Devrimci Mücadele – CIA Sosyalizmine Karşı Alınması Gereken Tavır Üzerine

Bu yazı, Devrimci Mücadele Dergisinin Temmuz-Ağustos 1995 tarihli 15. sayısında 38-47. sayfalar arasında yayınlanmıştır. Dipnotlar bölümünde italikle yazılanlar Tarihsel Maddecilik Portalı’na aittir. Diğerleri ise yazının özgün halinde mevcuttur.

Bilindiği gibi Türkiye’de 1970’ten beri 25 yıldır CIA sosyalizmi yapan bir hareket var. Doğu Perinçek adına bağlı olan ya da o kişinin önderliğindeki bu karşı-devrimci hareket bizim dışımızdaki Türkiye Solu’nda, her dönemde değişik adlarla anılmıştır. Bugün de bizlerin haricindeki Türkiye SOlu, bu hareketi “Aydınlık” ya da “İşçi Partisi Çevresi” olarak adlandırmaktadır. Bizim dışımızdaki Sol, her dönemde, bu hareketi hep onun kendine taktığı adlarla anmıştır. Bu davranış Türkiye Solu’nun, bugün bile söz konusu karşı-devrimci hareketin gerçek niteliğini, özünü tam anlamıyla kavrayamamış olmasından kaynaklanmaktadır.

Oysa biz “Eneski Sosyalizm”in savunucuları olarak 1971 başından beri bu hareketi CIA SOSYALİZMİ adıyla damgalamakta ve öyle anmaktayız. Çünkü bu hareketin oynadığı rol Türkiye’de CIA adına sosyalizm yapmaktır. CIA adına sosyalizm yapılır mı? demeyin. Yapılır. Gerçek sosyalist hareketi engellemek için yapılır. Parababaları yalnızca cepheden mücadele etmezler gerçek sosyalistlere karşı. Devrimci hareketin içinde sosyalist görünümlü-maskeli ajan provakatörlerini sokarak da mücadele ederler. Gerçek devrimci hareketi zaafa uğratmakta en etkili olan yöntem de budur. CIA, bütün dünyada, uluslararası devrimci hareketi provake etmek için bu yöntemi kullanır. Doğu Perinçek adına bağlı olan hareket, CIA sosyalizminin Türkiye şubesidir ya da Türkiye’deki koludur.

Türkiye Proletarya Hareketinin gerçek önderi Kıvılcımlı, bu sol maskeli CIA hareketini 1971 başında, kulağından tutarak şöyle teşhir ediyordu:

Geçmişten bugüne CIA Sosyalizmi – TMP


“CIA Sosyalizmi Nasıl Yapılır?

İşçi arkadaşlar, belki güleceklerdir. “Başka işiniz mi kalmadı?” diye. “Bırakın sarhoşları yıkılsınlar” diyecekler. Aydın yaygaralarına arasıra yer verdikçe çalışan yığınlarımızdan özür dileriz.
Bu satırları sakın bol parayla lüks baskı yapan iki buçuk aydın çömezi “düzeltmek” umuduna kapılarak yazdığımız sanılmasın. Demagoji hiç bir zaman “düzeltilemez”. Aydın gençlik ortamında sağlı sollu sapıtmaların bir “Ev sahibini şaşırtmak istiyen hırsız” tipini kimi temiz gence belirtmek istedik. Yanlış hesap Bağdat’tan dönecektir.
“Sıffiyn” savaşında, namuslu ve yiğit müslüman saflarını bozmak için Tefeci-Bezirgân Muaviye askerlerinin mızrakları ucuna Kuran’ı takarak, herkesten koyu “Müslüman” olduklarını göstermek istedikleri gibi, “sosyalizm” demagokları da Marks’ın Kapital’ini ve başka “kutsal kitapları” kalkan gibi kullanacaklardır. “Toplum Polisi”nin kalkanları ne ise, onlarınki de odur. Nitekim Toplum Polisi ne denli “toplumcu” ise, demagoklar da o tür “sosyalist” tirler. Bu sık sık unutturulmaya çalışılan doğruyu açıklıyoruz.
“Demagok”un (kuru lâfla kara kalabalığı ayartanların) kendi yalanına inanmış olup olmaması hiç önemli değildir. “Demagogun en tehlikelisi, söylediğine inanmış olanıdır” der Lenin. Demagogların “samimî”leri değilse bile; sahteleri, yanlış kapı çaldıklarını öğreneceklerdir. Şimdilik, hep onlarla uğraşacak olmadığımız için, kulaklarını kimi saf gençlere gösterip bükmekle yetiniyoruz.
Finans-Kapitalin bilinçli-bilinçsiz oyuncakları “yeni” bir “aydınlık” getirdiklerini sanırlar. Oysa gölgedeki kurşunî efendileri yüzyıllardır, bile bile lâdes oynarlar. Bugün adına “CİA sosyalizmi” dediğimiz oyun ilktir, ne sondur. Oyunun aktörleri gizli ajan siciline yazılmış mıdırlar? Kıçlarında polis tabancaları var mıdır?… Orası ikinci kertedir. Aktörlerin objektif olarak yaptıklarıderlenilebilecek her noktaya yalan dolan bombaları atmaksa, rolleri CİA sosyalizmi içindedir. Bizim için olayda hiç bir yenilik yok.
Eski adıyla “burjuva sosyalizmi” her zaman, her yerde bukalemun gibidir. Konduğu dalın rengini almakta eşsizdir. Bunlardan bir kaç eşantiyonu analım.
1- Japonya’da “MARKSİST” Polis
Yeryüzünde birinci emperyalist evren savaşından sonra Japon emperyalizminin gizli polisi, kendi ajanlarını yetiştirdiği bir “Marksist” okul açtı. Ve orada, gizli Finans-Kapital ajanlarına“Bilimsel Sosyalizm”in inceliklerini öğretti. Japon “Marksist” ajanlarının başlıca görevleri, elden geldiğince işçi sınıfı partisi kuruluşunu baltalamak; bunu yapamazlarsa, işçi sınıfı partisi içine sızarak, orada “keskin sosyalizm” yırtınmalarıyla provokasyonlar ve mız çıkarmaktı.
İt ürüdü, kervan yürüdü. Japon işçi sınıfı partisi, ajan köpekleri zararsızlaştırdı.
2 – Çarlığın “PROLETER DEVRİMCİ” Ajanları
Gerçek sosyalizmin işçi sınıfı partisini baltalayan gizli polis “komünizmi”, keskin “Marksist” provokatörler sosyalizmi yalnız 1. emperyalist evren savaşından sonra Uzakdoğu’da görülmedi. Ondan çok önce, kapitalizmin yerleştiği her yerde işçi sınıfı kımıldandıkça, en kurnazca “suret’i haktan gelen” (doğruymuş gibi görünen) aşırı “proleterci” (işçi yanlı), değme “sol”(goşist) veya keskin silâhlı sosyalist provokasyonları binbir çeşitlilik sundu.
Sosyal yapısı Türkiye’ninkine çok benziyen eski Çarlık Rusya’sında, gerçek işçi sınıfi partisini doğmadan boğmak, yahut doğunca soysuzlaştırmak için kaç türlü provokatörlükler (kışkırtıcı gizli polis ajanlıkları) icat edildiği, artık Türkiye’de dahi okunabilen klâsik edebiyat sırasına girdi.
Bunlarm en sistemli teorik olanı, Çar jandarmasını Albay Zubatof’unca uygulanan “proleter devrimciliği”dir. Frenkçe’de uvriyerizm (koyu amelecilik) denen bu ideolojiye göre, işçiler eylemci aydın gençlere kanmamalıdırlar. İşçi sınıfı partisi yerine sırf işçilerden kurulmuş örgütlerde kendi çıkarlarını aramalıdırlar.
3 -1905 “Devrimci”si: POP GAPON
O provokasyonlann en korkunç ve dillere destan anıt örneği (şâheseri), kişi olarak: Pop Gapon‘dur. Pop Gapon bizim kılkuyruklar gibi yazı çizi kılıbıklıklarıyla havanda su dövmemiş ve yalnız bayağı “endikatörlük” (işçi ve köylü hareketlerini ve liderlerini belli etmeden polise ele vermek) rolü ile yetinmemiştir.
Pop Gapon, bugün artık herkesin tanıdığı içyüzüne rağmen, o zaman herkesçe Rusya’daki 1905 ihtilâline öncü olan ilk İşçi ayaklamsının kendiliğindenci “Lideri” sayılmıştı. Pop Gapon, işçileri ellerinde dilekçe, ilâhiler okuyarak: “Çar Baba”larına dertlerini dökmeye götürmüş ünlü Kızıl Meydan’a gelen temiz işçi ve halk yığınlarını Kanlı Pazar‘da kılıç ve kurşun yağmuru ile yere serdirmişti. Bu hareketin ardından, aynı Pop Gapon, Avrupa’ya geçip, Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi‘nın tek ayık lideri Lenin‘i de gizli gizli ziyaret etmişti.
Pop Gapon’un bir Okrana Ajanı (Gizli Çar Polisinin Papas (ilmiyye) mesleğinden adamı) olduğunu bugün bilmiyen kalmış mıdır? Pop Gapon, gerçek sosyalizmin 1903 Kongresi’nden beri ordulaşmış işçi sınıfı partisini baltalamak için işçi sınıfını kurşunlatarak yıldırmak görevini üzerine almıştı. Farkına varmadan, yaptığı provokasyonla ülkeyi Çar zulmüne karşı bir uçtan öbür uca silâhlı isyana giriştiren tepkiyi aceleleştirdi.
İt ürüdü, kervan yürüdü. işçi sınıfı partisi, ajan köpekleri Rusya’da da zararsızlaştırdı.
4 – Türkiye’nin “POP”ları
İşçi smıfı partisine karşı Türkiye burjuvazisi Çar üstâdından ve uluslararası Finans-Kapital efendilerinden hiç aşağı kalmamak için sürekli idmanlar yapmıştır.
Türkiye’nin modern tarihini azıcık yaşıyanlar ve bïlenler, mütareke yıllarında yabancı emperyalist ajanlarının ve yerli burjuvazinin hangi “İştirâkiyyun” (komünizm) ajanlarını nasıl piyasaya sürdüklerini hatırlarlar. Bunların başlıca görevleri: Türkiye’de gerçekten bir işçi sınıfı partisinin doğuşunu önlemek, baltalamaktı. Bunu yapamayınca; ya herkesten daha önce davranmış görünerek bir “sosyalist parti”, hattâ “komünist parti” kurmaya girişmek yolunu tuttular; yahut işçi sınıfı partisi içine sızarak, orada keskin “sosyalizm” hatta “komünizm” formülleriyle, elçabukluğu mârifet, hokkabazlık yolundan provokasyonlar ve mız çıkarmak görevini en “bilimsel”, yahut en inadına “devrimci” perdesi altında yerine getirmeye koyuldular.
Türkiye’nin karanlık ve nankör sınıflar savaşında ne aşamalar geçirilmedi? Yaşayanlar bir gün ayrıntılarıyla açıklıyacaklardır: İşçi sınıfı için ve çeşitli işyerlerinde uzun yıllar gizli polisin kurduğu “komünist hücreleri” işletildi. Bu polis komünistleri, uluslararası emperyalist casuslarla ve ajanlarla da elele vererek, foyaları ortaya çıkıncıya dek: “Üçüncü Enternasyonal” adına, foyaları sırıtınca: “Üçbuçukuncu Enternasyonal” adına tahrikât, propaganda, teşkilât yaptılar.
Öylesi günler oldu ki, pek aşırı polis Marksist- komünistlerinin işçi sınıfı ve halk yığını içine yaydıkları ateşli “komünist beyannameleri”nin ve “komünist dergileri”nin hesabı, gerçek işçi sınıfi devrimcilerinden soruldu. Elebaşıları azılı “polis komünistlerinden” olan boylu boyunca sözde “komünist teşkilatlarının gürültülü sözde: Komünist tevkifatları” yapıldı. Sonra, bu yaman “komünist tevkifatları”nın arslan ajanlar, mâsum işçilerle birlikte, polis birinci şubesinde epey “müthiş” sorgu sualden geçirilip, bir karanlık saatte, polis müdürlüğünün arka kapısından: “defolun!” diye sokağa (işçi sınıfı içinde) fırlatıldılar.
İt ürüdü, Kervan yürüdü.
Türkiye işçi sınıfının partisi, hep “ileriye kaçan” ajan köpekleri, sık sık zararsızlaşırdı.
5- Provokasyon Amacı: İşçi Sınıfını Partisiz Bırakmak
Bu kısa açıklama bize neyi belli ediyor? Şunu: Kışkırtıcı ajan köpeklerin işçi sınıfına saldırışları her zaman, sınıfın en bilinçli, en fedakâr, en yiğit öncülerinin örgütlendiği işçi sınıfı partisinekarşı olur. Ağzıyla kuş tutsa, partisiz bir sınıf her zaman torbada kekliktir. Yapılan saldırı parti ortada görünmüyorsa; işçi sınıfı partisinin olamıyacağı, hiç değilse “henüz zamanı gelmediği”yâvesini işler. Parti, bu havlayışları kısa kesmek için yeni aşamasına davrandı mı, “herkesten önce” bir provokasyon örgütü öne sürmeye girişir.
Sosyalizm düşmanları için başka her şey mübahtır: “solculuk”ta, “sosyalistlik”te, “komünistlik”te en aşırıca ajitasyon ve propaganda edilebilir. Yeter ki işçi sınıfı partisi bozulsun. Çelik, çekirdeksiz “sosyalizm”ler, nasıl olsa örgütlü gericilik tarafından bozguna uğratılır. Burjuvazi bilinçli ve örgütlüdür ya…
6 – Minarenin Kılıfı ve Sıçan Aklı
Kendilerini ilkin 50 yıl önce çıkmış ilk Aydınlık dergisinin oldu bittiyle “mirasçısı” pozunda gösterebileceklerini uman “neydikleri belirsiz” kişiler, düşüncemizi ve yazımızı almak için bize çok alçak gönüllüce başvurdulardı. Kendilerine yayının ancak örgüt ıçin bir duvarcı sicimi olabileceğini anlattık. O şartla yazı verdik.
Onlar çok geçmeden açıkgözlüğe başladılar: Yazdıklanmızda yeni bir öneri görünce, çıkacak dergide o öneri yerine, aynı düşünceyi sulandırarak, ilkin “kendi buluşları” imiş gibi öne sürdüler. Bir iki sayı sonra yayınlanan yazılarımızın aslı okurlara, o keskin sosyalistlerin “buluştarını” taklit eden bir geç kalmış düşünce imiş gibi sunuldu. “proleter sosyalizmi” ile “burjuva sosyalizmi” deyimlerimizin başına getirilenler gibi… Kalpazanlık mıydı bu, yoksa toyca kurnazlık mı?
Biz, tükenmez iyi dileğimizle, o turfanda “sosyalist” beyciklerin, Tefeci Bezirgân artığı küçük burjuvalıklarına verdik. Düzelirler umudu ile görmezlikten geldik. Oysa onlar atı alınca Üsküdar’ı geçecek harâmilikteymişler. Sosyalist ortamda “Bilimsel” logorre’lerini (söz ishallerini) akıllarınca geçer akça kılar kılmaz asıl içyüzlerini açığa vurdular. Türkiye’de “işçi sınıfı partisi‘nin objektif ve sübjektif şartlarının yetersiz olduğu” iddiasına sıçradılar.
O zaman aldı bizi bir düşünce. “Karaman’ın koyunu, sonradan çıkmıştı oyunu!” Tıpkı polis ajanlarının işçi sınıfı partisini baltalama taktiklerine pek benziyordu bu “şartların yetersizliği teorisi”. Ne yapıyorsıınuz deyince, yetersizlik yazısını kendi dergilerindeki “özgürlüğe” atfettiler. Ama, yalanlamadılar da. Minareyi çalanlar, kılıfını hazırlamışlar demekti. Sıçan tırtıkçılığı ile vakit kazanacaklardı. Hele boylarını göstersinlerdi.
7 – Suçüstü Yakalanış
Sonradan Ak-Aydınlıkçı olacaklar, meşru savunma durumuna itilmiş arkadaşlarının eylemlerini “anarşistlik” ilân etmekte, bezirgân parti liderleriyle aynı zamana ve ayna kaba yellendiler. O yüzden eylemciler ile “sosyalizmin bilimi”ni yazar geçinenler arasında çıngar koptu. Ak-Aydınlıkçı’lar kendilerini “Proleteleter Devrimci” ilân eder etmez, ansızın herkesten daha “keskin sosyalist” görünmenin yolunu “Mao-Mao”culukta buldular. Ve dün “eleştirdikleri” eylemcilerin “silâhlı halk savaşı” parolasını şiddetle (ama kaloriferli apartmanlarında) döktürdüler: Onlar mı eylem düşmanı?
Az önceki “bilimsel” perhizlerini, şimdi Mao-Mao’culuk turşusu ile keskince bozmuşlardı. “Tarihsel Maddecilik Yayınları”nın son üç kitabı çıkınca, tatar ağaları geç kaldıklarını anladılar. Bu yol “işçi sınıfı partisi”ni herkesten önce kendilerinin girişiminde kurmak sevdasıyla “Sosyalist Kurultay” çağrısına ılgar ettiler. Ve bir yol daha metotlarına sâdık kaldılar. Kaç yıl önce “Sosyalist” gazetesinde çıkmış “Sosyalistler Konferansı” çağrısını ağızlarında, hiç anmaksızın, soysuzlaştırma çabasına daldılar.
Yaşları benzemesin, Dünya’da ve Türkiye’de işçi sınıfı partisi‘ni önce baltalama, sonra ele geçirme yolundaki casus taktiği ve provokasyonu ile iyice paralele düştüklerini, ve “Cesaret arz ederken, sirkatlerini söylediklerini” anlamadılar. Suçüstü yakalandılar. [1]

CIA Sosyalizmini açığa çıkarmak (teşhir etmek) ve ona karşı açık, kesin bir mücadele yürütme görevi kaçınılmaz bir biçimde Proletarya Sosyalizmine düşmüştür. Proletarya Sosyalizminin önderi Kıvılcımlı, o görevi en mükemmel şekilde yaptı. Fakat Türkiye küçükburjuvalar ülkesi idi. Bu nedenle küçükburjuva yapıdan kaynaklanan hastalıklar sol ortamı da etkisi altında bulunduruyordu. Daha açık bir söyleyişle zehirliyordu. Devrimci hareket küçükburjuva tabakaları aşıp, İşçi Sınıfına ulaşmamıştı. Devrimci hareketteki bu olumsuzluk ne yazık ki bugün de sürmektedir. Sosyal yapıdaki ve devrimci hareketteki bu olumsuzluklar, Kıvılcımlı’nın CIA sosyalzimine karşı verdiği mücadelenin, Türkiye Solu tarafından gerektiği şekilde kavranılmasını engelledi. Türkiye Solu, Eneski Sosyalizmin ve Kıvılcımlı’nın bu karşı-devrimci akıma karşı savaşını kişicil bir savaş olarak algıladı, ya da öyle değerlendirdi.

CIA Sosyalizmi de boş durmuyordu. En aşağılık demagoji ve yalanlarla, Kıvılcımlı’ya ve önderi olduğu Proletarya Hareketine saldırıyordu. CIA Sosyalizmi, bu saldırısında, Kıvılcımlı Kemalisttir, milliyetçidir, darbecidir gibi en hayasızca iftiraları art arda sıralıyordu. CIA Sosyalizmi, daha sonra bu konudaki iğrenç demogojilerini, “Kıvılcımlı’nın Burjuva Ordu ve Devlet Anlayışının Eleştirisi” adıyla kitap olarak da yayınlamıştır.

Küçükburjuva Türkiye Solu, Kıvılcımlı’nın CIA Sosyalizmine yönelik eleştirilerini benimsememekle, kabullenmemekle kalmadı, tam tersi bir tutumla CIA Sosyalizminin, Kıvılcımlı hakkında ürettiği aşağılık, mide bulandırıcı demagojilerini benimsedi. Dikkat edelim, Türkiye Sol Gruplarının bazıları, bugün bile, taraftarlarını Kıvılcımlı’dan uzak tutabilmek için, CIA Sosyalizmi tarafından ortalama 25 yıl önce üretilen bu iğrenç demagojileri zaman zaman dergilerinde, gazetelerinde yayınlarlar.

Küçükburjuva eğilimleri (grupları), CIA Sosyalizmi gerektiği şekilde rahatsız etmiyordu. Zaten onlar, CIA Sosyalizminin ağılı iç yüzünü de görebilmiş değildirler.

Ama onlar, Kıvılcımlı’dan ve O’nun önderliğindeki hareketten son derece rahatsızdırlar. Çünkü Proletarya Hareketine CIA Sosyalizmi gibi, küçükburjvua sosyalizmleri de düşmanlık besliyordu. Bu sosyalist grupların başındaki küçükburjuva önderler, tarihi kendileriyle başlatma sevdası ile yanıp tutuşuyorlardı. Malum ya! Şarkta her sahip zuhur tarihi kendisiyle başlatır… Küçükburjuva Sol Grupların tepelerini, kendinin eşsiz örneksiz lider olduğuna inanan, gerçeklikte ise burnunun önünü bile görebilmekten yoksun, acınacak denli zavallı sözde liderler tutmuştu. Bu zavallıların her biri; kendine siyasi rakip olarak Kıvılcımlı’yı görmekteydi. Kendilerinin lider sayılabilmesi için Kıvılcımlı’nın öldürülmesi, hatta izinin tozunun silinmesi gerekiyordu.

Otorite megalomananisine tutulmuş olan Sol Grup Şefleri, Kıvılcımlı’ya ve Eneski Sosyalizme, demagojik saldırılar yapmakta birbirleriyle yarıştılar. Onlar, Kıvılcımlı’ya yönelik saldırılarında, yukarıda da belirttiğimiz gibi, hep CIA Sosyalizminin ürettiği iğrenç demogojileri kullandılar.

Kıvılcımlı’nın ve Proletarya Hareketinin, böyle sağlı sollu ablukaya alınarak saldırıya uğratılması, CIA Sosyalizmi için bulunmaz bir fırsat oluşturdu. CIA Sosyalizmi hızlı bir gelişim sürecine girdi.

1970’li yıllar boyunca gelişimini sürdürdü. Maocu çizgiyi benimser göründüğünden, bütün maocu grupları etkiliyordu. O yıllardaki bir iddiasına göre, “Halkın Kurtuluşu” grubunun kurucularının önemli bir bölümünü kendi safına çekmişti. 1970’li yılların sonlarında ise maocu “Halkın Yolu” [2] grubunu yuttu. “Halkın Yolu” dergisi 53. sayısında bir “özeleştiri” yayınlayarak CIA Sosyalizminin saflarına geçtiğini ilan etti.

Bu güçlenmenin verdiği cesaret, CIA Sosyalizminin karşı-devrimci içyüzünü fütursuzca sergilemesine yolaçtı. Artık tam anlamıyla muhbirliği ele almıştı CIA Sosyalizmi. Muhbirlerden oluşan bir devlet örgütü niteliğine bürünmüştü.. Yayın organlarında her gün devrimcileri ihbar ediyordu Parababaları Devletine. A ilindeki ya da ilçesindeki devrimci eylemi şu devrimci grup ve o grubun şu insanları yapmıştır. B ilindeki devrimci eylemi ise şu devrimci kişiler yapmıştır diye açık açık yazıyordu. CIA Sosyalizmi muhbirlik “mesleği”ni o denli benimseki ki, 12 Eylül faşizminin sıkıyönetim mahkemelrinde “PKK davası bizim yayınlarımız (kastettiği ihbarlarıdır) sonucunda açıldı” diye utanç verici savunmalar yapmaktan geri durmadı.

Uluslararası Emperyalistin saldırgan askeri örgütü NATO’yu apaçık bir biçimde; “Türkiye NATO’da kalmalıdır”, diyerek savundu. Sovyetler Birliği’ne ve Sosyalist Kampa karşı Türkiye’de, içinde MHP’nin de bulunduğu bir “Milli Mutabakat Hükümeti” kurulmasını önerdi. Dışarıda Sovyetler’e ve Sosyalist Kampa, içeride bütün devrimci gruplara karşı, Parababalarının ve onların en gerici en şoven örgütlerinin de bulunduğu karşı-devrim safında (cephesinde) yeraldı.

1970’lerin sonlarında devlet faşistleşme sürecine girmişti. Yerli-yabancı Parababaları ve onların CIA, MİT, Kontrgerilla gibi ajan örgütleri ile AP’den MHP’ye dek bezirgan partileri elele vermişler; sosyalistlerin ve sosyalist kültürün kökünü kazıyacak bir faşist diktatörlüğü oturtmanın planlarını yapıyor ve uyguluyorlardı. Onlar bu insanlık dışı amaçlarına, bilindiği gibi 12 Eylül 1980’de ulaşmışlardır. 12 Eylül faşizmine geçişin daha doğrusu sıçrayışın hazırlıkları yapılırken CIA Sosyalizminin duayeni Doğu Perinçek; “Türkiye’de faşizm tehlikesi yoktur, sosyal faşizm tehlikesi vardır. Sovyetler Birliği Türkiye’yi işgale hazırlanmaktadır. Asıl tehlike budur. Buna karşı önlemler almalıyız. Türkiye’de faşizm tehlikesi vardır denilerek insanlar kandırılıyor. Bizim için asıl tehlike sosyal faşizmdir (Yani Sovyetler Birliği’dir)” biçiminde seri yazılar yazıyordu kendi yayın organlarında. Bu tutumuyla da CIA Sosyalizmi, bugün olduğu gibi o gün de devrimcilerin karşısında, yerli yabancı Finans-Kapitalistlerin ise safında yer alıyordu.

12 Eylül faşizmi gelmişti. CIA Sosyalizmi önceki çizgisine sadık kalarak, 12 Eylül faşizmini apaçık bir biçimde destekledi.

CIA Sosyalizmi’nin önderlerinden Mustafa Kemal Çamkıran, Avrupa’da bir basın toplantısı yaparak, “12 Eylül’de işbaşına gelen yönetimi” desteklediklerini ilan etti. Türkiye’de işkence, insanlara kötü muamele yapılmadığını öne sürerek bunu ispatlamak için hemen Türkiye’ye gideceğini söyledi. Ve uçağa binerek Türkiye’ye (Ankara’ya) geldi. Ancak faşizm, CIA Sosyalizmi gibi ince oyunlar oynamıyordu. Faşizmi uygulayan kadrolar gerici, şoven, ilkel insanlardı. O nedenle CIA Sosyalizmi’nin hesaplarından haberdar değildiler. O’nun sol maskesinin altında gizlediği karşı-devrimci içyüzünü göremiyorlardı. O nedenle M.K. Çamkıran’ı hava alanından alarak Mamak’a attılar. Askerler, her gelene olduğu gibi Çamkıran’a da, Mamak’ın nasıl bir cehennem olduğunu yaşayarak öğretmek için eksiksiz bir “hoşgeldin ziyafeti” çektiler. Askerler vurdukça, Çamkıran, “Biz 12 Eylül’ü destekliyoruz. Beni niye dövüyorsunuz?” diye bağırır. Kendine solcu diyen bir grubun ve insanların bu denli alçalabileceğini çok haklı olarak kavrayamayan “tertipler”, Çamkıran’ın bu sözleriyle kendileriyle “kafa bulmaya” çalıştığını sanarak daha da hiddetlenirler. “Ulan bizi bu sözlere kanacak denli saf mı sanıyorsun? Bir Komünist 12 Eylül’ü destekler mi? Aklınca bizi kandıracaksın öyle mi?” diyerek dayağın dozunu daha da arttırırlar. Ve “ziyafet”sonunda Çamkıran’ın vücudunda beyaz bir nokta kalmaz. Her tarafı çürüklerle kaplanır.

Ancak, faşist cuntaya yön veren ajan örgütlerin başındaki sermaye adamları kimin ne olduğunu bilmektedirler. Mamak’ın komutanı Albay Raci Tetik aranarak durum anlatılır. Raci Tetik, bir gün sonra Çamkıran’ı çağırarak özür diler. Ancak olan olmuştur…

12 Eylül Faşizmi, bilindiği gibi, göstermelik olarak CIA Sosyalizminin önde gelen isimlerini de bir süre için tutukladı. Ancak onları devrimcilerin yattığı gibi Mamak gibi, Metris gibi, Diyarbakır Cezaevi gibi yerlerde tutmadı. Onları “(CIA Sosyalistlerini) sermayenin diğer örgütlerinin liderini tuttuğu Ankara’daki “Askeri Dil Okulu”nda tuttu. CIA Sosyalistleri, orada Türkeş’lerle, Erbakan’larla bir arada yatırıldılar. Oral Çalışlar, “Liderler Hapishanesi” adlı kitabında, CIA Sosyalistlerinin (kendisi de o zamanlar CIA Sosyalizminin önderleri arasındadır) orada geçen günlerini anlatır. Gerçek bir devrimci için Türkeş ve diğer MHP liderleriyle, Erbakan ve şürekasıyla aynı mekanda kalmak utanç verici bir durumdur. Bu duruma düşürülen bir insan, eğer azıcık insancıl namus taşıyorsa kendine şu soruyu sorar: Ben neden devrimcilerle değil de gericilerle birarada tutuluyorum? Devrimciler Mamak ve benzeri cehennemlerde yatırılırken neden biz burada sermaye partilerinin önderleriyle biraradayız? Ama onlar, devrimci ahlak, insancıl namus gibi değerleri bütünüyle yitirmiş olduklarından, içinde bulundukları durumdan hiç rahatsızlık duymuyorlar. Tersine bir de, içinde bulundukları utanç verici durumu, kitaplaştırarak ticari meta haline dönüştürüyorlar. Ve ondan kâr sağlama yolunu buluyorlar.

Doğu Perinçek ve diğer CIA Sosyalizmi önderleri, sıkıyönetim mahkemelerinde; “MİT’in; Avrupa’daki sol gruplardan yalnızca Aydınlık gazetesi taraftarları, 12 Eylül’ü desteklemektedirler, diyen raporları var. Bizim 12 Eylül’ü desteklediğimiz MİT raporlarıyla da kanıtlanmıştır. Bu durumda bizi yargılamamanız gerekir” biçiminde savunmalar yapmışlardır. CIA Sosyalistlerinin bu davranışları, ne aşağılık, utanç verici bir tutum değil mi? Ama onlarda utanma duygusu kalmamış ki…

CIA Sosyalistleri, 12 Eylül faşizminin, gerçek sosyalistlerin kökünü kazıdıktan sonra, onlarca yıl iktidarda kalacağını sanmışlardı. Faşizm, bütün gerçek devrimcileri yok edecek ve meydanı bunlara bırakacaktı. Sol adına bunlar onlarca yıl Türkiye’de at koşturacaklardı. Hesaplarını bu varsayım üzerine yapmışlardı.

Ancak onlar her konuda olduğu gibi bunda da yanıldılar. Devrimci olmadıkları için, hayatın olumlu yönde (devrim ynünde) akışının, zorla, bir süre için baskı altına alınarak yavaşlatılabilse de, bütünüyle durdurulamayacağını, o akışın bütün engelleri aşarak yoluna devam edeceğini onu yoketmeye hiçbir gücün yetmiyeceğini bilmiyorlardı.

80’li yılların ortalarına doğru iki gerçeklik açıkça görülmeye başlanmıştı: 1- Faşizm devrimcilerin kökünü kazıyamıyor, devrimci hareketleri yok edemiyordu. Yalnızca zılüm yapmakla, işkencelerle, zindanlarla devrimciler yok edilemiyordu. 2 Faşizm artık günden güne güç kaybetmeye başlıyordu. Faşizm ediyordu. Ustaların söylediği gibi faşizm sürekli bir yönetim biçimi olamıyordu sermaye için. O nedenle demokrasicilik oyununa dönmek zorunda kalıyordu Parababaları. Bilindiği gibi faşizm en pahalı devlet biçimidir. O yüzden on yıllarca uygulanamaz. Sermaye karının en yüksek olacağı yönetim biçimlerini tercih eder hep. Fakat sermaye, emperyalist bir savaşa hazırlandığı dönemlerde ve devrimci hareketlerin sömürü düzeni için bir tehlike oluşturmaya başladığı zamanlarda faşist devlet biçimine geçer.

Devrimcilerin bitirilemeyişi ve bitirilemeyişinin anlaşılması, faşizmin ise günden güne güç kaybetmeye başlaması, CIA Sosyalizmini taktik değiştirmeye zorladı. CIA Sosyalizmi birden bire dümen kırdı ve devrimcilere yanaşmaya başladı. O zamana kadar sermayenin ajan örgütlerine ihbar ettiği ve apaçık bir biçimde düşmanlık güttüğü devrimcilere dost görünmeye başladı.

A.ÖCALAN’IN GÜNAHI

CIA Sosyalizmi, devrimcilerle arasına o denli sarp duvarlar örmüştü ve yaptığı alçaklıklarla o denli bütün kan davaları yaratmıştı ki bunların ortadan kaldırılması ya da aşılması bir anlamda olanaksızdı. Bir anlamda olanaksızdı, diyoruz, bunun nedeni şudur: Gerçek devrimci bir hareketin, CIA Sosyalizminin yaptığı namussuzlukları unutması ve onu bağışlaması imkansızdır. Gerçek Marksist-Leninistler açısından, CIA Sosyalizmi için eleştirinin diyalektiği öldürücüdür. Biz gerçek devrimciler için CIA Sosyalizmi karşı-devrim cephesinde yer almaktadır. Yani onlar sol içinde değerlendirilemez.

Gel gelelim yukarıda da söylediğimiz gibi Türkiye’de sosyalist hareket küçükburjuva bataklığını aşıp işçi sınıfına henüz ulaşmamıştır. Bu nedenle de sol ortamı küçükburjuva sosyalizmleri kaplamış durumdadır. Onlar için devrimci ilkelerin pek bir önemi yoktur. Onlar günlük politika yapmaktadırlar. O nedenle de CIA Sosyalizmi ile onlar arasında aşılmaz duvarlar yoktur.

Bu gerçekliği (o tür sosyalizmlerin devrimci ilkelere sahip olmadığını) bilen CIA Sosyalizmi, Türkiye’nin sol ortamına dümen kırdı.

Yanaşmak için gözüne ilk kestirdiği hareket PKK oldu. Ve PKK’ye mayna etti. PKK önderi Öcalan devrimci ilkeleri önemsemeyen, faydacı, real politikerliği geçer akçe sayan bir kişiliğe sahipti. Öcalan’ın bu özellikleri, CIA Sosyalizminin baş aktörünün gözünden kaçmamıştı. Öcalan, Doğu Perinçek için kafeslenebilecek biriydi.

D. Perinçek, hesabında yanılmamıştı. D. Perinçek, A.Öcalan’ı ilki 1989’da ikincisi 1991’de olmak üzere iki kez ziyaret etti. CIA Sosyalizminin önderlerinden, “2000’e Doğru” dergisinin “Genel Yayın Yönetmeni” Ferit İlsever de 1992’de Öcalan’ı Bekaa’da ziyaret etti. Bu ziyaretler Öcalan’ın, Perinçek’in dolayısıyla da CIA Sosyalizminin kafesine girmesine yetti. Öcalan, CIA Sosyalizmine şöyle övgüler düzmektedir artık:

“Sosyalist Parti bence açılımlarını daha da geliştirmelidir. Bir yandan sınıfa yönelik, bir yandan Kürt gerçeğine yönelik ve en önemlisi diğer gruplarla da birlik ve dayanışmaya yönelik anlamlı çabalarını sürdürmelidir. İnanıyorum sonuçta başarılı olacak olan bu politikadır.

“Sosyalist Parti, politika düzeyine iyi açılımlar yapıyor ve döneme denk gelen taktikleri erkenden gündeme sürüyor. Esnek. İşçi sınıfına daha fazla ağırlık veriyor. Fakat çok geniş sol birikimin henüz bir araya getirilemediği de bir gerçek.” (Öcalan’ın, 1991’de Bekaa’da yapılan görüşmede D.Perinçek’e söylediklerinden. “2000’e Doğru”, 26 Nisan 1991)

Öcalan, 4 Mayıs 1991’de Bekaa’da Rafet Ballı’ya da bu konuda şunları söyler:

Rafet Ballı: “Politika yeteneğini en çok hangi gruplarda görüyorsunuz?”

“Öcalan: Fazla yok.”

Rafet Ballı: Hiç mi yok?”

“Öcalan: “Mesela, bazıları bazı şeyleri geliştiriyor: Mesela, Sosyalist Parti iyi çağırı yapıyor, iyi tespitler yapıyor, iyi hedefler de gösteriyor. Fakat buna denk gelen pratiği bir türlü geliştiremiyor.” (Rafet Ballı, Kürt Dosyası, Sayfa: 256)

Rafet Ballı: “Son bir soru. Bazı Kürt aydınlarının bir eleştirisi var “Abdullah Öcalan” diyorlar, “Doğu Perinçek’e gösterdiği sıcaklığı niye diğer Kürt siyasilerine göstermiyor.”

“Öcalan: Kim diyor onu?”

Rafet Ballı: “Kürtlerin bazıları söyledi.”

“Öcalan: “O aydınları mı? Sahtekarlık yapıyorlar. Ben Doğu’yu yıllarca eleştirmiştim. Şimdi Doğu bize ilgi gösteriyor. Doğu ta oradan kalkıp buraya gelmiş, biz bir-iki gün misafir etmişiz, çok mu? Ne mutlu Doğu’ya ki, 1989 ve 91’de ta oralardan kalkıp buraya geldi. Cesaretle geldi, arkadaşlarla, bizimle konuşup gitti. Doğu bunu yapıyor da, bizim o çok eleştiren utanmazlar niye bir gün selam yollamıyor? Biraz adil olmak gerekir değil mi? Benim Doğu’ya çok ilgi göstermemden değil, onun bize çok ilgi göstermesinden bahsetmek gerekir. Ve bu, daha saygıdeğer bir yaklaşımdır. Bunu soranlar kimdir? Biz kızılca kıyamette Kürtlerin tarihi kaderiyle uğraşırken, niye bir selamı bizden esirgediler?” (A.g.y. Sayfa: 308)

A.Öcalan’ın, kıraathane sohbetleri düzeyindeki, bilimsel anlayıştan yoksun bu övgüleri, CIA Sosyalizminin, Türkiye Solu içinde yerinden girebilmesinin anahtarı olmuştur. Başka türlü dersek, bu övgüler Türkiye Solu’nun kapsını aralamıştır. Ve o aralık bırakılan kapıdan CIA Sosyalizmi kolayca Türkiye Sol Ortamının içine yeniden sızmıştır.

A.Öcalan, yalnız övgüler düzmekle yetinmez. Hatırlanacağı gibi, 1991 seçimlerinde Doğu Perinçek’i Kürdistan’dan milletvekili seçtirmek de ister. Fakat Perinçek, Öcalan’ın bu teklifini reddeder. Perinçek’in amacı Türkiye Solu içine yeniden dönebilmektir. Çünkü provakatörlük (CIA Sosyalistliği) yapabilmesi için Sol Ortamın içine girebilmesi gerekemktedir.

Devrimci prensiplerden yoksunluk ve faydacılık Öcalan’ın bu büyük hatayı yapmasına yolaçmıştır. Öcalan, CIA Sosyalizmini göremez, kavrayamaz. Onun görevinin bozgunculuk yaratmak olduğunu anlayamaz. CIA Sosyalizmi ile 1985 öncesinde yaşamış oldukları çatışmayı, Doğu Perinçek’le 1991’deki Bekaa görüşmesinde şöyle değerlendirir;

“1970’lerin ortalarında sizlerle ve birçok grupla oldukça sert, anlamsız diyebileceğimiz çatışmalar oldu. Asıl nedeni biz miyiz başkaları mı ayrı bir konu. Şimdi tamamen aşılmıştır diyebilirim. PKK bu konuda kendisini biraz olgunlaştırabildi.” (2000’e Doğru, 28 Nisan 1991)

CIA Sosyalizminin, 1985 öncesinde, Kürt hareketine karşı yaptığı namussuzlukları böyle yorumluyor A.Öcalan.. CIA Sosyalizmi mahkemelerde; PKK davası bizim yayınlarımız üzerine açıldı, diyerek muhbirliğini, Parababaları Devletinden yana olduğuna kanıt gösteriyor. A.Öcalan ise, bu alçaklığa, “anlamsız diyebileceğimiz çatışmalar” adını veriyor. Böylesine devrimci prensiplerden yoksun bir hareket CIA Sosyalizminin oyununa gelmez mi?

KIŞ KIŞLIĞINI GÖSTERMEKTE GECİKMİYOR

CIA Sosyalizmi 1991’den itibaren, PKK’nin askeri gücünün sağladığı prestiji arkasına alarak hatta kurnazca sömürerek hızla Sol Ortama girdi.

Zaten, eski maocu grupların, CIA Sosyalizmine tepkileri pek aşırıca değildi. O nedenle onlar çabuk yumuşadılar. PKK bile, Perinçek ekibiyle barıştığına göre onlar da barışabilirlerdi…

CIA Sosyalizmi devirmci grupların bazılarının oluşturduğu platformlarda, toplantılarda boy göstermeye başlamıştı artık. O grupların ortaklaşa yayınladıkları bildirilerin altında CIA Sosyalizminin de imzası (ya da adı) görülüyordu artık. Ne yazık ki iş yalnızca ortak bildiriler yayınlama ve toplantılar (platformlar) oluşturma düzeyinde de kalmadı. Daha vahim boyutlara ulaştı.

1992 Mayıs’ına gelinirken Devrimci Hareketler ve Sendikalar 1 Mayıs’ı birlikte kutlamak amacıyla “1 Mayıs Platformu”nu oluşturuyor. Ve yasal olarak kutlamak için başvuruda bulunuyor. Devlet izin vermiyor. Sudan gerekçelerle talep reddediliyor. Aynı anda CIA Sosyalizmi de “Sosyalist Parti” olarak başvuru yapıyor. İzin veriliyor. Böylece “SP”, Gaziosmanpaşa’da 1 Mayıs için yürüyüş ve miting izni almış oluyor. “Sosyalist Parti”, Devrimcilerin ve Sendikaların oluşturduğu platforma, gelin birlikte kutlayalım teklifini yapıyor. Bu teklif, platformu karıştırıyor. Daha doğrusu platformu oluşturanların büyük çoğunluğu teklifi benimsiyor. Bu hareketler, CIA Sosyalizmini tanımıyorlar, tanıyamıyorlar. Dolayısıyla da ona karşı gerekli tavrı alamıyorlar. Bu hareketler burunlarının önünü bile göremeyen zavallı küçükburjuvalardan derleşiktir. Öyle olunca da, CIA Sosyalizmini teşhis etmeleri mümkün olmuyor.

1 Mayıs Platformunda, bu küçükburjuvaları uyarmaya ve CIA Sosyalizminin kuyruğuna takılmaktan alıkoymaya (sakındırmaya) çalıştık. Uyarımız şöyle gerçekleşmişti:

“Dergiler cephesinde gelince: Biz ve Haziran [3] GOP’a gitmeyeceğimizi ilan ediyoruz. Devrimci Proletarya “midesinin bulandığını” ifade ediyor. Diğer bütün dergiler şu veya bu nüans farklılıklarıyla GOP’a gidilebileceğini ifade ediyorlar. Burada bir dikkat çekelim. Kıvılcımlı’yı savınduğu iddiasında olan “Direniş” [4] de bu kervanın içinde. Devrimci Mücadele’nin [5] önerisi:

“Biz her halükarda gitmeyeceğiz. PDA [6] ile her türlü işbirliğine karşıyız. Bu bizim için ilkesel bir sorundur. Bu konuda birbirimizin görüşlerini biliyoruz. Bu yüzden burada açma gereğini duymuyoruz. Geçmişte her çevre bu konuda hemfikirdi. Sol ortamdan tecrit edilmesi gereği genel kabul görüyordu. Son yıllarda meşru görmeye başlayanlar oldu. Ama bizim düşüncemiz değişmedi. SP’ye izin verilmesi bir oyundur. Ankara’da SP’ye 1 Mayıs’tan sonraya gün verilirken, alelacele düzeltilip iznin 1 Mayıs gününe verilmesi oyunu iyice açık ediyor. Arkadaşları bu oyuna gelmemeleri konusunda uyarırız. Bırakalım SP’yi devletiyle başbaşa, 300-500 kişiyle kutlamasını yapsın. Onlara hiç bulaşmayalım. Meşruiyet bizdedir (Platformdadır). Bu meşruiyetimize uygun olarak ayrı bir alanda kutlamamızı yapalım. Bu olmazsa biz GOP’a gitmeyeceğiz. Etkin olduğumuz yerlerde kendi başımıza kutlamamızı yapacağız. Bizim gibi düşünenlerle ortak iş yapmaya da açığız.” [7]

Uyarılarımız kabul görmez ve biz platformdan çekiliriz. Bundan sonrasını yine Devrimci Mücadele’de yayınlanan değerlendirmemizden izleyelim.

“Arkadaşları ikna edemedik. Dahası, toplantı başında bize yakın düşünceler ifade eden Haziran ve Devrimci Proletarya’da bu “Konsensüs”e evet çekti. Bizim son cevabımız: “SP’nin izin aldığı bir mitinge dediğimiz şekle dönüşse’de gitmeyiz. Bizim de içinde bulunduğumuz bir oluşumun onları “katılımcı” da olsa çağırmasını doğru bulmayız. Bunlar bizim için “ilkesel sorunlardır”. şeklindeydi. Böylece platformun miting çalışmalarından çıkmış olduk.

“SP”nin kendisine yapılan bu teklife vereceği cevabı adımız gibi biliyorduk. Zaten 1 Mayıs platformuna gelerek “ortak”lığa çağrı yapı gitmişlerdi. Yani sadece “katılımcı”lığı kabul etmeyeceklerdi. Bazı arkadaşlar bu cevabı öğrendikten sonra bizim önerimize ikna olabilirler iyiniyetiyle, bir sonraki toplantıya gözlemci olarak katıldık. “SP” ile yapılan görüşmenin sonucu açıklandı: “Yeni yürütmede SP’den bir kişi, sendikalardan 2 kişi, Kamu çalışanlarından 1 kişi ve Dergilerden bir kişi.” konuşmacı olarak da “sendikaların dışında SP’ye bir konuşmacı 16 dergi adına bir konuşmacı.” “Miting alanında resmi yürütmeci SP’li olacak.” Bir de “SP’nin bir talebi daha olmuş: Kürsüye küçük bir SP bayrağı asmak istiyorlarmış. Ama “vazgeçir”mişler. Bekledik. Arkadaşlar bu ortaklık karşısında ne yapacaklar? İki-üç dergi ortaklığı olumladı. Diğerlerinde suskunluk. Tavır açıklama davetine rağmen suskunluk. “Sükut ikrardan gelir” diyerek ortaklık onaylanıyor. Karşı çıkan soruluyor. Yok. Gözlemci olarak katıldığımızı baştan beri belirttiğimizi bu yüzden tartışma açmayacağımızı ama bir sorumuz olduğunu söyledik. “SP’ye sadece katılımcılık teklif edecektiniz. Bu kadar farklı çevre içinde SP 5’te 1 gibi bir ortalık elde etmiş. Bu durumu nasıl izah edeceksiniz?” Aldığımız cevap: “herşeyin bir izahı bulunur.” oldu. Aynı gün Belediye-İş şubelerinin de “SP” mitingine katılacaklarını öğreniyoruz. Fazla sürpriz olmuyor bizler için.

Sonrası malum. Bizim dışımızda Mücadele okurları dahil herkes “SP”nin mitingine katılıyor. Herkes derken bu süreçte bir araya gelen dergileri kastediyoruz. Sürecin başından beri platformun dışında olanları kapsamıyor bu herkes. Miting alanındaki gözlemimizde bu çevrelerden insanlara da rastladık. Ama bizim gibi sadece gözlemci miydiler bilemiyoruz. Miting öncesi ilanları, afişleriyle mitingde kürsü ve çevresine hakimiyetleriyle, arkadaşlarımız ne kadar reddetselerde miting “sp” mitingi oldu. Doğu Perinçek’in konuşmasını protestolarda, miting öncesi basın açıklamaları da bu görüntüyü bozamadı. Mitinge katılım düşüktü, coşku yoktu. Böyle bir 1 Mayıs kutlamış olmanın yanlışlığı, burukluğu, üzüntüsü alandaki insanların yüz ifadelerine yansımıştı sanki.

Kimi “İktidar” [8] gibi dergiler mitingin tam anlamıyla “SP” mitinginden çıkarılamadığı ve katılanlardaki burukluğu teslim etsede; bu güne kadar çıkan dergilerin hepsi olayları olduğu gibi değil de, istedikleri gibi yorumlıyarak doğru yaptıklarını ıspata, daha doğrusu yanlışlarını izaha çalışıyorlar. Öyle ya: “her şeyin bir izahı yapılır” nasıl olsa. Bu yüzden de ayrı bir alanda kutlamanın olabilirliğini ve böylece kendi yanlışlarını gözlerine batıran Ankara mitinginde söz birliği etmişçesine es geçiyorlar veya yalan yanlış bir-iki cümlecikle geçiştiriveriyorlar.

Peki biz ne yaptık ve diğer illerde 1 Mayıs nasıl kutlandı?

Önce kendi yaptığımızdan başlayalım. İstanbul’da Permatik grevini ziyaret ettik. Aynı saatlerde bir grup Kargo İşçisi de ortadaydı. Günün anlam ve önemini belirten konuşmalardan sonra, Permatik işçileriyle birlikte marş, slogan ve halay’lı bir kutlama yaptık: İstanbul’da yaptığımız gibi Ankara ve İzmir’de ise 1 Mayıs öncesi devrimci güçlerin “SP”nin kuyruğuna takılmaması için yoğun çaba harcadık. Çabalarımız sonuç verdi. İzmir’de “SP”nin başvurusu geri aldırıldı. Ankara’da ise “SP”nin kuyruğuna takılma tercihini yapanlara rağmen, ayrı bir alanda günün anlam ve önemine uygun kullanılmasında önemli bir rolümüz oldu. Detaylara girmiyoruz. Bu illerdeki kutlamaları ayrıca yayınlıyoruz.

***

Olaylar mihenk taşıdır. Bu seneki 1 MAyıs’da bir mihenk taşı oldu. Bütün devrimci grupların hareketlerin, adı her ne olursa olsun; her ne kadar “Proletarya Partisi” gibi koca koca iddialarda bulunursa bulunsunlar, ne kadar “ihtilalci” keskin sirke geçinirse geçinsinler, olaylarca bir kez daha gerçek durumları açığa çıkmıştır. Bütün bu koca koca iddia ve çalımlara rağmen ne derece kof oldukları en kör göze batarca sırıtmıştır.

Gerçekten de “Hafıza-i beşer nisyan ile malul”muş. Hani PDA karşı devrimciydi. İhbarcıydı, vs. idi. Tecridi gerekirdi. Ne oldu da aklandı? Devletin önünü açmasına, PDA’yı meşrulaştırmasına niye teslim olundu? Bu bir erken bunama bir hafıza yitirmeden mi kaynaklanıyor sadece? Elbette değil. (a.g.y.)

CIA Sosyalizmi Türkiye Soluna yeniden kabul edilmişti artık. 1992 1 Mayıs olayı da bu kabulün bir kanıtıydı. CIA Sosyalizminin, yaptığı namussuzluklar yüzünden kaybettiği itibarı, Türkiye Solu tarafından sözle olmasa da davranışça ona geri veriliyordu şimdi. Yalnızca CIA Sosyalizmi konusunda takınılan bu tutum bile, Türkiye Solunun küçükburjuva yapısının dolayısıyla da gerçek devrimci prensiplerden yoksun oluşunun bir göstergesidir.

Bir atatsözümüz; “Kış kışlığını, puşt puştluğunu yapar” der. CIA Sosyalizmi de bu atasözünün kapsamı içine girmekten kendini alamadı. O da CIA Sosyalizminin gereği ya da emrettiği davranış neyse onu yaptı. Türkiye Solunda yeniden kabul görmenin verdiği şımarıklık ve umursamazlıkla namussuzluklarına yeniden hız verdi. Türk Soluna ve Kürt Ulusal Hareketine karşı açık bir düşmanlık politikası sergilemeye (gütmeye) girişti. Tabii bu politika onu her geçen gün biraz daha Parababaları Devletinin yanına çekti. Bugün CIA Sosyalizmi, devletin yanındadır. Devletin ve yine parababaları emrindeki medyanın utanç verici saygısını kazanmış bulunmaktadır CIA Sosyalizmi. Özetçe; Türkiye Sol Cephesinin karşısında, Parababaları Devletinin yanındadır. Ya da karşı-devrim cephesi içinde yeralmaktadır.

CIA Sosyalizminin 1992’den sonra geriye dönüş yaparak izlemeye başladığı, bu en kör gözlere batacak denli apaçık olan (gerici), karşı-devrimci politika, bizim küçükburjuva sol çevrelerin (grupların) gözlerini biraz açmış bulunmaktadır. Bu çevreler ve gruplar, CIA Sosyalizmine karşı giderek daha mesafeli durmaya gayret göstermektedirler. Ancak onların bu çabası açık, net, kesin prensiplere dayanan bilinçli bir tavır değildir Günlük pratiğin sınırlarını aşmayan gelgeç bir tavırdır. En azından çoğunluğunun tavrı bu çerçevededir.

Türkiye SOlu, CIA Sosyalizmine karşı baştan itibaren (1970’lerden beri), Kıvılcımlı Usta’nın ve onun öğrencisi olan bizlerin ya da Eneski Sosyalizmin savunucularının almış olduğu Marksist-Leninist prensiplere dayanan kesin tavrı alabilmiş olsaydı, CIA Sosyalizmi bugün Sol içinde olmayacaktı. Sol ortamdan tecrit edilmiş olacaktı. Ve belki de yok olup gidecekti. En azından onun solcu olduğuna kimse inanmayacaktı. Böylece de zarar veremez, provokasyon yapamaz hale getirilecekti. Getirilemedi. Bunun günahı, Kürt ve Türk Solunda yer alan küçükburjuva sosyalizmlerine aittir. O küçükburjuvalar, Kıvılcımlı’ya ve Eneski Sosyalizme kulak vereceklerine, CIA Sosyalistlerinin Kıvılcımlı üzerine ürettiği sosyalist ahlak dışı demagojilere kulak verdiler. Ve o demagojilere sarılarak Kıvılcımlı’ya saldırıya geçtiler. Tabii CIA Sosyalizmi ile de, bu davranışlarıyla pratikçe ittifaka girmiş bulundular. İşte bu nedenlerden CIA Sosyalizmi bugün hala vardır ve Sol Ortam içindedir. Tabii görevlerini de sürdürmektedir…

“KURTULUŞ”UN HATASINI ÖRTÜŞÜ

CIA Sosyalizmine karşı, bizden sonra, en tutarlı tavrı “Kurtuluş” [3] grubu aldı. Dikkat edelim, bizimle birlikte demiyoruz, bizden sonra diyoruz. Çünkü “Kurtuluş da bu konuda bir kez yalpaladı. CIA Sosyalizmine büyük bir taviz verdi. “Kurtuluş”un sözünü ettiğimiz yanlışını ya da büyük tavizini ele almadan önce, bu konuda neler yazıldığına bir bakalım:

“Bugün hemen her grup Aydınlık çevresine karşı şu ya da bu biçimde tavır almış olup mesafeli duruyor. Bu elbette bir olumluluktur. Ancak bu olumluluğun enini boyunu tam görebilmek için bir soru sormak gerekiyor. Ne zamandan beri? Sol ne zamandan beri böyle bir tavır alış içindedir?

“Sorunun cevabı ne yazık ki, bu olumluluğa gölge düşürücü niteliktedir. Sol bir-iki istisna dışında, Perinçek ve Aydınlık çevresi yüzlerindeki maskeyi artık daha fazla taşıyamayıp bir kenara koyduklarından beri böyle bir tavır alış içindedir. Yani son birbuçuk yıldan beri.

“Siyaset bu mu? Devrimci tavır, siyasi öngörü, ilkelilik, öncülük bu mu?

“Değil elbette”

(“Emperyalizme ve Oligarşiye Karşı Kurtuluş”, 27 Mayıs 1995, Sayı:16)

“Kurtuluş” görüldüğü gibi bizi; “bir-iki istisna” diyerek es geçiverir. Hiç adımızı sanımızı anmaz. Tabii 1970’lerden beri bu konuda verdiğimiz prensipli mücadeleyi de…

Bu kadarla kalsa yine de neyse diyebilirdik. Ama kalmaz. Kendi kendini ajite edip, hava soktuktan sonra hızını alamayarak şu satırları döşenir:

“Açık bakın 89-91’in dergi ve gazetelerine. O sayfalarda yönetiminde solun çeşitli gruplarının bulunduğu onlarca demokratik kuruluşun, doğrudan siyasi çizgilerini temsil eden onlarca derginin hep Aydınlıkçılara, SP (daha sonra İP) ile birlikte yaptığı açıklamalara, birlikte oluşturdukları platformlara tanık olursunuz.

“Bu platformların, ortak imzalarının içinde bir tek Devrimci Sol Güçler’in ve onların etkinliğindeki demokratik kitle örgütlerinin adı yoktur.” (A.g.y.)

“Kurtuluş”çu arkadaşlar yukarıda (yazılarının girişinde) bizden hiç değilse “bir-iki istisna” sözcükleriyle de olsa söz ediyorlardı. Fakat yaptığımız son aktarmada o kadarcığını da çok görüyorlar. Bizi hepten yok sayıyorlar. Bu konuda çeyrek yüzyıldır vermekte olduğumuz mücadeleyi de olmamış sayıyorlar. Bu arada da kendilerinin eşsiz örneksiz olduğunu ilan ediyorlar. Bu anlayış da bir şark geleneğidir. Antika küçükburjuvazinin bir hastalığıdır.

Şimdi gelelim “Kurtuluş”un üstünü örtmeye çalıştığı yanlışına…

KURTULUŞA SORUYORUZ: 1992 1 MAYIS’INI NEREDE, KİMLERLE VE KİMİN ÖNDERLİĞİ ALTINDA KUTLADIN?

1992 1 Mayıs’ına gelinirken, küçükburjuva grupların GOP’a yani CIA Sosyalizminin kayığına binme kararı almasından sonra “1 Mayıs Plafromu”ndan çekiliyoruz. “Kurtuluş”la görüşüyoruz ve GOP’a gitmeyerek 1 Mayıs’ı ruhuna uygun bir biçimde birlikte kutlama konusunda anlaşmaya varıyoruz. Yer (alan) olarak Büyükşehir Belediyesi’nin önünü belirliyoruz (seçiyoruz). Polis müdahalesine karşı da direnme kararı alıyoruz. Ve hazırlıklara başlıyoruz.

1 Mayıs’a üç gün kala “Kurtuluş” sözcüsü Arkadaş geliyor ve GOP’a gidip gitmeme konusunda kendi içlerinde tartışma çıktığını bu nedenle de o an için durumun netliğini kaybettiğini söylüyor. Biz ise GOP’a gitmemizin asla söz konusu olamayacağını, ODA mitingine katılmamızın imkansız olduğunu, kendilerinin de bizi yalnız bırakması durumunda, bizim, tek başımıza 1 Mayıs’ı özüne (ruhuna) uygun olarak kutlayacağımızı, bu konudaki kararlılığımızı hiçbir şeyin değiştiremeyeceğini, bozamayacağını bildiriyoruz “Kurtuluş” sözcüsü Arkadaşa. Sözci Arkadaş 1 MAyıs’a 1 gün kala geliyor. Bizden özür diliyor. GOP’taki mitinge (kutlamaya) katılma kararı aldıklarını söylüyor.

Bizler ise yukarıda da belirttiğimiz gibi 1992 1 Mayıs’ını sıcak ilişkilerimizin olduğu Permatik Grevcileriyle kutluyoruz.

Burada “Kurtuluş”un, yukarıda andığımız şu cümlelerini bir kez daha aktaralım ve “Kurtuluş”a soralım:

“Siyaset bu mu? Devrimci tavır, siyasi öngörü, ilkelilik, öncülük bu mu?

“Değil elbette”

(“Kurtuluş”, 27 Mayıs 1995)

“Kurtuluş” satırlarına şöyle devam eder:

“Devrimci politika, sınıflar mücadelesinde yer alan güçlerin maskelerinin, demagojilerinin arkasını görüp buna göre tavır alabilmektir. Kitlelere, gizlenmek, perdelenmek istenileni göstermektir. Devrimci politika halka karşı işlenmiş ihbarcılık gibi suçları unutmamak, suçluların kendini gizlemesine meydan vermemek, koşullar ne olursa olsun bu noktada ilkeli davranmak, örnek ve önder tavır alabilmektir.” (A.g.y.)

Bu satırlara katılmamak mümkün değil. Ama bunları yazan arkadaşlar, başları sıkışınca (zorda kalınca), CIA Sosyalizminin kayığına atlayıverirlerse, yapılan işin bir kıymeti olmaz.

Unutmayalım ki; “hakiki sosyalist sözleriyle değil eylemleriyle sosyalisttir.”

Biz, “Kurtuluş”u diğer küçükburjuva gruplarla bir tutmuyoruz, onlarla aynı kefeye koymuyoruz. “Kurtuluş”un, bu konuda onlardan çok daha tutarlı bir tutum içinde olduğunu biliyor ve söylüyoruz. Ancak 1992 1 Mayıs’ında yaptığı büyük hatayı da bir kez daha tekrarlamamasını diliyoruz. Bunun yolu da hatanın üstünü örtmekten geçmez. Tersine hatayı bilince çıkarmaktan ve özeleştirisini yapmaktan geçer. Hatalar ancak bu yoldan gidilirse aşılır. Başka türlü dersek; hatalardan ancak bu yöntemle kurtulunur.

[1] CIA Sosyalizmi Tarih Kalpazanları, Sayı:19, Sosyalist Mart 1971

[2] Halkın Yolu grubu, TİKP’e katılma çağrısı ile birlikte tamamen TİKP içinde yer almadı. Devrimci Halkın Yolu grubu, bugün MLKP adını alan örgütün kuruluşunda yer aldı. – TMP

[3] Haziran grubu, Kurtuluş grubu: Bugünkü Yürüyüş Dergisi çevresi

[4] Direniş grubu: Bugünkü Sosyalist Dayanışma Platformu çevresi

[5] Devrimci Mücadele grubu: Bugünkü Halkın Kurtuluş Partisi

[6] Proleter Devrimci Aydınlık (PDA) grubu: Sonrasında sırasıyla Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi, Türkiye İşçi Köylü Partisi, Sosyalist Parti, İşçi Partisi adını alacak olan, bugünkü Sahte Vatan Partisi

[7] Devrimci Mücadele, Temmuz-Ağustos 1992 – “1 Mayıs Böyle mi Kutlanmalıydı” başlıklı yazıdan – TMP

[8] İktidar grubu: Bugünkü Yeni Sahte Türkiye Komünist Partisi, Halkın Türkiye Komünist Partisi ve Türkiye Komünist Hareketi

,
One comment on “Devrimci Mücadele – CIA Sosyalizmine Karşı Alınması Gereken Tavır Üzerine
  1. Turkiyede natocu sol pkk ile ortaya çıkmıştır. solu bölmek için icad edilmiş bir hareket olan pkk nun pda proleter devrimci aydınlık ile iç içe olmalarını en iyi i.kaypakkayanin toplu yazılarına bakarsanız detaylı ipuçlarını bulursunuz ayrıca hikmet kivilcimlinin sol ve türkiye üzerine analizleri var oradan da detaylı yararlanabilirsiniz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir