“Devrim”e Y-CHP yasağı sökmez! (Adana Direniyor)

Y-CHP’nin “Ekonomi Masası” olarak kendilerini adlandıran komitesinin, Adana’ya yaptığı ziyaret kapsamında gerçekleştirdiği konuşmaya sosyal medyada rastladık. Kendilerinin son süreçte “Ekonomi Masası” olarak çeşitli yerlere ziyaretler gerçekleştirdiğini, gerek sosyal medyadan gerekse gazetelerden görüyoruz, okuyoruz. Bu ziyaretlerden biri, Adana’da DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası’nda gerçekleştirildi. Y-CHP’nin “Ekonomi Masası” heyeti tarafından söz alınması ile birlikte, sendikanın salonunda bulunan işçilerimizi “Bilinç Hasarı” dediğimiz hasara uğrattığına, sosyal medyada paylaşılan görüntüler dolayısıyla tanık olduk. İşçilerimizi, içinde bulundukları gerçeklikten uzak tutuyorlar böylece.

Konuşmayı gerçekleştiren kişi, Y-CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu, görevini layıkıyla yerine getiriyor. Neden mi? Çünkü kendileri, Parababalarının yarattığı kanser düzenine, işsizlik ve pahalılık zulmüne emniyet supabı olarak çalışıyorlar. Finans-Kapital Zümresi yıllardan bu yana işçi sınıfından artı-değer sömürürken, bu vurgunu yaparken, her zaman için işçilerin bu sömürü karşısında mayhoş olmasını istemiştir. Bunun için işçilerin bilincine yönelik çeşit çeşit saldırılar düzenlemiştir. İşçiyi bu sömürü karşısında hep tepkisiz, sınıf bilinçsiz bırakmanın yollarını aramıştır.

CHP Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun DİSK/Genel-İş Sendikası salonunda kullandığı ifadelerin tamamını izleyelim ve vurgulamak istediğimiz noktayı kabartılandıralım:

“Bizim 70’li yıllardaki kültürel, entelektüel seviyeye ulaşmak lazım. Biz, devrim lafını artık bence kullanmamalıyız. Çünkü post modern gerçeklikte devrimi kirlettiğimizi düşünüyorum. Biz, Sosyal Demokrasiyi bile kullanmamalıyız, yanından bile geçmiyoruz. Yaşam pratiği tamamen Vahşi Kapitalizmin kölesi haline gelmiş insanların devrimci bir söylemi kullanması, hem devrimin literatürüne aykırı hem de bu devrim uğruna fedakârlık çekmiş insanlara aykırı bir durum. Bu ülkede Sosyal Demokrasi bile büyük bir devrimdir. Bu ülkede bunu anlarsak ve biz, bu mücadeleyi slogandan ziyade içeriği ile birlikte yapabilirsek bu ülkenin zenginleşme öyküsü sadece buradan çıkar.” (Aykut Erdoğdu, 13 Kasım 2020 tarihli konuşması, 2:55-3:40 dakika arası)

Ne kadar güzel görevini yerine getiriyor öyle değil mi? Muhtemelen Y-CHP’nin Finans-Kapital Ekonomi Ajanı Selin Sayek Böke Hanımcağızdan öğrenmiş olsalar…

Aykut Erdoğdu, İşçi Sınıfımıza aslında şunları söylüyor; geçmişte sizlerin ve devrimci örgütlerin, partilerin yarattığı nicel birikim seviyelerine ulaşmalıyız. Ama İşçi Sınıfının devrimci programı yerine –yani sizi ezen sistemin siyasi ve ekonomik ilişkilerini söküp atmak yerine- hem işçiler ve hem işverenler için daha makul artı-değer gaspının yapılacağı ve işçilerinde eline yaratılan zenginlikten en azından harcama yapabileceği kadar ücreti vermemiz gerekir, diyor. Devrim sözcüğünü bu sebeple yasak etmeyi buyuruyor Aykut Bey hazeretleri! 

Bunu söylerken bile çok güzel demagoji yapıyor. İşçi Sınıfımızı kendi gerçekliğinden, kendi pratiğinden soyutlayarak yapıyor. İşçi Sınıfının devrimci görevini, işçi sınıfına kötülüyor aslında. Yani, ancak Modern Parababalarının bizim gibi kapitalizmce geri ülkelerinden ziyade, Avrupa’nın ileri üretim teknikleri seviyesine sizleri getirirsek “zenginleşme başlar” diyor. Yani böylece burjuvazi teknikçe ilerlemiş olur, hem de sizin alım gücünüz artar, böylelikle burjuvazi sizden aldığı artı-değer ile size sizin ürettiklerinizi daha kolay satar, sizlerde daha kolay alırsınız, diyor. Böylelikle daha kabul edilebilir düzeyde sefaleti, yoksulluğu yeniden pay etmenin yollarını buluruz, diyor.

Yapılan tarif, tamamen Burjuvazinin lehine bir zenginleşme tarifidir. İşçi Sınıfımız yine dünyayı omuzlarında taşıyacak, üretecek, tüm yükü çekecek, ama bütün ileri teknik ile yaratılmış olan zenginliklerden sadece “alım gücü” kendisine verilecek. Bu alım gücünü de yine Parababalarının kendisi belirlemiş olacak. Kendisi sınırlandırmış olacak…

Bizler, Modern ve Sosyal Sınıflı çağımızda yaşamaktayız. Bu çağımızda Sosyal Sınıflar mevcut, yani Toplum içerisinde birer bölümleşme, durum ve çıkar bakımından birbirinden farklı, zıt kutuplarda bulunan Sosyal Sınıf gerçekliği mevcuttur. Bu gerçekliği zihnimizden çıkarırsak veya egemen-ezen sınıfların lehine bu gerçekliği eğip bükersek -tıpkı Aykut Erdoğdu’nun yaptığı gibi-, en âlâ Oportünizm sofrasında işçi sınıfımızın tepesine çökmüşüz demektir. Yani İşçi Sınıfımızın çıkarlarını ve devrimci görevlerini terk etmişiz demektir.

Şimdi, Aykut Erdoğdu denilen zat-ı muhtereme iki çift sözümüz olsun. Onun nezdinde sahte muhalefet, Finans-Kapital partisi Y-CHP’nin Fil Dişi Kulelerinden emekçi-yoksul halk yığınlarımıza “Finans-Kapital Sömürü Tekniği” öğretisinin ikna yollarını arayanlara ve bunun için sokaklara “Ekonomi Masası” şarlatanlarını salanlar sesimizi duysunlar!

Türkiye Devrimi’nin Teorik ve Pratik Önderi, Kızıl Savaş Bayrağı Hikmet Kıvılcımlı Usta, “Genel Olarak Sosyal Sınıflar ve Partiler” isimli eserinde şunları söylemektedir:

“Sosyal Sınıf: dedik mi, ilkin Modern ekonomi temelini ve onu belirlendiren Egemen Üretim yordamını göz önüne getiriyoruz. Her toplumun sosyal sınıfları, her şeyden önce, o toplumun “Egemen Ekonomi” ilişkilerinde Dolaysızca, yani Birinci Kertede görevli bulunan insan kümeleridir. “Egemen Ekonomi” der demez şunu anlıyoruz: Demek her toplumda başkaca “Egemen Olmayan Ekonomi ve Üretim” biçimleri de vardır. Modern burjuva toplumunda egemen üretim biçimi Kapitalist Üretim yordamıdır. Kapitalist toplumun sosyal sınıfları, ancak Kapitalist Üretim Yordamı içinde Dolaysızca, yani Birinci Kertede görevli bulunan insanların kümeleşmeleridir. Ve ancak o kümelerin ilişkileri Modern toplum sınıfları bakımından düşünce ve davranış konusu edilebilirler.” (Agy. sayfa 16)

Bunu kafanıza mıh gibi kazıyın! Bu gerçeklikten başka hiçbir gerçeklik mümkün değildir içinde bulunduğumuz koşullarda. Yani İşçi Sınıfımızı bu gerçekliğin alternatif çözümü yerine, bu gerçekliğin üzerinde Burjuvazinin ve Kapitalist Üretim Yordamının bin bir türlü sömürü hilekârlıklarına ikna çabalarınızı boşa çıkartırız! Ve biz Proletarya Sosyalistleri, “ancak o kümelerin ilişkileri Modern toplum sınıfları bakımından düşünce ve davranış konusu edilebilirler” bilimsel gerçekliğinden yola çıkarız.

Demek ki neymiş Oportünist Aykut; İşçi Sınıfı kendisinden durum ve çıkar bakımından farklı olan, zıttı olanın kendisine uyguladığı sömürü ve zulüm çarkında “yepyeni kayış” görevine ikna edilemezmiş. Buna tarihin gerçekliği, Modern, Sosyal Sınıflı çağımızın koşulları kesinkes karşı gelirmiş, değil mi?

Bir alıntı daha yapalım bu konu hakkında;

“Modern toplumda İşveren sınıflarının durumu: Üst ve Güdücü sınıf olmak; İşçi Sınıfının durumu: Alt ve Güdülen sınıf olmaktır. Gene modern toplumda, İşveren sınıfının çıkarı: elinden geldiği kadar çok Artıdeğer koparmak, yani Sömürmek; İşçi Sınıfının çıkarı ise: elinden geldiği kadar az Artıdeğer koparttırmak, yani Sömürülmemek’tir. Bu tanımlamaya göre, Modern toplumun başlıca Sosyal Sınıfları: İşveren ve İşçi Sınıflarıdır. İşveren sınıfı Üstte Sömürücü, İşçi Sınıfı Altta Sömürülen sınıflar oldukları için, durumları ve çıkarları bakımından iki zıt kutup olmuşlardır. Sonsuz gibi görülen önüne geçilmez bir savaş içinde bulunurlar. Buna Sınıflar Savaşı yahut Sınıflar Güreşi yahut Sınıflar Dövüşü adları verilir. Sınıflar dövüşü denilen gerçekliği şu veya bu insanın dileği yahut kaprisi yaratmaz. Kapitalist düzenin ta kendisi sınıflar savaşını gerektirir.” (Agy. sayfa 16)

Oportünist Aykut Erdoğdu’nun bu alıntılardan ders çıkarmasını beklemiyoruz, ama en azından onu takip edenler, ona inananlar bir ihtimalde olsa durup düşüneceklerdir. Sınıflar Savaşı gerçekliğini perdeleyen, İşçi Sınıfının bilincinden yok eden, Finans Kapital Zümresi lehine o gerçekliği çarpıtanların ise affı yok! Yani İşçi Sınıfımızın tarihçil devrimci görevi, Aykut Erdoğdu’nun söylediği üzere “Zenginliği yaratmak” değildir, üretim ilişkilerinde egemen sınıfların üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetini parçalamaktır.

Peki, Sınıflar Savaşı gerçekliğini yok saymak, inkâr etmek ne anlam ifade eder? Hemen Bakalım:

“Bu inkârı yapan cahil kişi ise, ne dediğini bilmiyordur. Ne dediğini bilenler inkâra, hatta yasaklamaya kalkıyorlarsa, yaptıkları ikiyüzlüce bir sahtekârlıktır. Çünkü “Özel Teşebbüs” demek “Kapitalizm” demektir. Kapitalizm demek: üstte sömürücü işveren sınıfı, altta sömürülen İşçi Sınıfı ile bir üretim yapılıyor demektir. Kapitalizm bu üretim ilişkilerinin temelleri üzerine kurulmuş bir sosyal düzendir. Bu sosyal düzeni kuranlar şu veya bu insanlar, şu veya bu sınıflar değil: Tarihçil gelişimdir. En basit gerçekçi insan dürüstlüğü, kapitalizmin birbirine zıt İşveren-İşçi Sınıflarına dayandığını, bu sınıflar arasındaki çelişkinin ister istemez ardı arası kesilmeyen çatışmalarla dolu olduğunu görmezlikten gelemez. Sınıflar güreşini örtbas etmeye, yani varken yok saymaya yahut yasak etmeye kalkışmak nedir? Sınıflar güreşini insan bilincinden uzak tutmaktır. İnsan sınıfları arasındaki güreşi Hayvanlar arasındaki orman kanunlarıyla gütmeye girişmektir. Tersine, Modern toplumda özel teşebbüsçülüğün egemen olduğu kapitalist üretim yordamı yüzünden doğmuş Sınıflar Dövüşü’nü insanların bilincine çıkarmak: insanlar arasındaki bir sürü hayvanca tepişmeleri, İnsanca yapmak ölçülerini getirir. Buna Sosyalizm denir.” (Agy. sayfa 17)

Değerli arkadaşlar, görüldüğü üzere bu bayağının bayağısı kişinin neme lazım zat-ı muhterem(!) olduğunu açık ettik, daha doğrusu kendisi bize bu fırsatı hiç olmadığı kadar sağlamış oldu. İnsan, Avrupa Sosyal Demokrat kurnazlığı bekliyor bunlardan, ama ne diyelim Türkiye’de bunların Sosyal Demokratlığı bu kadarcık işte… Zaten kendiside itiraf ediyor videoda: “Biz, Sosyal Demokrasinin yanından bile geçmiyoruz.” diyor. Bunların politik zekâsı bu kadar, arkadaşlar. Onu bile beceremiyorlar.

Şimdiyse gelelim “Devrim” ne anlam ifade ediyor?

Devrim; bizzat Sınıflar Savaşı gerçekliğinin ve Modern, Sosyal Sınıflı Çağımızda bir diğer Sosyal Sınıfın bir diğeri üzerindeki otorite kurma hamlesidir. Bu sebeple de “Sosyal Devrim Çağı” itibariyle İşçi Sınıfımızın tarihsel olarak Devrimci sorumluluğu mevcuttur. Bu sorumluluktan uzaklaştıkça “insanca düzen” mücadelesinden tüm insanlık uzaklaşmış demektir.

Engels Usta’nın kendisinden “Devrim nedir?” açıklayalım:

“Devrim, elbette ki, en otoriter olan şeydir; bu, nüfusun bir bölümünün kendi iradesini, nüfusun öteki bölümüne tüfeklerle, süngülerle ve toplarla akla gelebilecek bütün otoriter araçlarla dayattığı bir eylemdir; ve eğer muzaffer olan taraf yok yere yenik düşmek istemiyorsa, bu egemenliğini, silahlarının gericiler üzerinde yarattığı terör ile sürdürmelidir. Paris Komünü, silahlı halkın otoritesini burjuvaziye karşı kullanmamış olsaydı, bir gün olsun dayanabilir miydi? Tersine, Paris Komününü bundan yeterince serbest bir biçimde yararlanmamış olmakla suçlamamız gerekmiyor mu? O halde, şu iki şeyden birisi: anti-otoriterciler ya neden söz ettiklerini bilmiyorlar ki bu durumda kafa karışıklığından başka bir şey yaratmış olmuyorlar; ya da bunu biliyorlar ki bu durumda da proletaryanın hareketine ihanet ediyorlar. Her iki durumda da gericiliğe hizmet etmiş oluyorlar.” (Marx, Karl; Engels, Friedrich. Seçme Yapıtlar – 2, Otorite Üzerine, Sol Yayınları, 1977)

Görüldüğü üzere İşçi Sınıfını “Devrim” ve “Devrim Bilinci” noktasından uzaklaştıranlar, buna mümasil şeyler için çalışanlar en muktedir kurnaz gericidirler. Aykut Erdoğdu’nun kendisini ve siyasi kişiliğini de bu noktada değerlendirmek gerekir. İşçi Sınıfının kendisini ezen güçler karşısında otorite kurması pratiğini ondan almak isteyenler en düzenbaz proletarya hareketi ihanetçileridir.

Böylelikle Aykut Erdoğdu hakkında gereken şeyleri söyledik. Daha fazla şeyler söyleyebiliriz, hatta teorik olarak söylenecek aslında çokça şeyde var. Ancak, uzatmaya lüzum görmüyoruz.

Tabi, kış kışlığını yapacaktır. Kışın kendisine “Neden soğuksun be!” diye kızmak yersiz olur. Ama DİSK gibi tarihi ve kuruluş amacı “Devrimci, Sınıf Sendikacılığı” yapmak olan ve Proletaryanın ilerici, ekonomik çıkar savunma aracı ve adında koskoca “Devrimci” ibaresi bulunan bir Konfederasyonun kapısından, Aykut Erdoğdu gibi isimlerin adım atabilmesi, adım attırılmasına izin verenlerin bize ne tür ihanet içerisinde ortaklık ettiklerini göstermektedir, kanıtlamaktadır.

Biz devrimciler, bilimin öngörüsü ile konuşur ve yazarız. Olayları ve olguları bilimin metotlarınca irdeleriz. Bu sebeple hareketimizin kuralı; bizzat olanı olduğu gibi ortaya koymak ve göstermektir. Bu yazımızda da daha önceki yazılarımızda da bilimsel öngörü ile devrimci öngörü ile davrandık, böyle davranmaya da devam edeceğiz.

Daha önceki yazımız olan “Türkiye İşçi Sınıfına İçeriden Darbe!” başlıklı yazımızda DİSK’in üst yapısal kısmındaki ihanetin ve niteliğin bir bölümünden bahsetmiştik. Önceki yazımızda bahsettiğimize bakınca görüyoruz ki; bugün bu olaylar neticesinde haklılığını bir kez daha kanıtlamaktadır. Bu ihanet oyununun İşçi Sınıfımıza müthiş bir organize suç olarak tertiplendiği aşikârdır.

Ancak, sözümüzdür; İşçi Sınıfı düşmanlarının, Devrim ve Devrimci düşmanlarının alnının ortasına, hiç beklemedikleri, hiç ummadıkları esnada Devrim pratiğimizi patlatacağız! Nereye giderlerse gitsinler, nerelere kaçarlarsa kaçsınlar eninde sonunda “Devrim Otoritesi” farkına varmış siyasal-sınıf bilinçli militan işçilerin gazabına uğrayacaklar.

Adana Direniyor’dan Fatih

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir