır. 2008 yılında 210 bin üyesi olduğu biliniyor.

Ülkenin 140 bin üye ile en büyük metal işçileri ve 50 bin işçi ile en büyük öğretmen sendikalar CMKOS’un en büyük sendikalarını oluşturmaktadır.

Sendikalar son yıllarda keskin bir şekilde üye kaybı yaşamaktadır. CMKOS 2.45 milyon üyeye sahipken 1995 yılın gelindiğinde üyeliği 5 kat düştü. Sendikalar bu duruma karşı endişeli olmalarına ve yeni üye kazanmalarına rağmen sendikalaşma oranlarındaki azalma durmuş görünmüyor.

Toplu Pazarlık[20]

Birçok şirket hiç pazarlık sürecine girmemesine rağmen şirket düzeyinde görüşmeler yoluyla Çek Cumhuriyeti çalışanların yaklaşık % 40’ı toplu pazarlık kapsamındadır. Endüstri seviyesi anlaşmalar, bazı sanayileri ve 2005 yılında yasal değişiklikleri kapsamakta ve tekrar uzatılabilmektedir.

Şirketlerin çoğunluğu herhangi bir toplu sözleşme kapsamında olmamasına rağmen, Çek Cumhuriyeti Toplu pazarlık, hem sanayi seviyesinde ve şirket düzeyinde – bu anlaşmalar “üst düzey toplu sözleşmeler” (KSVS) olarak bilinir – yer alabilir.

Sayıların kapsadığı dönemde, Çek İstatistik Ofisi tarafından tüm çalışanların % 37,7’si 2011 yılı toplu sözleşmeleriyle kapsamında, %32,6 kapsam dışında ve % 29,7 si ise belirsiz olarak son elde edilen rakamlarda gösterilmiştir. (Bu rakamlara 10’dan az çalışanı olan özel sektör işverenleri dâhil değildir.) 2005 yılında % 49,2 ve 2009 yılında% 41,2 olan toplu pazarlık kapsamı da düşmüştür.

Endüstri düzeyinde ve şirket düzeyinde anlaşmalar arasında dağılımına baktığımızda, ülkenin en büyük sendika konfederasyonu konseyi olan ČMKOS’a sunulan rakamlar 2012 Ekim ayında şirket anlaşmalarının üst düzey anlaşmalardan daha yüksek olarak çalışanları kapsadığını göstermektedir.

ČMKOS üyeleri sanayi düzeyinde etkili 2012 yılında toplam olarak işgücünün % 34’ü kapsayan 4655 şirket düzeyinde anlaşma ve %16’sını kapsayan 19 üst düzey anlaşma imzalamıştır.

İşyeri düzeyinde toplu pazarlık kapsamındaki çalışanların sayısı 1990’lı yıllardaki keskin düştükten sonra 2002 yılından bu yana 1,3 ila 1,4 milyon ile dengelenmiştir. ČMKOS tarafından yapılan anlaşmalar 2011 yılında 1.352.974 ve 2010 yılında 1.329.224 rakamlarıyla karşılaştırıldığında 2012 yılında, 4655 şirkette 1.351.127 çalışanı kapsamaktadır.

Endüstri seviyesindeki anlaşmaların sayısında hükümetin yayın olarak genişlettiği hukuk kuralları değişiklikleri büyük dalgalanmalara sebep olmuştur. 2012 yılında ČMKOS’a üye sendikalar tarafından imzalanan üst düzey anlaşmaları kapsamında 625.000 çalışan vardır. Bunlardan bazıları yani 400,000 doğrudan kapsam içindeyken 225,000’i sözleşmelerin uzantısı nedeniyle kapsam içine alınmıştır.

2001 yılında revize edilen anlaşmayı işverenler sendika üyesi olmasa bile aynı sektördeki diğer işverenlere endüstri düzeyinde toplu sözleşme uzatma konusunda kuralları imzalamışlardır. Bu prosedürün anayasaya aykırı olduğuna Anayasa Mahkemesi karar verdi. Revize edilen prosedürler kapsamının en büyük birlik ve sanayinin en büyük işveren sendikası tarafından toplu sözleşmeyi uzatma kararının ortakça alınmasını istedi. Genişletilmiş anlaşmalar 20’den az çalışanı olan işverenler için geçerli olmadığı ifade edildi. Bu genişletilmiş anlaşmalar kapsamında çalışanların sayısı 2010 yılından bu yana sadece sınırlı sayıda sanayi kolu için –inşaat, tekstil, deri, ulaştırma, cam ve porselen- 300.000 ve 200.000 arasında sabit kalmıştır.

Aynı zamanda pazarlık düzeyinin ikisinde de; sendikalar, işverenler ve Ekonomik ve Sosyal Anlaşma Üçlü Konseyi (RHSD) hükümetle görüşmüşlerdir. Bu görüşme geçmişteki bağlayıcı anlaşmaları sonuçlandırmak için değil, özellikle 1990’lı yıllarında başında toplu pazarlık için bir çerçeve sağlayan “ genel anlaşmalar” için önemli bir dizi rol oynamıştır. Konsey Hükümet politikası etkileriyle ortaklaşa diyalog formlarını birlikte buluşturmaya devam etmesine rağmen 1994 yılından beri hiçbir genel anlaşma imzalanamamıştır. Konsey’e katılmaya hak kazanmak için sendika konfederasyonlarının en 150.000 üyesi olmalıdır. Bu da sadece iki konfederasyonun ČMKOS ve ASO’nun katılabileceği anlamına gelmektedir.

Sendikalar arasında gerçekleşecek müzakere ulusal düzeyde sendikalar, işverenler, bireysel işverenler ya da işveren sendikaları olabileceği gibi işyeri sendikaları da olabilir. Mevzuat bir işverenin işyerindeki en büyük sendika ile pazarlık sürecine girebileceğini belirmiştir. 2008 Birkaç tane sendikanın anlaşamamasından dolayı Mart ayında Anayasa Mahkemesi tarafından anayasaya aykırılığı olduğu iddiası yöneltildi.

Zaten yerel düzeydeki anlaşmaların büyük kısmında belirtildiği gibi bunun nedeni birçok işveren sendikasının üyeleri adına pazarlıkta isteksiz olmasıdır. Kamu sektöründe endüstri düzeyinde işverenlerin sendikasız olmasından dolayı Etkili toplu pazarlık gerçekleşmesini zorlaştırmaktadır.

Şirket düzeyindeki toplu sözleşmeler normal olarak bir yıl için geçerli kılınmaktadır. Sanayi düzeyinde ise anlaşmaların ödeme süresi 12 ay olmasına rağmen ödeme oranları ek anlaşmayla yıllık güncellenmekte ve anlaşmalar giderek iki yıl veya fazla süre için imzalanmaktadır.

Çalışma süresi, iş organizasyonu ve emeklilik için işveren katkıları gibi diğer konular pazarlık konusu olsa da ödemeler ana konuyu oluşturmaktadır.

Çek Cumhuriyetinde asgari ücret uygulanmaktadır. Ancak hükümet işverenler ve sendikalarla görüştükten sonra 1988 yılı ve 2007 yılları arasında ücretleri her yıl arttırdı. Ancak o zamandan beri herhangi bir artış gerçekleştirilmemiştir.

  • Romanya

Saatlik işgücü maliyeti – €4.40
İstihdam – 63,8%
İşsizlik 7,2 %
Sendikalaşma oranı %35
Toplu sözleşmeden faydalanma %40
Haftalık çalışma süresi 40,9
Asgari ücret 228 €

Sendikalar

Romanya diğer eski doğu bloku ülkelerine göre sendikalaşma oranları daha iyi seviyededir. Romanya’da 2007 yılına kadar beş büyük konfederasyon bulunmaktaydı. 2007 yılı başında CNSLR Fratia-Romanya Kardeşlik Hür Sendikalar Ulusal Konfederasyonu, CNS Meridian- Meridian Ulusal İşçi Sendikaları Konfederasyonu ve BNS-Ulusal Sendikalar Bloğu birleşerek ACSR-Romanya İşçi Sendikaları Konfederasyonu İttifakı olarak Romanya’nın en büyük işçi örgütüne dönüşmüştür. Bu ittifaka dâhil olmayan Cartel Alfa-Ulusal İşçi Sendikaları Konfederasyonu ve CSDR-Romanya Demokratik Sendikalar Konfederasyonu ise diğer büyük üst örgütleri oluşturmaktadır. Bu beş büyük konfederasyon 2011 yılında sosyal diyalog yasası gereğince hükümetin kemer sıkma planlarına karşı ortak muhalefet ve protestolar gerçekleştirmiştir. [21]

Toplu sözleşme [22]

2011’de çıkarılan mevzuat ile tüm ulusa asgari maaş ve çalışma koşulu sağlayan sistem kalktı. Böylece sistemin özü ve ulusal çapta pazarlık değişti. Ayrıca sendikaların pozisyonunu zayıflatacak şekilde, endüstriyel ve şirket çapında pazarlık için yeni düzenlemeler geldi.

Şu anki durumda şirket/organizasyon seviyesindeki şirket guruplarında, toplu anlaşmalar endüstri seviyesinde görüşülmektedir. Mevzuat ayrıca görüşmeleri ulusal çapa çıkarma amacı ile de kullanılmaktadır. Ancak, Romanya’daki tüm çalışanlara en önemli asgari çalışma şartlarını sağlayan ulusal çaptaki anlaşmalar, yeni Sosyal Dialog yasasının geçişiyle 2011’de kaldırılmıştır.

Ekonominin büyük bölümü endüstri anlaşmalarını kullandığından, bu seviyede oldukça büyük değişiklikler meydana gelmiştir. Endüstri anlaşmaları sadece, o endüstrideki işçi kurumlarında çalışanların yarısından fazlası tarafından imzalanmış ise sadece o endüstri kolunda geçerli olmak üzere uzatma (genişletme) talepleri, imzacılar ve ulusal çaptaki üçüncü parti konseyler üzerinde bağlayıcı olabilmektedir.

Hükümet, sendikalar ve işçiler arasındaki görüşmelerde, görüşmeler anlaşmazlık sebebi ile kesintiye uğrarsa; aynen endüstrilerde tanımlandığı gibi hem sendikaların hem de işçi kurumları kâfi sayıda üye göstererek endüstri anlaşması görüşmelerine devam eder.

Şirket düzeyinde ise anlaşmaya varılamasa dahi görüşmelerde yasal bir zorunluluk vardır. İşveren sürece ön ayak olmalıdır. Bu zorunluluk 21 veya daha fazla çalışana sahip şirketlerde uygulanır. 31.12.2012’de 8783 toplu anlaşma, şirket düzeyince çözümlenmişti (mevcut anlaşmalara yapılan eklemeler ile birlikte). Bu rakam 2011’de 7473, 2010’da ise 7718 idi.

Yeni Sosyal Dialog kanunu üst seviyede görüşülenden daha kötü şartlar içermeyen anlaşmaların durumunu devam ettirmektedir. Üst seviyede görüşülenden daha kötü şartlar barındıran anlaşmalar devam ettirilemez.

Sendikaların güçlü olduğu durumlarda – normalde devletle ilişkisi olan büyük şirketler – bu anlaşmalar ulusal anlaşmalarda gözle görünür gelişmeler sağlamıştır. Lâkin, hatırı sayılır sayıdaki şirkette anlaşmalar esasen resmî bir nitelikte olup, ulusal asgari düzenlemelerde bir gelişme yapmamıştır. Elde kalanlardan, görüşmelerin ulusal anlaşmaları geliştirmesinin nasıl kaldırıldığı görülebilir. Ek olarak, 21 kişiden az çalışanı olan şirketler -ki Romanya’nın önemli bir kısmını oluşturmaktadır- görüşmelerde bulunmak zorunda değillerdir ki genellikle bulunmuyorlar.

Yasaya göre, toplu anlaşmalar mutlaka yazılı olmalı ve uygun bir otorite tarafından tescil edilmelidir (Şirket anlaşmalarında ilçe, endüstri anlaşmalarında ulusal. Her pazarlık grubu için sadece bir toplu anlaşma yapılabilir). Başka bir değişle endüstriyel düzeyde veya aynı şirket içindeki farklı çalışan gruplarına yönelik birden fazla ya da rekabet halinde anlaşmalar olamaz

İşverenler ile Sendikalar arasındaki toplu pazarlıkta olduğu gibi ulusal çapta da tüm sendikaların temsil edildiği bir yapı bulunur. 2011 Sosyal Dialog Yasası ekonomik ve sosyal konseyin yapısını değiştirdi. CES (Ekonomik Sosyal Komisyon herhalde?) eskiden, sendikaların, işverenlerin ve hükümetin yer aldığı 3 parçalı bir yapıdaydı. Şimdiyse hükümetten ziyade sivil toplumu temsil etmektedir ve finans, ekonomi, sağlık ve sosyal alanda yapılacak her yasa sırasında danışılması zorunludur. Yeni üçlü yapı, Sosyal Dialog için Ulusal Üçlü Konsey, CNTDS, tüm bu rollere artı olarak asgari ücret ile olası sosyal partnerlerin görüşülmesinde tavsiye verme rollerine sahiptir.

2011 Sosyal Dialog Yasasındaki değişiklerin tanıtılmasıyla pek çok toplu pazarlık etkilendi. Önceki ulusal çaptaki pazarlıklar kaldırıldı ve endüstri seviyesindekilerde de yeni anlaşmalara varmak imkânsız hâle geldi. Sonuç olarak çalışan kitlelerin üstündeki toplu pazarlık koruması keskin bir şekilde çökmüş oldu. Temmuz 2012’de, sendika konfederasyonları olan BNS ve Cartel Alfa ortak açıklamalarında değişikliklerin sonucu olarak toplu pazarlık kapsamının Mayıs 2011’deki %98’den %36 civarına düşeceği tahmininde bulundular.

Sosyal Dialog Yasasını yürürlüğe koyan hükümet Mayıs 2012’de düştü ve seçimlerden sonra Aralık 2012’de yeni bir hükümet kuruldu. Yeni hükümet seçimden önce yasada düzeltmeler vaad etmişti ancak henüz (Nisan 2013) bu sözünü yerine getirmedi.

Yeni sosyal dialog kanunu şirket çapında görüşmeleri kimin hangi sıfatla görüştüğü hakkındaki kuralları değiştirdi. Endüstri çapında işler değişmedi. Sendikalar görüşmelere katılabilmek için, endüstrideki çalışanların en az %7’sini temsil etmeli. (İşveren kurumları %10’unu temsil etmek zorunda)

Şirket düzeyinde %50 + 1 kişiyi temsil etmek zorundalar (eskiden 1/3). Bu demektir ki bir şirkette sadece bir sendika temsil edilebilir.

Eğer yeterli üye sağlayamadıkları için ortada temsilci bir sendika yoksa, şirket düzeyindeki görüşmeler; orada bulunan ve o endüstriyi temsil eden sendika federasyonu üyeleri tarafından devralınabilir. Ola ki sendika veya sendika federasyonu da temsilci olamıyorsa, görüşmeler seçimle belirlenmiş bir çalışan temsilcisi vasıtası ile yürütülür.

Legal olarak toplu anlaşmanın asgari süresi 12 ay ve azami süresi 2 yıl olmasına rağmen ortak bir kararla 12 ay daha uzatılabilir. Şirket düzeyindeki çalışanlar mevcut anlaşmanın geçerlilik süresi dolmadan en geç 45, en erken 60 gün içinde hem fikir oldukları konular hakkında görüşmelere başlamalıdır. Görüşmeler tipik olarak yıllık takvimin sonunda yer alır ve sonrasında başlar.

Sosyal Dialog için Ulusal Üçlü Konsey (CNTDS)’de işveren ve sendikaların tartışmalarını takiben ulusal bir asgari ücret belirlenmektedir.

  • Sonuç

Sendikal hareket ve endüstri ilişkileri emek gücünün metalaştığı ortamda yani kapitalist düzende başlar. Özellikle Rusya ve Polonya işçi ve sendikal hareketi çok özel bir kadere sahiptirler.

Marx ve Engels’in 1848 yılında yayımladıkları ünlü Komünist Partisi Manifestosu şöyle başlamaktadır: “Avrupa’nın üzerinde bir hayalet dolaşıyor: Komünizmin hayaleti”. Lenin önderliğindeki işçiler, köylüler, askerler ve Bolşevikler 1917 Ekim’inde iktidarı devrim yoluyla ele alınca Marx ve Engels’in bahsettiği “hayalet” tam 69 yıl sonra “gerçek” haline gelir.

Peki, Ekim Devrim’inin insanlık tarihi açısından anlamı nedir? Marx ve Engels Komünist Partisi Manifestosu’nda “İşçilerin vatanı yoktur. Onlardan sahip olmadıkları bir şey alınamaz.” [23] demektedir. Ekim Devrimi’yle Rusya’daki burjuva ve toprak sahiplerinin iktidarı devrilmiş, İşçi-Köylü ittifakına dayanan Sovyet devleti biçimine dönüşen Proletarya iktidarı kurularak tarihte ilk defa bir işçi sınıfı devleti kurulmuş, işçilerin bir kelimenin gerçek anlamı ile bir devleti olmuştur. Ekim devriminden 72 yıl sonra Polonya’da işçi sınıfı Dayanışma sendikasının önderliğinde var olan sosyalist yönetimin yıkılıp kapitalist sistemin kurulmasında motor gücü üstlenmiştir.

Doğu Avrupa ülkelerinde sosyalist iktisadi düzenden piyasa ekonomisine geçiş doğal olarak ülkelerin endüstri ilişkilerini etkilemektedir. Post-sosyalist dönem sonrası yaşanan özelleştirmeler, dışarıdan gelen sanayi yatırımları, enformel istihdam biçimleri ve devletin endüstri ilişkilerinde -var olan yeni iktisadi düzene uyumlu- olarak yeniden konumlanışı Doğu Avrupa ülkelerinde sendikaları ve işçileri olumsuz derecede etkilemiştir. Devlet tarafından çıkartılan kanunlar aracılığıyla sendikalaşma ve grev engellenmekte, toplu pazarlıklardan yararlanma olanakları kısıtlanmaktadır.

Bu çalışmanın da ortaya koyduğu gibi 1990’lardan günümüze endüstri ilişkilerinin olmazsa olmazı olan sendikalaşma ve toplu sözleşmelerden yararlanma oranları kararlı bir şekilde düşüş eğilimi göstermektedir.

Sendikalar insan emeğinin koruyucusudur. İnsanlık, emek korunduğu sürece var oluyorsa, bu yönde hizmet eden sendikalar da var olacaklardır. Rusya’da gelişen yeni kuşak alternatif sendikalar bizlere bu yönde umut vermektedir.

Katkıda bulunanlar :
İstanbul Direniyor’dan Cem

KAYNAKÇA

 

[1] Bu ülkelerin ayrıntılı listesi

[2] Alper Demirburgan, “DOĞU AVRUPA VE BAĞIMSIZ DEVLETLER TOPLULUĞUÜLKELERİNİN EKONOMİK DÖNÜŞÜM SÜRECİNDETEMEL EĞİLİMLER”, Afyon Kocatepe Üniversitesi, İ.İ.B.F. Dergisi. Cilt VII, 2005, s. 170.

[3] Alexeev. “Income Distributionin The U.S.S.R. in The 1980s”, Review of Income and Wealth. 1993, Vol 39, No 1, ss.31.

[4] IndustriALL Küresel Sendika. Üçlü Tuzak. 2012. 

[5] Alparslan Işıklı, Sendikacılık ve Siyaset, 4.Basım, Ankara: İmge Kitapevi, 1990, s.15

[6] Cumhuyiet Gazetesi – Rus Oligarklar yeniden dünya gündeminde

[7] Orhan Tuna, “Bugünkü Sovyet Sendikalizminin Nazari ve Tatbiki Esasları”, 1951,  ss.88

[8] BBC, Rusya’da Yeni Kuşak Sendikalar

[9] BBC, ‘Capitalist’ labour laws come to Russia

[10] Kıvılcım Çağla, Gdansk’ın Öğrettikleri, 20 Temmuz 2008

[11] Tadeusz Kowalik, Dayanışmadan İhanete Polonya’da Kapitalizmin Resterasyonu, 1.Basım, Ankara: NotaBene Yayınları, 2013,  s.13.

[12] M. Refik Korkusuz, “Günümüz Polonya’sında İşçi Sendikalarının Yapıları Ve Mesleki Faaliyetleri”, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2003, Cilt 5, Sayı 2, s.80

[13] Sol, Can Dündar’ın dayanışması kimlerle dayanışıyordu?

[14] Jeremy Waddington, Trade Union Memehership İn Europe,  s.6 

[15] Alparslan Işıklı, A.g.e, sf.18

[16] Sol, Anti-Komünist Sendika 30 Yaşında

[17] Peter Gowan, Eski Sosyalist Ülkelerde Komünistler ve İşçiler, Ürün Dergisi

[18] Bulgaria Industrial Relations Profile

[19] Chezch Republic, Trade Unions

[20] Chezch Republic, Collective Bargaining

[21] Romania, Trade Unions

[22] Romania, Collective Bargaining

[23] Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Partisi Manifestosu, 2.Baskı Istanbul: Kaynak Yayınları, Mayıs 2003, s.68

 

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir