Devrimci Mücadele – Ortaçağcı Hareketleri Desteklemek, Bırakalım Devrimciliği, Demokratlıkla Bile Bağdaşmaz

turban-eylemiBu yazı, Devrimci Mücadele Dergisi’nin Mart-Nisan 1998 tarihli 25. sayısında yayınlanmıştır.

Bilindiği gibi, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, türbanlı ve sakallı ögrencilerin girmesini yasakladı. Bu karara karşı çıkan, Ortaçağıcı ideolojiye mennsup öğrenciler üç güden beri Beyazıt Meydanı’nında pankartlı, sloganlı, yürüyüşlü eylem yapmaktadırlar. Polis bu eylemi seyretmekle yetinmekledir.

Buraya kadar olayda bir anormallik yok. Ortaçağa güçler on yıllardan beri ABD başta gelmek üzere uluslararası emperyalistlerce ve onların yerli ortağı durumundaki Türkiye parabababaları tarafından beslenip büyütülmektedir. Yerli-yabancı sermayedarlar, şeriatçı güçleri Türkiye’de 1960 sonrası kitleselleşen Devrimci Hareketi önünü kesmesi için kendi elleriyle besleyip büyütmüşlerdir. 12 Mart ve 12 Eylül Faşizmleri sonrasında yüz binlerce devrimci işkencelerden getirilip zindanlara doldurulurken, idam sehpalarında başlarında katledilirken, şeriatçı güçlere bir fiske bile vurulmamıştır. Hatta meydan onlara bırakılarak bu güçler desteklenmiştir. Gerçekliğin bu olduğu bugün “Hür Basın”ın sayfalarında bile kanıtlarıyla sergilenmektedir.

ABD ve yandaşı büyük emperyalist devletler. şeriatçı-Ortaçağa Kamp’ı, özellikle de Sovyeller Birliğini güneyden kuşatmak için, adına “Yeşil Kuşak” denen bir proje çerçevesinde örgutlemişler ve onlara her türlü desteği sağlamışlardır. Bu da  bugün inkar edilemeyecek bir gerçektir.

Afganistan’da Taliban ve benzerleri, Pakistan’da Ziya ül Hak önderliğindeki gerici darbe, Cezayir’de hemen her gün onlarca masum insanı boğazlayarak katleden, insanlıktan çıkmış şeriatçı cellatları örgütleyen de, eğiten de, yönlendiren de ABD başta gelmek üzere uluslararası emperyalistlerdir.

Bugün Türkiye’de altı yüzü aşkın İmam Hatip, iki bin dörtyüz civarında resmi, on bin civarında gayri resmi Kuran Kursu, taşra illerimizi ve İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük illerimizin varoşlarını hemen tümüyle kuşatmış bulunan onlarca tarikat bir saniye bile durup dinlenmeden şeriatçı örgütlenmeler yapmakta, şeriatçı militanlar yetiştirmektedirler. Zaten onlar da mücahit olarak adlandırmaktadır kendilerini. Mücahidin kelime anlamı bilindiği gibi, din uğruna savaşanlardır. Bu “mücahitlerin” bir kısmı Hizbullah adı altında Yurtseverleri, bir kısmı Turan Dursun, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy gibi laikleri, bir kısmı da aydın ve sanatçıları (Sivas’ta): palalarla keserek, kurşunlayarak, bombalayarak ve yakarak “savaşlarını sürdürmektedirler. Bir kısmı polistir: Şeriatçı eylemleri gülümseyerek izler. Onları görüntüleyen gazete ve TV muhabirlerinin kafalarını, gözlerini patlatarak hastanelik eder. Devrimcileri işkenceden geçirir. İşçilerin, memurların, devrimci öğrencilerin eylemlerinde ise köpekle, copla, kurşunla eylemcilere saldırır. En doğal haklarını arayan insanları acımasız biçimde döver ya da katleder. Bir kısmı Milli Eğitim Müdürlüklerinde ve okullarda yöneticidir: Şeriatçı öğretmen ve öğrencileri sürekli kollar. Devrimcileri ise ezmeye çalışır. Gençliğin Ortaçağcı düşüncelerle halkına ve ülkesine düşman olarak yetişmesi için elinden geleni ardına koymaz. Ve böylece de devrimci hareketin önüne set çekmiş, aynı zamanda da yerli-yabancı parababalarının aşağılık sömürü ve yağma düzenini din-iman ambalajı içinde savunmuş olur. Kimileri validir, kaymakamdır. Şeriatçı güçleri sürekli gizli açık yöntemlerle, maddi-manevi her türlü imkanı kullanarak destekler. Bunlar; aynı zamanda devrimci güçlerin amansız düşmanlığını yapmaktan da geri durmazlar.

Her ideolojinin ve siyasi hareketin bir sınıf temeli vardır. Ortaçağcı ideolojinin ve hareketin sınıf temeli de Antika Tefeci-Bezirganlıktır. Antika Tefeci-Bezirgan sermaye sınıfı, yerli-yabancı Finans-Kapitalistlerin Ortaçağcı müttefikidir. Bilindiği gibi, Finans-Kapitalistler büyük şehirlere yuvalanmış, sayıları beş yüzü geçmeyen bir avuç azınlıktır. Onların geniş halk yığınları içinde destek bulmalarını sağlayan Antika güç Tefeci-Bezirganlıktır. Din de, onun topsullaşmış biçimi olan şeriat da Tefeci-Bezirganlığın dünya görüşüdür. Ortaçağda ağır basan ideoloji dindi. Kayıtsız şartsız egemen olan sınıf da Tefeci-Bezirganlıktı. İşte o yüzden Tefeci-Bezirgan sermaye sınıfı kayıtsız şartsız egemen olduğu Ortaçağı hep özler. Bilindiği gibi, bugün egemen olan sınıf, daha doğrusu zümre yerli-yabancı Finans-Kapitalistlerdir. Tefeci-Bezirganlar onların yardımcıları durumundadır. Yani emreden hep Finans-Kapitalistlerdir. Sömürüden ve vurgundan  da aslan payını alan yine Finans-Kapitalistlerdir.

Diyalektiğe göre her ilişki aynı zamanda bir çelişkiyi de içerir. Finans-Kapitalistlerle Tefeci-Bezirganların ilişkisi ya da ittifakı da işte yukarıda andığımız çelişkiyi içinde barındırır. Tefeci-Bezirganlar başlarında bulunan Finans-Kapitalistlerden kurtulup, gönüllerince sömürü ve vurgun yaptıkları Ortaçağdaki günlerine geri dönmeyi özlerler. Tek başlarına egemen olan sınıf olmayı isterler. Finans-Kapitalistler ise buna izin vermezler. Finans-Kapitalistler modern bir zümredir. Modern tekniği ve metodları kullanırlar. O nedenle de Tefeci-Bezirganları her zaman alt ederler. Önderlik hep onlarda olur. Tefeci-Bezirganlığın emrindeki güçler haddinden fazla gelişince Finans-Kapitalistler duruma müdahale ederler, Tefeci-Bezirganların dizginlerine asılırlar. Onların çizmeyi aşmasını engellerler. Türkiye’de bugün yaşanan da budur. RP’nin kapatılması, Başbakanlığın, İçişleri Bakanlığının görünüşte ya da sözde laikliği savunmaya yönelik genelgeleri, türbanlı öğretmen ve öğrencilerin derslere girmelerinin engellenmesi, bu mücadelenin değişik görünümleridir. Erbakan Anayasa Mahkemesi’ndeki savunmasında, laiklik maiklik bahane, bu İstanbul Sermayesiyle Anadolu Sermayesi arasındaki bir mücadeledir, diyerek, bu gerçeği açık bir biçimde dile getirmiştir. Erbakan’ın Anadolu Sermayesi dediği Anadolu’da yeni bin yıldan beri var olan Antika Tefeci-Bezirgan Sermayedir. İstanbul Sermayesi denilen de Modern Finans-Kapitaldir.

“İşte bu Finans-Kapital ortağı Tefeci-Bezirgan Sermaye sayesindedir ki, Türkiye’ye yabancı bir kanserin metaztaz hücresi gibi sokulup yayılan Finans-Kapitalizm kendini sosyal bir tabana oturmuş saymaktadır. Gene o sayede dünyanın en kozmopolit uluslararası “Kurşuni Efendi Hazretleri” olan ve hiçbir vatan ve millet sınıfını kendi hisse senetleri ve şirket buyrultuları üstünde tanımayan Finans-Kapitalizm, Türkiye’de kendisinden beklenmedik bir “VATANSEVERLİK” ve sözde “MİLLİYETÇİLİK” spekülasyonlarını ve provakasyonlarını parti teşkilatları, gençlik komandoları biçiminde teşkilatlandırıp dayatabilir. Bu dayatma ile hatta en aklı başında geçinen, en sınangılı ulu “DEVLETÇİLERİMİZ” bile dirençlerini yıprata yıprata kırar geçirir.

“Türkiye’de “kozmopolit” olma bakımından Finans-Kapitale tıpatıp uygun ve çarkla dişli gibi içiçe gelen tek bilinçli ve kasıtlı sosyal sınıf Tefeci-Bezirgan sınıfıdır. Çünkü bu sınıf oldu olasıya modern “MİLLET” karakterini bitmemiş ve tanımamıştır. İlk Mekke ve Medine kentlerinden beri Antika Toplumun kutsal “ÜMMET” düzeyini yaşamaktadır. Ümmetçiliği aşamadığı için, kendiliğinden “VATANSIZ” ve “MİLLETSİZ olan Tefeci-Bezirgan sınıfı, ister istemez 1300 yıllık Hilafet ve Saltanat düşkünlüğüne bağlıdır. Saltanatı kendi toprağının devletçiliğinde bulmadığı gün, Finans-Kapitalin uluslararası yapısına giren yerli şubesini başına taç etmekte sakınca bulmaz. O zaman gözünü kırpmaksızın bütün kasaba eşraf ve agavatını Türkiye devrimci güçlerine karşı, Sen Bartelemi katliamlarına taş çıkaran, kana susamış eğilimiyle Haçlılar Seferi açmış buluruz.

“Bu durum, Türkiye’de hayli sol ve sosyalist edebiyatı, kitaplarda okumuş, millete “turist bakışlı” kimseleri şaşrıtmaktadır. Bu kimseler formüllerini biraz gözü kapalı ezberledikleri bir “MODERN KAPİTALİST SINIF” önünde bulunuyormuş izlemine aldanırlar. Bir Finans-Kapitalist ile ülke düzeyine yaygın fakat yeri geçmiş çağlarda duran Tefeci-Bezirgan sınıfının kaynaşması izlenimi “Hafız-ı Kapital” onları kolayca aldatabilir. Aldanılmamalıdır.” (Hikmet Kıvılcımlı, Türkiye’de Sınıflar ve Politika. S:19-20)

Bu Antika sömürgen sınıf insan hakkı tanımaz. Tarihte köle sınıfını yaratan ve insanı ilk kez bir sömürü aracı, bir yük hayvanı yerine koyan da bu sınıftır. O nedenle bu sınıf bugün Afganistan’da kadının sokağa çıkmasını bile yasaklar. Cezayir’de başını örtmeyen kız öğrencileri bile canavarca katletmekten çekinmez. İran’da grevci işçileri bile kurşuna dizmekten çekinmez. Sivas’ta 37 gencecik insanı, aydını, sanatçıyı yakarken hayvanca zafer naraları atar. En ufak bir acıma hissi duymaz. Bu Antika sömürgen sınıf, elinden gelse, hemen Türkiye’yi Afganistan, İran, Cezayir, Suudi Arabistan’a döndürmek ister. Stratejik amacı da zaten budur…

Bu Antika sınıf ve ona bağlı hareketler Finans-Kapitalden bile daha geridir, daha gericidir. O nedenle devrimciler hiçbir durumda ve biçimde bu Antika Ortaçağcı hareketlerle dayanışmazlar. Her zaman onların karşısında yer alırlar. Çünkü biz gerçek anlamda ilericiliğin savunucusuyuz. Onlar ise gericiliğin.

Gelelim bugünlerdeki gericiliğin Beyazıt eylemine: Bizce olayın en üzücü yanı bazı sol grupların gericilere destek vermek amacıyla bu eylemde yer almış olmalarıdır. Bu sol gruplar devrimciliğin (tabii kastettiğimiz gerçek devrimciliktir) ne olduğunu bilmemektedirler. Devrimci teoriden yoksun oldukları gibi Türkiye’ye de turisttirler. Neyi savunduklarını, ne yaptıklarını bilmemektedirler. Bu yüzden acınacak haldedirler. Onları uyanmaya, kendilerine gelmeye çağırıyoruz. Gericiliğe arka çıkmak, onlarla aynı eylemde dolayısıyla da aynı çizgide yer almak, bırakalım devrimciliği, burjuva anlamdaki demokratlıkla bile bağdaşmaz. Devrimcilik, devrim cephesi ile karşıdevrim cephesini çok açık biçimde seçmeyi ve ona göre yer tutmayı gerektirir. Devrimci savaş, her savaş gibi, özünde iki cephe arasında süren bir savaştır. Bugün Beyazıt’taki sol gruplar devrimci hareketin pek çok sorunu gibi devrimci savaş sorunun da ne olduğunu bilmemektedirler. Yazık… Uyanmalarını dileriz.

26.02.1998

DEVRİMCİ MÜCADELE

,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir