Devrim Üzerine – BTDK Konuşmaları (2)

Birlik Tartışmalarını Düzenleme Kurulu (BTDK), sosya­listler arası birliğin teorik ve tarihsel arka planını, imkân ve şartlarını tartışmak üzere 12, 13 ve 19 Ağustos günlerinde toplanan 172 sosyalistin son toplantısında kuruldu. Toplantı ‘Temmuz ayı içersinde, çeşitli sosyalist dergilerde Sosyalistlere, başlığıyla yayınlanan deklarasyonu imzalamış olan 18 kişinin çağrısı üzerine yapılmıştı.  Tarihsel Maddecilik Portalı olarak, Devrimci Mücadele Dergisi’nin “Devrim Üzerine” başlıklı tebliğini sizlerle paylaşıyoruz.


Birlik Tartışmaları – 2, Devrim Demokrasi ve Program Anlayışları, Tebliğler, sayfa 71-94

DEVRİM ÜZERİNE

DEVRİMCİ MÜCADELE Dergisi

Konumuz devrimdir. Daha doğrusu Marksist-Leninist Devrim öğretisidir. “Devrim öğretisidir. Konu bu olunca sözü hemen Kıvılcımlı Usta’ya bırakmak gerekir. Çünkü O, “Devrim Nedir?” adlı eserinde bu konuyu bir şiir gibi anlatır. Okuyucu, hiç zorlanmadan, sıkılmadan, usta işi bir şiir okur gibi, Marksizm-Leninizm özünü oluşturan bu önemli konuyu kestirmeden öğrenmiş olur. Kıvılcımlı’nın eserini değil aşan, onun düzeyine yaklaşan bir çalışma bile ortaya konamadı.

Şimdi sözü uzatmadan Kıvılcımlı’ya bırakalım. Ve bize ayrılan sayfaların el verdiği ölçüde, konunun canalıcı noktalarını, bölüm bölüm aktarmalar yaparak anlatmaya çalışalım.

Birinci Bölüm
SAVAŞ VE DEVRİM

Devrim Nedir?

Devrim önce insanlar arasında bir savaştır. Ondan sonra savaşın başarısıyla gelen bir değişikliktir.

Fakat her savaş ve her değişiklik devrim midir? Hayır. Tersine, devrim çok defa savaşla iki zıt kutup halinde olur. Devrim savaşın neticesi olabilir. O zaman, savaşın sebeplerini kaldırabilirse, savaşı yok edebilir. Ancak, birçok savaşlarda savaş sebepleri derinleştirilirse görülür ki, savaşlar kadim çağlardan beri hep devrimleri önlemek uğruna yapılır.

Devrim ile savaşın farkını göstermek, devrimin nasıl bir savaş olduğunu belli eder. Onun için, devrimi savaştan ayırt edecek özellikleri kısaca gözden geçirmeliyiz.

Devrim ile savaşın özellikleri üç bakımdan ele alınabilir.

1) Savaş ile devrimin farkları,
2) Savaş ile devrimin diyalektiği,
3) Devrimin olağanüstü diyalektiği..

A- DEVRİM ULU SAVAŞTIR: Bütün savaşlardan büyük devrim deyince ne anlıyoruz? Rakamca ve insan sayısı bakımından büyüklük anlıyoruz. Mesela, iki millet savaşıyor. Her ikisinin savaşa süreceği kuvvetler nüfuslarının belli cins ve yaşlarda olan ufak bir kısmıdır. Bir milyon nüfuslu memleketin savaşa süreceği kuvvetler onbinleri güç geçer. Devrimde ise, milyonluk nüfusun kadını kızı, yaşlısı çocuğu ile hemen hemen bütününü kavgaya sokar. Devrim metot ve teşkilatları buna göre düşünülüp davranılacak işlerdendir.

Bu kural kimi zaman gözden kaçabilir. Yerleşmiş bir istibdat ile devrimden önce çarpışan kuvvetler bir avuç insanı geçmeyebilir. Mesela Çarlık Rusyasında ilk devrimciler “MAHFİL” (Serkl: Yuvar) larda çalışırlardı. O devrin devrimcileri ancak yüz rakamları ile ölçülürdü. Devrim patlayınca iş ve rakamlar ansızın büyüdü.

“(Mahfil devrinde) propagandacının, henüz kitleleri gütmemiş küçük grup üyelerinin tabii olarak yaptıkları gibi yüze kadar saymak lazımdı. Devrimde ise milyonlarla ve onmilyonlarla sayı saymak gerekir. ” (V.İ.U.: “Solcu Çocuk Hastalığı”, 1920, C. XVII, s. 180).

Bu neden böyledir?

Çünkü savaş oldu olasıya azlığın menfaati uğruna yapıldı. Hiç değilse yeryüzünde sosyalist devletler doğuncaya kadar bilinen klasik savaşlar böyle kaldı.

Devrim, çokluğun ve büyük kitlelerin menfaati uğruna yapılır.

Onun için, savaşa ancak nüfusun azlığı ve o da zorla sokulabilir. Devrime en büyük kitleler kendiliğinden, gönüllü olarak atılırlar. Savaşta asıl muharebeyi yapan cephedeki kuvvetler çok defa yüzbinleri geçmez. Muharipler nadiren milyonları bulur. Devrime bir anda milyonlar ve onmilyonlarca insan bilfiil ve hep birden katılır.

Her memlekette beslenen ordularla yaşayan kitlelerin sayılarını göz önüne getirmek, savaş ile devrimin nicelik (kantite: kemmiyet) farkını, sayı başkalığını anlatmaya yeter.

Devrimler çağında (mesela: Emperyalist Evren Savaşları sırasında) savaşlara TOTAL Savaş denilmesi o bakımdan özellik taşır.

B- DEVRİM HAKLILIK VE MEŞRULUKTUR: Sosyalist devletler doğuncaya kadar bilinen her klasik savaş kuvvetlinin zayıfa saldırmasıdır. Savaşlar hep başkasının hakkını elinden zorla almak için yapılır.

Devrim daima o zamana dek ezilmiş, soyulmuş bulunan insanların ezenlere ve soyanlara karşı ayaklanmalarıdır. Bu ayaklanma sonunda egemen sınıfların bir zaman ekonomi yahut politika zoruyla halktan aşırdıkları kitle mülkleri ellerinden alınır. Bütün mülkler ve haklar eskidenberi sahipleri iken sonra yoksul bırakılmış olan kitlelere geri verilir. Devrimin biricik kanunu, büyük kitlelerin hakkını araması ve haklı olan milletin bütünü ölçüsünde meşru bir düzen yaratmasıdır.

Sosyalist devletler doğuncaya kadar patlayan klasik savaşlarda iki düşman taraf ta kendilerinin haklı olduklarını aynı kuvvetle öne sürerler. Gerçekte her iki taraf ta bir avuç egemen sınıfın menfaati uğruna çarpışır. Öyle olduğu için büyük çalışkan kitleleri kurbanlık koyun gibi meydan salhanelerine sürüklerler. Hepsi de bu bakımdan haksızdırlar. Hak iddiaları yalnız alt sınıfları ve çalışan insanları aldatıp ardlarından sürüklemek üzere uydurulmuş görünüşte süslü yalanlardır.

Ayrıca, savaşa sürüklenenlerin hemen hepsi Sıkıyönetim kanunları altında zorla silah altına alınırlar. Savaşa gitmeyen kurşuna dizilir. Devrimde bunun tam tersine, kavgaya gitmeyenler değil, girenler idam cezasıyle tehdit edildikleri halde savaşırlar.

C- VATANDAŞ HARBİ: Savaş hemen daima iki ayrı vatan arasında yapılır. Ayrı vatanların başta gidenleri arasındaki düşmanlıktan çıkar. İki ayrı ülkenin vatandaşları arasında kanlı bir boğuşma olur.

Devrim, savaşın tersine, genel olarak aynı vatanın içinde yaşıyan vatandaşlar arasında bir savaştır. Savaşa, VATAN HARBİ adı verilebilir. Devrim, vatandaşlar arasındaki kavgadır. Onun için, devrimin bir adı da VATANDAŞ HARBİ olur.

“Tarihte hiçbir büyük devrim Vatandaş Harbi olmaksızın gerçekleşmemiştir.” (V.İ.U.:“Bolşevikler Devlet İktidarını Muhafaza Edebilirler mi?”, 1917 Aralık sonu, C. XIV, s. 242-243).

D- SAVAŞ VE SINIFLAR SAVAŞI: Devrim savaştır, diyoruz. Bu savaşta kimler dövüşür? Zıt sosyal sınıflar dövüşür. Savaşlarda ise, genel olarak aynı sınıflar birbiriyle boğuşmayı başarırlar.

Devrim, burjuva ve küçükburjuvalara göre memlekette bir anarşidir. Vatandaşlar arasında bir kördövüşüdür. Bu onların görüşüdür. Gerçekte devrim, önü ve sonu belli olmayan, herkesin kim vurduya gittiği bir kargaşalık ve endeterminizm değildir. Devrim herşeyden önce belli sınıflar arasında geçen ve kesin sınırları bulunan bir savaştır.

Modern toplumda öyle kesin sınıflar bulunduğu için ve bu sosyal sınıflar karşı karşıya açık cepheler tuttukları için, sınırları zıt ama belli bir kavgaya girmişlerdir. Devrim o sınırlar içinde olmuştur. Öyle bir determinizm bulunmasaydı, ayaklanmalar, kargaşalıklar, hatta isyanlar boşuna olurdu.

Mesela, kadim çağda Yeniçerilerin kazan kaldırmaları hiçbir işe yaramadı. Ancak memleketi geriye götürdü. Gericiliği (irticaı) biraz daha uzun müddet yerli yerine yerleştirdi, kuvvetlendirdi. Çünkü o çağlarda bu ayaklanmalar sınırı kesin, bilinci belli sosyal sınıflar arasında geçmedi.

Bütün kadim çağlarda DEVRİM’in olamayışı aynı sebebe dayanır. Bütün sınıflar antika toplumda ne kendi sınıflarını ve ne de dolayısıyla sosyal bilinçlerini kavrayamamış durumda kaldılar.

Modern çağda sınıf billurlaşması sosyal devrimleri mümkün kıldı. Mesela, üstün Derebeyi sınıfına karşı Burjuvalar, Köylüler, Esnaflar, İşçiler, Aydınlar bir tek ayrı ve kesin sınırlı TİERSETA (Üçünçü Tabaka) idiler. O sayede Batı’da burjuva devrimleri diye bir ileri adım atıldı. Toplum, kısır çekişmeler ve boğuşmalar ortasında kendi kendisini yiyip tüketmedi.

Yoksa, Irak’ta, Mısır’da yeraltına gömülmüş Antika Medeniyetler gibi, Ortaçağ toplumu da temelinden yok olur ve yıkılmış Avrupa Medeniyeti tarihe karışırdı.

Savaş; aynı sosyal sınıfların fertleri, zümreleri ve bütünlükleri arasında birikmiş, büyüyen REKABETLER’in bir gün ansızın kızışıp patlamasıdır. Devrim: birbirine zıt sosyal sınıfların fertleri, zümreleri ve bütünlükleri arasında birikip artmış olan SINIF MÜCADELESİ’nin ansızın kızışıp patlak vermesidir.

E- SAVAŞ, DEVRİM VE REJİM: Her memlekette REJİM denilen bir sosyal düzen vardır. Bu sosyal düzen, sosyal sınıfların menfaatleri ve tuttukları yerleri bakımından kurulmuş ekonomik ve politik münasebetlerin yaratığıdır. Onun için, devrim nasıl sosyal sınıflar arasında geçen bir savaş ise, tıpkı öyle, sırf ve yalnız bir rejim savaşıdır.

Eğer dövüşenler arasında rejim farkı ve şavaşı yoksa, yapılan dövüş bayağı klasik bir burjuva savaşı olur. Daha doğrusu devrim SOSYAL REJİM değişikliği için yapılan bir savaştır. Savaş ise, tersine, sosyal rejimi muhafaza etmek için yapılan bir kavgadır. Devrim zıt rejimler uğruna yapılır. Savaş aynı rejimin savunucusu olan kuvvetler arasında patlak verir.

Mesela, İngiltere ile Almanya aynı rejime bağlıdırlar. Her iki tarafta aynı FİNANS-KAPİTALİZM herşeye üstündür. İki tarafın ağızlarına bakılsa, onlar bir takım sosyal idealler uğruna savaştıklarını ilan ederler. 1914-1918 Birinci Cihan Harbinde İngilizler ve Fransızlar “Demokrasi” adına müstebit Alman militarizmini yıkmak için dövüştüklerini söylediler. Oysa, hürriyetçi geçinen bu istibdat düşmanı emperyalistlerin en büyük aylıklı asker kuvvetleri Çar idi. Hepsi de Çar orduları ile kendi azgın militarizmlerini kaynaştırarak boğuştular. Almanlar ise, hakarete uğrıyan Avusturya imparatorluğunu İngiliz, Fransız emperyalizminin kışkırtmalarına karşı korumaktan söz açtılar… Esas dava, her iki taraf emperyalistlerinin zamanla kuvvet dengeleri değiştiği için, dünyayı yeniden sömürgeler ve nüfuz bölgeleri halinde paylaşmak istemelerinden ileri geldi.

1939 İkinci Cihan Harbinde İngilizler Alman faşizmini, Almanlar ikiyüzlü demokrasilerin dünyayı sömüren plütokratlarını yeryüzünden kaldırmak için dövüştüklerine yemin ettiler. Gerçekte işler bambaşka idi. Alman faşizmini alttan alta besleyip büyüten Finans-Kapitali: Amerikan Kellog planları Almanya’da yetiştirdi. Alman faşizmini ilk defa silahlandıran İngiliz kapitalizmi ve siyaseti oldu. Faşizm yeryüzüne Alman Plütokrasisinin en berbat tekelci soygununu yaymak ve dünyayı zaptedip insanlığı bin yıl Nazi kölesi haline getirmek planıyla saldırıya geçti.. Esas dava, Birinci Cihan Harbi ile paylaşılmamış olan kozları İkinci Cihan Savaşı ile yeniden paylaşmaktı.

Her iki Cihan Harbinde de sosyal rejim, İngiltere-Fransa cephesinde olduğu gibi, Almanya ve İtalya cephesinde dahi: Emperyalizm çağına ulaşmış Kapitalizm düzenidir. Savaş, iki ayrı memleketin kapitalist rejimleri arasında olmuştur. Devrim: toplumda sınıf ilişkilerini, yani sosyal düzeni kökünden değiştirecek bir savaştır. Savaşta gaalip gelsin, mağlup olsun, aynı sosyal sınıf iktidarda kalır. Devrimde, mutlaka alt sınıf üst sınıfı devirerek yeni bir rejim kurar.

F- SAVAŞ, DEVRİM VE DEVLET: Savaş genel olarak devletler arasında yapılır. Görünüşte DEVLETİ KORUMAK için harbedilir. Savaşta mevcut devlet herşeyin üstünde tutulur.

Devrim genel olarak devletler arasında değil, bir devletin içinde yapılır. DEVLETİ YIKMAK devrimin birinci konağıdır. Burjuva devriminde bambaşka bir devlet kurulur. Derebeyi devleti yerine, kapitalist devlet geçirilir. Proletarya devriminde, önce kapitalist devlet yerine proleter devleti geçirilir, sonra devlet temelinden kaldırılır. Daha doğrusu, yağı tükenmiş kandil gibi kendiliğinden söner.

Savaşta kitleler devletle birliktedirler. Eski devletin koruyucu fedaisi rölüne sokulurlar ve devrime karşı eski devletin yedek gücü (ihtiyat kuvveti) olurlar.

Devrimde kitleler eski devlete karşı gelirler. Eski sınıf ilişkilerini, eski rejimi değiştirmek için mevcut devleti yok ederler. Ve böylelikle devrimin öz veya yedek gücü haline gelirler.

Devrimden önce sosyal zıtlıklar ve bütün çatışan iddialar ve kavgalar eski devletin PATRONLUĞU VASITASIYLA yatıştırılır. Devrimde, DOĞRUDAN DOĞRUYA KİTLELER silaha sarılırlar ve mevcut devlet kuvvetleriyle dövüşürler. Onun için:

“Devrim, devlet meselesinde ‘mutad (verili) şartlar’dan bilhassa şöyle ayrılır: Devrim, devlet hayatının üzerinde kavga çıkmış meselelerini dolayısızca sınıf mücadelesi vasıtasıyla kat’i şekillerine kadar halleder.” (V.İ.U.: “Anayasa İllüzyonlarına Dair”, 26.7.1913, C.XIV, Ks,2, s.25).

G- DEVRİM, SAVAŞ, FEDAKÂRLIK: Savaş da, devrim de birçok fedakarlıklar ve kurbanlar ister. Devrimin fedakarlıkları savaşınkilerden bambaşkadır.

Savaş onu icat edenlerden ve yaptıranlardan pek az fedakarlık ve kurban ister. Daha doğrusu savaş onu yaptıranların fedakarlığını ve kurban gitmelerini önlemek için yapılır. Savaş yaptıranlar, olsa olsa daha karlı buldukları bir işe sermaye yatırdıkları gibi, zafere kadar savaş masraflarını ve savaş rizikolarını göze alırlar. Ve her zaman ve her yerde savaşa sebep olanlar, savaşı kazançlı buldukları için savaş istiyen sınıflardır. Mesela, modern savaşlar cihan pazarlarını ve servet kaynaklarını çeşitli kapitalist ülkeler arasında yeniden paylaşmak için yapılır. Bununla birlikte, savaş sırasında fedakarlığı yapanlar aslında kapitalistler değildirler. Tam tersine, kapitalistler savaşın getirdiği kıtlık yüzünden stok mallarını bol bol sürümlerler. Büyük kitleler ve herkes can kaygusuna düştüğü için, müthiş yükselen hayat pahası önünde boyun eğer. Kapitalistler o sayede eskisine nazaran beş on misli fazla kar toplarlar. Ayrıca hatır gönül, rüşvet iltimasla kendilerini ve oğullarını kayırtırlar, savaş ateşine atılmaktan tatlı canlarını korumanın yolunu bulurlar. Savaşta en muazzam fedakarlıklar, cepheye sürüklenen alt tabaka halka düşer. Onlar dövüşürler; onlar ölürler, sakatlanırlar. Geride çoluk çocukları, varlarını yoklarını, tarlalarını dükkanlarını yok pahasına üst sınıflara kaptırırlar. Alt sınıflar yoksulluğa boğulur. Üst sınıflar birdenbire meşhur HARP ZENGİNİ kesilirler.

Devrimde iş bunun tersinedir. Hangi sınıf devrimi başaracaksa, o sınıf bizzat kavganın başına geçer ve dövüşün icabettirdiği bütün büyük fedakarlıkları göğüslemek zorunda kalır.

“Devrimi meydana getiren sınıflar için her devrim kendi muazzam kurbanlarını gerektirir.” (V.İ.U.: “Komintern 3. Kongresinde RKP Taktiğine Dair Nutuk”, 1924, C.XVIII, Ks.1, s. 329).

Üçüncü Bölüm
DEVRİM VE KİTLE

Sosyal devrim demek, bütünüyle topluluğun değişmesi demektir. Böyle bir değişiklik, ne bir tek kişinin dehası veya gücüyle, ne bir zümrenin ve hatta ne de bir sınıfın çabasıyle olamaz. Büyük yığınların hareketi devrim yaratır. Ancak, devrim bir kitle hareketi olduğu gibi, kitle hareketi de ancak bir parti hareketi ile yürür. Bu bakımdan, devrimle kitlelerin ilişkilerini göz önüne getirmek için, bir yandan devrimle doğrudan doğruya kitlelerin, öte yandan kitlelerle Partinin karşılıklı ilişkileri bilinmelidir.

I – DEVRİMLE KİTLENİN KARŞILIKLI İLİŞKİLERİ

Devrimle kitlenin ilişkisini kavramak için: Devrimin, devrim keşif kolunun (öncünün) ve devrim derslerinin anlaşılması gerekir.

A- KİTLE VE KEŞİFKOLU (ÖNCÜ) NEDİR?: Devrim, değişiklik için yapılan sosyal bir savaştır. Bu değişiklik, reform gibi tedrici ve nicelikçe (kemmiyetçe: kantitece) değil, ani bir keyfiyet (nitelik: kalite) değişmesidir. Bu değişiklik, iktisadi ve siyasi belli bir olgunluğa erişmiş sınıf şartları içinde belli metotlarla yapılır…

Bunları anladık. Ama, o değişikliği kim yapar?

Devrim madem ki bir savaştır, onun şüphesiz önce iki karşılıklı cephesi vardır:

1- İrtica (karşı-devrim) cephesi,
2- Devrim cephesi..

Sosyal devrimi yürütecek olanlar devrim cephesinde bulunanlardır. Her savaşta olduğu gibi, devrim cephesinin de savaşçı orduları vardır. Ordu deyince iki şey hatıra gelir:

1- Orduyu güden kumanda heyeti,
2- Ordu kitlesinin kendisi..

Devrim ordusunun komuta ve kurmay heyeti: DEVRİMCİ PARTİ olur. Ona kitlelerin “KEŞİF KOLU” (Öncüsü) adı verilir.

Devrimin ordu kitlesi: doğrudan doğruya alt tabakalar, yani bütün ezilen ve soyulan halk “KİTLE”leridir.

Devrimi yürütecek olan insan gücü: devrim partisiyle devrim kitlesinin birliğinden ve beraberliğinden doğar.

Ne yalnız başına öncü, ne yalnız başına kitle devrimi başaramaz. Yalnız başına kurmay heyeti savaşamayacağı gibi, erkân’ı harbiyesiz ve kumandansız bir ordu da savaşı kazanamaz. İkisinin de aynı zamanda var olması, bir olması şarttır. Bunda anlaşılmıyacak birşey yoktur.

Tarihte ne zaman devrimci bir sınıf doğdu ve geliştiyse, o zaman daima bu devrimci sınıfın karakterlerine uygun bir şefler kadrosu, bir devrim keşif kolu meydana geldi.

Bu demek değildir ki tek başına kitle herşeye yeter, keşif koluna hacet kalmaz.. Hayır, söylenmek istenen şey şudur: devrim gibi keşif kolu (öncü)nün de karakterini tayin eden ve icab ettiren faktörler kitlelerin halinde ve durumunda yatar. Kediye göre budu, vücuduna göre uzvu bulunduğu gibi, kitlesine ve sınıfına göre de partisi olur.

Bütün gerçek devrimlerin MOTORU her zaman büyük yığınlar ve geniş kitlelerdir. Tanımı gereği, kökten bir değişiklik demek olan devrim kitlesiz olamaz. Kitlesiz bir sosyal devrim tasavvur etmek, ancak kitlelerin devrimci teşebbüs kaabiliyetine inanmıyanların yahut o teşebbüs kaabiliyetini kendi çıkarlarına aykırı gören gerici sınıf ve zümre demagoklarının harcıdır. Kitlesiz devrim fikri kitle menfaatlerine ve bizzat devrime ihanet düşüncesidir.

Öyle ise, herşeyden önce, devrim ile kitlenin münasebetini arıyacağız. O sırada şüphe yok kitleyi soyut, kendi başına ele almıyacağız. Kumanda ve kurmay heyetiyle, keşif koluyla, devrim partisiyle birlikte ve karşılıklı ilişki halinde göreceğiz.

B- DEVRİM KİTLESİ NEDİR?: Devrim kitlesi deyince, önce onun NİCELİĞİ (Kemmiyeti: Kantitesi), yani sayısı hatıra gelir. Bu sayı, tekrar edelim, alabildiğine çok olacak; yüzler binlerle değil, milyonlar , onmilyonlarla sayılacaktır.

“Rus devriminin bilhassa teyid ettiği şu esaslı Marksist dersi unutmamalıyız: Kuvvetleri onmilyonlar içinde talim terbiye etmelidir. Siyasette pek az (olan şey) hesaba katılmaz; siyasette pek az (olan şey) hiç anlamı olmıyan nicelik diye bir yana bırakılır.” (V.İ.U.:“Sovyet İktidarının Vazifelerine dair Nutuk”, 29.4.1918, C.XV, s. 233).

Bu onmilyonlarca kitlelerin NİTELİĞİ (Keyfiyeti: Kalitesi) nasıldır? Yani, hangi insanlar kitle sayısına girerler? Tek sözle bütün çalışan ve ezilenler kitledendir.

“Bolşevizmde ve Rus Oktiyabr Devriminde başlıca ve öz olan şey, siyasete, bilhassa kapitalizm düzeni altındaki bütün ezilenleri çekmektir. Bu ezilenler, hükümdarlık zamanında da, demokratik burjuva cumhuriyeti zamanında da kapitalistler tarafından da ezildiler, aldatıldılar, çapul edildiler. Toprak, fabrika ve imalathaneler üzerinde şahsi mülkiyet saklı kaldıkça, kapitalistler tarafından halk emeğinin böylece ezilmesi, aldatılması, çapul edilmesi önüne geçilemezdi.”(V.İ.U.: “Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü”, 4.3.1921, C.XVIII, s.99).

Demek, millet içinde her ne biçim ve kim tarafından olursa olsun, ezilip soyulan bütün çalışkan insanların toplamı devrimi başaracak olan kitledir. Bu tarife göre, devrim kitlesinin iki şartı vardır:

1- ÇALIŞKAN kitle olmak,
2- EZİLİP SOYULAN (istismar edilen: sömürülen) kitle olmak..

Ezilmiyenler zaten devrim isteyemezler. Ancak, devrimci olmak için yalnız ezilmek yetmez. Bilhassa çalışıp soyulmak, emekçi olmak şarttır. Hazır yiyen Osmanlı fodlacıları, Roma’nın tayıncı ayak takımı, yahut Faşizmin beslediği aylıklı serseriler kalabalığı; topluluğun en aşağı tabakası oldukları halde, ezilmekten ve hakaretten kurtulamadıkları halde, devrim kitlesi içinde sayılamazlar.

Bütün toplulukların tortusu “Lumpen Proletarya” (paçavra işçi sınıfı) tabakaları kadar sefalet ve hakaret çeken yoktur. Gene de, o gibilerin çoğu, ancak irtica uşaklığını yaparlar ve devrimi arkadan vururlar.

C- DEVRİM ÖĞRETİCİDİR: Devrim için şüphesiz topluluğun uzun bir evrim dönemi geçirmesi gerektir. Bununla birlikte, devrimde kitlelerin fiilen rol oynaması ve devrimin anlaşılması için, o evrim döneminin bilgileri hiçbir zaman yeterli olmaz. Ata binmeyi öğrenmek için ata binmek nasıl gerekliyse, tıpkı öyle, devrimi başarmak ve öğrenmek için de bilfiil devrime girişmek şarttır. Hele sınıflı topluluk şekillerinde her türlü maddi, manevi baskıyla uyuşturulup gözlerine perde çekilen kitleler için devrimi TEORİ (nazariye) ile anlamaya hiç imkan yoktur. Mutlaka devrim PRATİĞİ (ameliyesi) lazım gelir.

Bunun üzerine şöyle denilecektir: Devrim ansızın olan bir altüstlüktür. O kadar kısa zaman içinde, yüzyıllar boyu bunaltılmış olan milyonluk kitleler bir göz açıp kapamada devrimi nasıl öğrenebilirler? Daha doğrusu, devrimi öğrenmeye vakit bulabilirler mi ki, katılıp devrimi gütsünler?

Evet, devrimlerin büyük rollerinden biri de; yalnız kitle HAYATI’nda değil, kitle hayatı ile birlikte kitle ruhunda, kitle ZİHNİYETİ’nde dahi o zamana dek görülmemiş yaman altüstlükler yaratması ile belirir. Bu yüzden, onlarca yıl süren tedrici tekamül (evrim) döneminin binlerce ve yüzbinlerce kürsü nutkuna ve propagandalara karşı kitleler az çok ilgisiz kalabilirler. Bir kaç haftalık devrimin yıldırım dersi ile aynı kitleler gözlerini faltaşı gibi açarlar. Topluluk hayatının en karışık davalarına manen uyanırlar. Kimin ne deyip, ne yapmak istediğini iyice kavrıyarak, en karanlık meseleri kitle içgüdüsüyle aydınlatır ve bir vuruşta çözerler.

Bütün tarih tecrübelerinin ıspatladığı gibi, devrimin ruhlarda yarattığı bu manevi devrim, devrimin verdiği en unutulmaz derstir. Bu dersin okulu gene devrimdir. Çünkü, ancak devrim günlerinde iş sözün yerine geçer. Herkesin bir zaman söyledikleriyle şimdi yaptıkları yüzleşir. İşin içyüzü ortaya çıkar. Yalan söyliyenlerin maskesi düşer. Sözü özüne uyanı halk görür. Akla kara ayırdedilir.

“Her devrim koskoca halk kitleleri hayatında sarp kopuşmalar yaratır. Bu türlü kopuşmalar olgunlaşmadıkça modern devrim doğamaz. Her insanın hayatındaki kopuşmalar nasıl insana pek çok ders verirlerse, insanın önüne pek çok intikaller (kavrayışlar) ve intibalar (izlenimler) çıkarırsa, tıpkı öyle, devrim de bütün millete kısa zamanda en özlü ve değerli dersleri verir. “Milyonlar ve onmilyonlarca insan, devrim zamanı her bir haftasında, alışılmış uyuklama hayatının bir yılında gördüğünden fazla ders alır. Zira halk, bilhassa hayatın sarp kopuşmaları sırasında hangi halk sınıflarının falan veya filan hedefleri takibetmek istediklerini, hangi hedefleri ele geçirmek istediklerini ve o hedefleri hangi vasıtalarla gerçekleştirdiklerini açık görecek durumda bulunur.” (V.İ.U.: “Devrimin Dersleri”, 1917, C.XIV, Ks.2, s.31).

Devrim yalnız kitleye mi ders verir? Elbette hayır.

Devrim, kitle ile birlikte ve kitlenin aracılığı ile keşif kolunun (öncünün) kendisine, kitle partisine, devrimin erkân’ı harbiyesine (genelkurmayına) da adım adım takibedilecek, öğrenilecek büyük dersler verir.

Devrim, kitle kadar keşifkolu (öncü) için de aynı zamanda bir okuldur. Kitle gibi onun öncüsünü de devrim okulu yetiştirir. Yalnız, devrim okuluna girmeyi becermek ve ondan ders almayı bilmek başlıca hünerdir. Devrim her zaman ders verir, ama verilen dersi kavramak için ayrıca uğraşmak şarttır. Yoksa, devrimin verdiği ders bir kulaktan girip öbüründen çıkabilir.

Hayatın her dersi gibi devrimin derslerini de izlemek, derleyip toparlamak ve esaslıca etüd edip kavramak, özellikle devrim keşif kolunun (öncünün) boynuna borçtur. Onun için büyük devrimciler her devrim hamlesinde hep şöyle haykırmışlardır:

“Devrim bizi eğitecek, halk yığınlarını eğitecek, bunda şüphe yok. Ama dövüşmekte olan siyasi partilerin karşılaştıkları şimdiki mesele: bizim devrimi az buçuk eğitebilip eğitemeyeceğimiz meselesidir. (V.İ.U.: “Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği”, Önsöz, Eylül 1905, C.VI, s.309).

D- DEVRİM DERSİNİ KİTLE VERİR: Devrim öğreticidir, diyoruz. Kitleye ve keşif koluna (öncüye) ders verir. Ama devrim soyut, elle tutulup gözle görülmez bir kuvvet midir?

Hayır. Devrim: KİTLELERİN HAREKETİ, hem de sıçrama hareketidir. Tabiatta “kuvvet”, “enerji” denilen olaylar nasıl “madde”nin bir açığa vuruşu ise, tıpkı öyle, devrim de kitlenin bir açıklamasıdır. Maddesiz kuvvet, yahut kuvvetsiz madde tasavvur etmek ne kadar gülünç ise, kitlesiz devrim, yahut devrimsiz kitle tasavvur etmek de ondan daha fazla utanmazca bir demagoji olur.

Onun için, devrimde kitlenin ayaklanışını kaldırım “cemmi gaafiri” (Foule: kuru kalabalık) diye omuz silkerek küçümsiyenler, genellikle güdük burjuva reformlarını mistikleştirip kitle hareketini baltalamak istiyen devrim düşmanı kaba burjuva uşaklarıdırlar. (“Kadro”cu mürtedler gibi).

Devrim öğreticidir derken, devrim bilgisi ancak kitle hareketinden alınır, yalnız kitle öğretici olur, manası anlaşılmalıdır. Devrim kitleye ve keşif koluna (öncüye) ders verir derken murad edilen fikir şudur: Kitle kendi hareketiyle gerek kendi kendisini, gerek öncüsü olan keşif kolunu öğretip yetiştirir. Tek sözle, devrimi yapan da, yaptığı hareket içinde kitleyi ve keşif kolunu (öncüyü) terbiye edip yetiştiren de gene kitle olur.

“Tarihte devrimler onyıllar ve yüzyıllar zarfında olgunlaşmış zıtlıkları aydınlık satha çıkarırlar. Devrimde hayat alışılmadık bir zenginlik kazanır. Hep gölgede kalan ve bu sebeple hükümeti elinde tutanlarca bilmezlik ve umursamazlıkla karşılanan kitle, faal mücadeleci olarak siyaset sahnesine fırlar. Bu kitle, deneme adımları atarak, yolu yoklayarak, üzerine vazifeler alarak, kendisini ve bütün ideologlarının teorilerini denemeden geçirerek, herşeyi gözleri önünde tutmak suretiyle pratikçe (bilfiil) kendi kendisini talim ve terbiye eder. Bu kitle, kendini tarihte devcesine büyük cihan vazifesinin icabettirdiği yükseklikte tutmak üzere kahramanca gayretler gösterir ve tek tük bozgunlar ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, kan selleri ve binlerce kurban bizi ne denli şaşırtırsa şaşırtsın; kendiliğinden anlaşılır ki, kitlelerin ve sınıfların bizzat devrimci mücadele akışı içinde o doğrudan doğruya aldıkları terbiye ile hiçbir şey, hiçbir zaman mukayese dahi edilemez.” (V.İ.U.: “Devrimci Günler”, 1905, C.VIII, s.101).

Beşinci Bölüm
İSYAN

“Vatandaş harbinin (sivil savaşın) okulu halk için boşa gitmiş olamaz.” (V.İ.U.: “Siyaset Aleminde Yakacak Madde”, 1908 Haziran, C.XI, s.59).

İsyan, kitleler içindeki devrim mayalanışının fiili biçimde patlak vermesidir. Bu patlayış karşısında devrimcilerin durumu ne olabilir? Daha doğrusu, isyanla devrimciler nasıl ilişkili bulunurlar? Başka deyimle; devrimciler isyana hazırlanmalılar mı? Ne zaman ve nasıl hazırlanmalılar?

Proletarya devrimcileri içine sokulan küçükburjuva devrimcileri, her yerde yaptıkları gibi, isyan meselesinde dahi iki uca sapmaktan kurtulamazlar. Bu sapıkların iki ucu şöyledir:

1- Ya isyan önünde yalnız bir sürü ukalaca VAİZLERDE bulunmanın herşeye yetip artacağını iddia ederler,
2- Yahut ta devrim DURUMU var olmadığı halde anarşist dengesizliğine kapılarak isyanla oynamağa kalkarlar.

Gerçek devrimciler:

1- Ne isyanla oynarlar ve isyanı ellerine yüzlerine bulaştırırlar,
2- Ne de kollarını kavuşturup isyanın gökten zembille inmesini beklerler..

Devrimcilik, her iki çeşit sapıtmadan uzak kalarak, her şeyi yerli yerinde, vaktinde ve zamanında, tam ve kesin olarak yapmaktır.

“Ne kadar az olursa olsun, tarih bilgisi bulunup ta, bu meselenin yüce bilginleri Marks ve Engels’i etüd etmiş olan hiçbir Sosyal Demokrat, hiçbir zaman askerlik biliminin gayet büyük bir anlamı olduğundan, halk kitlelerinin ve halk sınıflarının yüce tarihi çatışmayı çözümliyecek bir araç ve silah olan askeri tekniğin ve savaş teşkilatının pek büyük önemi bulunduğundan şüpheye düşemez. Sosyal Demokrasi hiçbir zaman askeri komplolarla oynıyacak derekeye düşmez. O vatandaş harbinin başlangıç şartları yüz göstermedikçe askercil plan meselelerini hiçbir vakit birinci plana çıkarmaz.” (V.İ.U.: “Devrim Ordusu ve Devrim Hükümeti”, 27.6.1905, C.VI, s.270).

I- İSYANI TEŞKİLATLANDIRMA GEREĞİ

İsyan: bilince çıkmış devrim zaruretini fiilen teşkilatlandırıp güçlü bir plana göre gerçekleştirmektir. Devrimci olup ta devrimi isyan şeklinde fiili bir plana göre teşkilatlandırmayı bilmemek: doğum olmalı, ama doğuma hazırlanmamalı, demek kadar anlamsızdır.

Bununla birlikte, kendilerine “devrimci” süsünü veripte o anlamsızlığı yapanlar, yani isyanın fiili bir teşkilat ve bir plan eseri olacağını düşünmiyenler yahut düşünmek istemiyenler çoktur. Bunlar, her türlü isyan HAZIRLIĞINA “Jakobinizm” veya “Blankizm” damgasını yapıştırıp, devrimciliği devrim palavracılığına çevirirler.

Mesela, pratik isyan gelip çattığı zaman, o gibi devrim palavracıları büyük bir ciddilikle şöyle derler: “Ağırlık merkezi silahlanma işinde değildir; teşkilatların sistemlice hazırlanmasında dahi değildir. Belki yakıcı silahlanma arzusu ile halkı silahlandırmakta ve kendi kendini silahlandırmaktadır.”

Bu gibiler en krizli anda isyanı teşkilatlandırmak dururken onu bir yana bırakıp halka platonik anlamda “silahlanma arzusu” verecek laflar söylemeyi yeterli görürler. Dayanın, vurun, kırın demekle herşey olurmuş ve devrim yerine gelirmiş gibi!

Oportünistlerin o küçükburjuva gevezeliklerine karşı devrimciler şöyle cevap verirler:

“Hareketimizin ardına katılmak istiyen bu kaba burjuva (Filisten)in savurduğu palavralar yüzünden Sosyal Demokrasi için ne yakıcı bir utanç duygusu duyuluyor! Halkı yakıcı silahlanma arzusuyla silahlandırmak, SOSYAL DEMOKRASİ’nin (yani 1905 yılı devrimci Marksistlerinin) sürekli, genel, HER ZAMANKİ ve HER GÜNKÜ vazifesidir. Öyle bir vazife ki, bu Japonya’da, İngiltere’de, Almanya’da, İtalya’da tıpkısı tıpkısına uygulanır. Her nerede ezilenler varsa, her nerede sömürücü sınıfa karşı dövüşülüyorsa, orada sosyalistin vaiz edeceği şey daima ezilenleri ilkin ve herşeyden önce yakıcı silahlanma ihtiyacı ile silahlandırmaktır. Aslında bu “arzu ve istek” daha işçi hareketi BAŞLADIĞI gün bile dopdolu bir gerçeklik olarak vardır. Sosyal Demokratların gözettikleri şey: o yakıcı arzuyu ve isteği bilinçlendirmek, o isteği duyanlara her türlü siyasi ahval ve şerait içinde teşkilatlı ve planlı hareket ve faaliyet gösterme gereğini hesaba katmayı dayatmak (empoze etmek) olur.” (V.İ.U.: “Devrimi Teşkilatlandırmalı mıyız?”, 8.2.1905, C.VI, s. 92-93).

Kitlelere “isyan arzusu besleyiniz” demek: malumu ilam etmektir, bilineni tekerlemektir. Yerine göre o da yapılır. Ne var ki, sömürülen yığınlar öyle arzu ve isteklerle her zaman zaten yanıp tutuşmaktadırlar. Tarih kitlelerin öyle sırf isyan arzularına kapılıp ayaklanmalarıyla doludur.

Mesele bu ayaklanmaları kışkırtmakla bitmez. Marifet; isyan arzusu ile kavrulan insanlara isyanın yolunu ve erkanını öğretmektir. İş; isyanı muzaffer kılmaktır.

İsyanın muzaffer olması için en başta: 1)Niçin?; 2) Ne zaman?; 3) Nasıl? isyan olacağını ve ne biçim davranılacağını yığınlara öğretmek ve bu uğurda hazırlanmak gereklidir.

1- İsyan NİÇİN olur? Bu soru isyanın anlamını, tabiatını, mahiyetini ve zaruretini, kaçınılmazlığını İZAH etmekle cevaplandırılır. Halk yığınlarına isyanın niçin olacağını iyice anlatmak, onu BİLİNÇLENDİRMEK, “yakıcı silahlanma arzusunu” şuura (bilince) çıkarmaktır. Bunda hiç kimsenin kuşkusu ve tereddüdü olamaz. Bilinçsiz hiçbir devrim başarılamaz.

Ancak, niçin olduğu izah edildikten sonra gelen iki soruya karşılık, elle tutulur cevap hazırlanmaksızın “silahlanma arsuzundan” bahsetmek, isyana özenmektir. Bu özenti eğer kuru demagoji değilse, yahut gizli polis provokasyonu değilse; toyca bir laf ebeliği, tehlikeli bir avantüryelik olur.

2- İsyan NE ZAMAN olur? Devrimin anlamı bilindikten sonra, zaman sorusunun karşılığını bulmak güç değildir. İsyan devrim durumuna gelindiği vakit olur. Devrim durumu, görmüş olduğumuz gibi: Devrim şartları ve devrim alametleri (belirtileri) ile belirir.

3- İsyan NASIL olur? İşte asıl Marks’ın “İSYAN GÜZEL- SANATI” dediği şey budur. İsyan güzelsanatı, her ülkede var olan politik ve sosyal şartlara göre: DEVRİMİ TEŞKİLATLANDIRMAK ve PLANLI HAREKETİ HAZIRLAMAK ile yapılır.

Altıncı Bölüm
GEÇİCİ DEVRİM HÜKÜMETİ

İsyan başarıyla sonuçlandı. Devrimi ayakta tutmak için geçici (gelgeç) bir devrim hükümeti kurulur. Bu gelgeç devrim hükümeti nedir? Ve proletarya devrimcileri onunla nasıl ilgilenirler?

I- ÜTOPYA DEĞİL, GERÇEK PROSE

Proletarya devrimi sosyalist topluluğun kurulmasına varacaktır. Ancak, kapitalist iktıdarı yıkılır yıkılmaz, hemen sosyalist bir düzen kurulabilir mi? Hayır.

Kapitalizmin SAF; tertemiz iki sınıftan derleşik bir toplum değildir. Orada başlıca işçi ve patron sınıflarından başka, birçok tabaka ve zümreler bulunur ve bunlar hatta çoğu ülkelerde büyük yığınları teşkil ederler. Topluluğu sosyalizme götürmek, toplulukta sosyalist bir idare kurmak söz konusu olunca, bütün o sınıfların, tabakaların ve zümrelerin ilişkileri göz önüne gelir. Ancak o ilişkilerden çıkarılacak olan sonuçlar, varılması gereken amaca hangi yoldan gidileceğini ve bu gidişin şartlarını bize bildirir.

“Çar devrildi, yaşasın işçi hükümeti” diyen Trotskistler ve benzerleri hayal kurarlar. Topluluk yapısının küçükburjuva çırpınmalarıyla bir sihirbaz değneği vuruşta bugünden yarına herşeyin değişeceğini umarlar.

Bunlar yenilgiye adanmış tehlikeli demagoklardır. Ciddi proletarya devrimcileri: Tarihöncesinin kehanetleri, büyücülükleriyle tarihin yürümemiş olduğunu ve yürüyemeyeceğini iyi bilirler.

Sosyalizme varılıncaya değin ve varabilmek için bir sıra basamaklardan yükselmek gerekir.

Mesela: 1871 Fransasında patlak veren isyanla PARİS KOMUNASI denilen bir devrim hükümeti kuruldu:

“Fakat, bu Komuna’nın doğrudan doğruya hedefi tam sosyalist devrim olabilir miydi? Gerçi Genel Konsey’in Komuna üzerine yayınladığı ünlü Bildiri’sinde, şüphesiz Marks tarafından şöyle deniliyordu: “Komuna sınıf egemenliğine dayanak olan burjuva ekonomi temellerini çökertecek manivelayı kullanmak zorunda idi.” Ancak, aynı Bildiri şöyle devam ediyordu: “İşçi sınıfı Komuna’dan MUCİZELER İSTEMİYORDU, o herhangi bir ütopiyi de hemen gerçekleştirmek zorunda değildi. O (işçi sınıfı) diyordu ki, kendi kurtuluşu için ve sosyal yaşantının daha yüksek biçimlere erişmesi için.. bütün bir sıra tarihi proseleri aşmak gerektir; bu proseler insanların gerek şartlarını, gerek mahiyetlerini tamamıyle değiştirmek zorundadır. Komuna birtakım ülküleri gerçekleştirme avcılığı yapmaz (neznalas); o sadece, daha önceden var olup yıkılan kapitalizmin göğsünde gelişmiş yeni topluluk elamanlarının kurtuluşunu başarmak zorundaydı.” (V.İ.U.: “Paris Komunası ve Proletarya Diktatörlüğünün görevleri”, 1905, C.VI, s.281)

II-PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ

Mesele böyle konulursa daha iyi anlaşılır: Sosyalizme varmak için bir ara geçit devri gereklidir. O geçit devrinin dışarından bakınca pek korkunç görünen (ve burjuvazi ve küçükburjuvazi tarafından domuzuna sömürülen) ünlü bir adı vardır: “PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ”!..

Ne var ki, bu deyişe giren “diktatörlük” sözcüğü gerçekte her türlü diktatörlüğün tam tersi ve zıttıdır. Onun için buna “PROLETARYA DEMOKRASİSİ “ adını vermek daha doğru olur. Ancak, şimdiye dek ağızlarda dolaşan demokrasi, bildiğimiz burjuva demokrasisidir. Küçükburjuva ağızlarında bu demokrasi öylesine kepaze edildi ki, onun yerine geçecek bir düzen idaresine yeniden “demokrasi” demek, o idareyi önceden kötülemek olabilirdi.

İşçi ihtilali ile doğan devlet biçimine niçin “Proletarya Diktatörlüğü” diyoruz?

Çünkü halk çoğunluğu, burjuvazi üzerine, burjuvaziye siyasi hak vermeksizin egemen olur ve burjuvaziyi SINIF OLARAK ezer.

Oysa, burjuvazi her ülkede azınlığın azınlığıdır. Ezici çoğunluk emekçi halktır. Öyle ise, çoğunluğun azınlığı ezmesine diktatörlük denilebilir mi?

Herkesin bildiği demokrasi azlığın çokluğa uyması demektir. Azlığın çokluğu ezmesi düpedüz diktatörlüktür. Onun için burjuvazi tarihte kendi diktatörlüğünü, yani bir avuç adama çoğunluğu ezdirişini açıkça yürütürse buna “diktatörlük” adını verir. Bu diktatörlüğü bir takım uyutucu kurallarla maskeliyebilirse, “demokrasi” diye yutturur. Bu yüzden burjuva açık diktatörlüğüne “KİŞİ DİKTATÖRLÜĞÜ” adı verilmek icabeder. İşçi sınıfının bütün kitlelerle iktıdara gelişi yeryüzünde eşi görülmemiş demokrasinin gerçekleşmesidir.

Ona rağmen gerçek sosyalistler proletarya demokrasisine “işçi sınıfı diktatörlüğü” diyorlar.

Kapitalist ülkelere bakalım. Orada burjuva denilen bir avuç adam kendi ülkesinin azlığı iken, sınıf olarak büyük halk çoğunluğu üstünde sömürüsünü ve egemenliğini yürütür. Bu düzene “demokrasi” adını verir. Gerçekte kapitalist düzeninden daha kıyasıya diktatör sistem olamaz. Bununla birlikte bir yol harcıalem olarak “demokrasi”: burjuva rejiminden ibaret sayılmıştır. Böyle bir durumda demokrasi sözcüğü yerine, çokluğun azlığı ezdiği, ama bunu açıkça ve mertçe yaptığı rejime “diktatörlük” adı verilmiştir.

Proletarya diktatörlüğünün bir karakteristiği de, devrim hükümetinin ve devletin öncülüğünü işçi sınıfının yapmasıdır. Zaten “işçi sınıfı diktatörülüğü” deyiminin iç anlamı bu karakteri göze çarptırmaktır. İşçi sınıfı öncülüğü, bütün öteki çalışkan zümre ve tabakaları ne sömürür ne de ezer. Ama bu tabakalar, binlerce yıl sürmüş sınıflı toplumda, hele parlak bir medeniyet kurmuş olan kapitalist düzeninde, burjuva demokrasisine ve sınıflı toplum gelenek, göreneklerine körükörüne kapılmıştır. Bu aldatılmış ve uyutulmuş büyük yığınları, kendi insan kurtuluşları için eski sosyal illetlerden sıyırmak gerekir. Bunu da en iyi yapacak güç işçi sınıfının içgüdüsü ve bilincidir. Burada “diktatörlük” biçimiyle görülen işçi sınıfı öncülüğü; hasta olan çocuğa, annesiyle hekimin kollarını tutup ilaç içirmelerine benzer. Çocuğun kurtuluşu için biraz da zor kullanalım. Bu ilaç içirmeye “diktatörlük” adı verilebilir.

Proletarya diktatörlüğü bir bilim deyimidir. Onun hayattaki karşılığı ve biçimi nedir?

Proletarya dikatörlüğü denilen olay, hayatta başlıca iki ünlü biçimle kendini gösterir:

1- 1871 Fransız büyük ihtilalindeki PARİS KOMÜNASI,
2- 1917 Büyük Rus ihtilalindeki SOVYETLER BİRLİĞİ..

Bilimcil Sosyalizmin proletarya diktatörlüğü dediği, bu iki büyük ihtilalin hükümetlerinden başka bir şey değildir. Netekim Marks “Fransa’da İç Savaş” eserini anlatırken, gelgeç Komuna hükümetinde halkın gösterdiği korkunç denecek ölçüde demokrasiyi bütün örnekleriyle verdikten sonra, karşısındakilere, yani burjuva savunucularına şöyle haykırır:

“Proletarya Diktatörlüğünün ne olduğunu mu öğrenmek istiyordunuz? İşte o Paris Komunasıdır.”

Proletarya diktatörlüğünün birinci adımı Paris Komunası, ikinci adımı Sovyetlerdir:

“Sovyetler iktidarı , proletarya diktatörlüğü gelişiminin ikinci evrensel tarihi adımı veya safhasıdır. Birinci adım Paris komunası oldu.” (V.İ.U.: “Avrupa ve Amerika Yoldaşlarına Mektuplar”, 24.1.1919, C.XVI, s.7).

Marks’ın “Fransa’da Vatandaş Harbi” eserine Üçüncü Önsözünü yazan Engles, şöyle der:

“Bu son zamanlar, filistenler (ikiyüzlü kaba burjuvalar) gene proletarya diktötürlüğü sözüyle dehşete düşmeye başladılar. Ey çıtkırıldım baylar. O diktatörlüğün ne olduğunu mu anlamak istiyorsunuz? Paris Komunası’na bakınız: İşte o PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ idi.”

Lenin , Üçüncü Enternasyonal’ın açış söylevinde, bütün dünya işçi ve halk mümessillerine şöyle dedi:

“PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ: Şimdiye dek bu söz kitleler için Latince bir sözdü. Sovyet sisteminin bütün dünyaya yayılması sayesinde, o Latince söz bütün yeni dillere tercüme edildi: Proletarya Diktatörlüğünün pratik biçimi işçi yığınlarınca bulunmuş bir çocuktur.” (V.İ.U: “Komintern’in Birinci Kongresinde Açış Söylevi”, 2.3.1919, C.XVI, s.35).

“Proletarya Demokrasisi” bu idi ve bunun nasıl bir demokrasi olduğunu, yani diyalektik momentiyle nasıl bir diktatörlük olduğunu Lenin şöyle anlattı:

“Proletarya Demokrasisi, bütün burjuva demokrasilerinden milyonlarca defa daha demokratiktir. Sovyetler iktidarı TÜM DEMOKRATİK BURJUVA CUMHURİYETLERİNDEN milyonlarca defa DAHA DEMOKRATİKTİR.” (V.İ.U.: “Proletarya Devrimi ve Dönek Kautski”, 1918 Eylül-Ekim, C.XV, s.461-462).

Sovyetler iktidarının ne olduğunu daha ayrı fasılda teferruatıyle göreceğiz.

III- İŞÇİ ve KÖYLÜ SINIFLARININ DEMOKRATİK DİKTATÖRLÜĞÜ

Yukarıdaki söylenenlere göre, Paris Komunası proletarya diktötörlüğünün ilk biçimi ve tipidir. Ancak Paris Komunası, üzerinde aynen kopya yapılacak kusursuz bir model değildir.

Zaten hayatta bütün sosyal olaylar için kusursuz model aramak, softalıktan başka birşey değildir. Paris Komunası, üstelik, kanlı bir biçimde yenilgiye uğramıştır. Onu aynen kopya etmek, yenilgiyi göze almak olurdu. Öyle ise, Paris Komunası’ndan gerekli dersleri almak başka şeydir, onu kopya etmek başka şeydir.

Proletarya diktatörlüğü Paris Komunası’nda birinci adımı atmasa idi, şüphesiz, ikinci adım Sovyetler Devrimi o denli bilinç ve başarı ile gerçekleşemezdi. Ancak, her başlangıç gibi, Paris Komunası adımının da hem yanlışları hem de unutulmaz doğru dersleri oldu. Bir yandan yanlışları ile acıklı öğütler veren Paris Komunası, öte yandan Proletarya Diktatörlüğü adına gerekli yepyeni biçimler ve parolalalar yarattı.

Ondan sonra gelen ikinci adımda, Paris Komunası’nın ileri parolaları ve biçimleri ele alınarak yanlışlardan sakınmak becerildi.

Komuna’nın yanlışları nelerdir? Komuna’nın parolaları nasıl alınmalıdır?

Bu iki yönde özetler verelim.

A- KOMUNA’NIN YANLIŞLARI: Başlıca üç noktada toplanır:

1- Paris Bankası’na Dokunmamak: 1871 Paris Komunacıları, burjuva demagoklarının palavralarına gereğinden çok aldırmış masum çocuklar idiler. Kendilerinin çapulcu olmadıklarını , paraya göz dikmediklerini ıspatlamak istediler. Böyle ülkücü bir temizlikle, Paris Bankası’nın hazinelerine el değdirmediler.

Oysa Paris Bankası ne idi? Aslında Fransa halkının emeğinden çalınıp biriktirilmiş bir zenginlikti. Onu Komuna’ya maletmek, halktan aşırılmış değerleri halka sunmaktı. Yani hırsızlık malı yakalayıp asıl sahibine geri vermekti.

Paris Bankası’nda yatan paraları Komuna’ya maletmemek yüzünden, önce devrim hükümeti kendisi için gerekli maddi garantiyi ve temeli bulamadı. Ondan sonra, imkansızlıklarla kıvranıp ezildiği zaman ise, üzerine çöken gerici hükümet o dokunulmamış Banka’nın hazır parasını eline geçirdi ve o parayla işçileri kurşunlattı.

2- Versay Üzerine Yürümemek: Paris Komunası ilan edildiği zaman, Komunacılar gene inanılmaz derecede aşırı bir yüksek vicdan soyluluğu gösterdiler. Bütün gerici devlet adamlarının kollarını sallıyarak Versay’a çekilmelerine müsaade ettiler. Bu eski kurtlar Versay’a gider gitmez, fırsat buldukça ellerinden gelen tahrikatı yapmakla kalmadılar; ellerine düşen Komunacı esirleri, balkonlardan çığlık atan süslü madamlarının gözleri önünde işkence yapa yapa öldürttüler.

Onları susturmak ve yaptıkları işkenceleri durdurmak için üzerlerine yürümek, yakalanan kodamanlara misliyle karşılık vermek gerekiyordu. Komunacılar, masum çocuk yüreğiyle kardeş kanı dökmek istemediler.

Az sonra, zaman kazanan ve memleketteki köylü yığınlarını, taşra halkını binbir kancıkça yalanla aldatan gericiler kuvvet buldular. Kendileri Versay’dan Paris’in üzerine silahlı yürüyüş yaptılar. Komunacılar bu yürüyüşün bile ilk gösterilerini sonuna dek kovalamaya tenezzül etmediler. Gericiler, düşman yabancı Alman kuvvetinden destek alarak Paris’e baskın yaptığı zaman, onbinlerce işçinin ve fakir halkın kanını göz kırpmadan dökmeyi bildiler. Fransa’nın yıllarca belini doğrultamıyacağı biçimde sanayiini baltalamak pahasına, uzman işçileri kılıçtan geçirdiler.

3- Açık Programı Olmamak: Komunacılar, insan kardeşliği ve sosyal eşitlik gibi prensiplerle yola çıkmışlardı. Bu prensipler doğru idi. Ancak, nasıl uygulıyacaklardı? Herkesin, hele kara yığınların anlıyacağı biçimde prensiplerini programlaştıramamışlardı.

O yüzden halk içinde yeterli birlik ve bilinç doğamadı. Taşra ahalisi Paris’le, köylü sınıfı işçi sınıfıyla sıkıca bağlanamadı. Halkın bölümlülüğünden yararlanan gericilik, parçala ve egemen ol parolasıyla halkı birbirine düşürüp devrimi boğdu.

Bütün bu ve benzeri yanlışlar, ikinci adım olan Sovyetler Devrimi zamanında yapılamazdı ve yapılmadı.

B-KOMUNANIN PAROLALARI: Paris Komunası’nın yanlışlarını tekrarlamak, onlardan çıkan dersleri anlamaya yetmez. Komuna’nın parolalarını da kavramak ve ona göre benimsemek gerekir. Mesela: Komuna’nın parolası HALK DEVRİMİ idi.

Halk kimdir? İşçiler ve köylülerdir.

İşte bu parolayı her ülkenin kendi sınıf ve politika yapısına göre uygulaması gerekir. “Komuna’nın parolalarını sersemce tekrarlamalı“. Mesela, devrim Rusya’da olurken, “Rus şartlarına uyan pratik parolalar” bulmalıdır.

O parola: “Proletaryanın ve köylülüğün devrimci, demokratik diktatörlüğüdür.” (V.İ.U: “Paris Komunası ve Proletarya Diktatörlüğünün Görevleri”, 1905, C.VI, s. 283).

Proletarya diktatörlüğünün ülküden hayata geçtiği yerde, köylülük çoğunlukta olduğu sürece, işçi sınıfı devrimi köylü devrimi ile elele yürür ve bu iki devrim hareketinin elele vermemesi yalnız devrim düşmanlarını güldürür.

Madem ki köylü devrimi deyince DEMOKRASİ, işçi devrimi deyince PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ akla geliyor, öyle ise bu iki sınıfın ortak kurtuluş hareketi, yani gerçek HALK DEVRİMİ, ancak DEMOKRATİK DİKTATÖRLÜK biçimini alabilir ve o biçimde başarı kazanır.

Köylü devrimiyle işçi devriminin elele vermesi ancak iktidarı almak için olur. Yoksa iktidarsız devrim olamaz. Hem köylü devrimini istemek, hem köylü sınıfının iktidara gelmesinden ürkmek, netice bakımından köylü devrimini istememektir.

Onun için, işçi sınıfı ile köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü parolasını en canlı biçimiyle temsil eden iktidar SOVYETLER İKTİDARI oldu. Ancak Sovyetler bu parolayı açıkça programlaştırdığı ve konkretçe (somutça) hayata geçirmeyi bildiği için başarı kazandı.

Bazı oportünistler kendilerine ağır basan devrim korkaklıklarını örtmek için, köylü devriminin işçi devrimine, demokratik devrimin proletarya diktatörlüğüne zıt olduğunu öne sürerek, köylülüğü işe katmanın tehlikesinden söz ettiler. İkinci Enternasyonal’ın ve Menşevikliğin sapıkları, devrimin diyalektiğini unutarak, zıtlıksız hareket beklemek yolunda devrimi inkar ettiler. Böylece, bir sözlerini öteki sözleri çürüttü. Mesela:

“Plekhanov: Tarım devriminden korkmamak gerektiğini söyler. Oysa özellikle devrimci köylülüğün iktidarı ele geçirmesinden korkmak, tarım ihtilalinden korkmaktır. Eğer tarım devriminin zaferi, devrimci halk tarafından iktidar mevkiinin ele geçirilmesi demek değilse, tarım devrimi boş laftır.” (V.İ.U.: “RSDİ Partisi’nin Stockholm Kongresinde Tarım Meselesi Üzerine Alınan Kararlar Söylevi”, 1905 Mayıs, C.IX, s. 417- 418).

Bu bakımdan, tarım devrimini köylü devriminden ayırmak, her ikisini çıkmaza sokup, işçi sınıfı devrimini başarısızlığa uğratmak olur.

IV- GELGEÇ DEVRİM HÜKÜMETİ NEDİR?

Sosyalizme geçiş köprüsü olacak Proletarya Diktatörlüğü, köylünün çoğunlukta olduğu ülkelerde; işçi sınıfının ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğü adını aldı. Bu geçit devrine girmek için, isyan başarı kazanır kazanmaz bir hükümet kuruldu. Buna “Gelgeç Devrim Hükümeti” denildi. Gelgeç Devrim Hükümeti de, en sonunda: Proletarya diktatörlüğünün tümü değil, ancak bir başlangıcıdır.

“Fakat diktatörlük var, diktatörlükcük var.” (V.İ.U.)

Proletarya diktatörlüğüdür diye, Gelgeç Devrim Hükümeti sırf proleterlerin, yani işçi sınıfının mümessilleriyle ve sırf sosyalistlerle mi kurulur?

Hayır. Gelgeç Devrim Hükümeti, bütün çalışan halk sınıflarının ve zümrelerinin ortak bir iktidar aygıtıdır. Mesela, Paris Komunası’na bakalım:

“O (Paris Komunası), düpedüz (nastoryaşçi) ve tertemiz (saf: arı) bir proletarya diktatörlüğü, yani üyelerinin yapısı ve pratik görevlerinin karakteri arı sosyal demokrat olan bir proletarya diktatörlüğü olabilir mi? Hiçbir vakit ve kesinlikle olamaz. Paris Komunası’nda bilinçli (hem de ancak AZÇOK bilinçli) proleterler, yani Enternasyonal üyeleri azınlıkta idiler; hükümetin çoğunluğunu küçükburjuva demokrasisinin mümessilleri teşkil ediyorlardı.” (V.İ.U.: “Paris Komunası ve Proletarya Diktatörlüğünün Görevleri”, 1905, C. VI, s.279).

Tıpkı bunun gibi 1917 yılının ilk günlerinde kurulan Sovyetler teşkilatı içinde dahi önceleri bilinçli proletarya mümessilleri, yani Bolşevikler azlıktılar. Çoğunluk Menşeviklerle Sosyalist Revolusyonerler’de idi.

Gelgeç Devrim Hükümeti, bir bakıma ve bir yandan sosyalist düzenine varmak için demokratik burjuva devrimini de sonuna dek götürür. Ne var ki, bu olay, yani Gelgeç Devrim Hükümetinin demokratik burjuva devrimini son kerteye dek geliştirmesi, Paris Komunası’nın yahut Sovyetler İktidarının bir burjuva devrimine alet olacağı sonucunu çıkartamaz. O gidiş yalnız sosyalizme doğru yürürken yolun üstünde rastlanan bütün eski rejim artıklarını; gerek Derebeği, gerekBurjuva gericilik elemanlarını devrim metotlarıyla temizleme konağıdır.

Onun için, Menşeviklerin zannettikleri gibi , Sovyetler Devrimi GENEL OLARAK bir burjuva devrimi değildir. 1905 Nisan-Mayıs Menşevik Konferansı şöyle karar almıştı:

“Gelgeç Hükümet… şu burjuva devriminin görevlerini gerçekleştirmeyi üzerine alır.”

Bu efendilere kalırsa; işçi sınıfı önce devrimi yapacak, sonra boyun kesip iktidarı burjuvaziye teslim edecek..

O gibilere şöyle karşılık verilebilir:

“Siz meseleyi “tarihçe” gözden geçirmek isterseniz, görürsünüz ki; herhangi bir Avrupa ülkesinin örneği oportada ve aydınlıktır. Orada tamamıyle “gelgeç” olmıyan bir sürü devletler burjuva devriminin tarihçe görevlerini gerçekleştirirler. Hatta devrimi yenmiş hükümetler bile, o yenilmiş devrimin tarih görevlerini gerçekleştirmek zorunda kalırlar.”

Mesela: 1789 yılı Fransa’da burjuva devrimi “Kurucular Meclisi” biçiminde başladı. 1791 yılı “Yasama Meclisi “ günlerinde devrim ilerledi. 1792 yılı “Konvansiyon” meclisinin ilk devrimci döneminde, yani 1793 yılı asıl BÜYÜK adını almaya layık olan Fransız İhtilali, demokrasi devrimini sona erdirmek için tarihte örneği görülmemiş hamlelere girişti.

Dokuz Termidor günü (27 Temmuz 1794), Ordu’nun gericileriyle anlaşan Jirondenler Doksan Üç İhtilalcilerini ezdiler. En sonunda burjuva gericiliği öylesine aldı yürüdü ki, Napolyon tipinde bir serseri zıpçıktı, burjuvazinin eşsiz örneksiz kahramanı kesildi. Mısır’da Osmanlı’dan dayak yedi, kaçarak Paris’te 18 Brümer hükümet darbesini yaptı. Bu bozgun mümessili darbeci hokkabaz general koskoca Fransız milletinin başına İmparator diye bela kesildi.

İşte bütün bu kerte kerte “devrimi yenmiş hükümetler”, hiç de devrimin hükümetleri sayılamazlardı. Öyle iken, “yenilmiş devrimin tarihi görevlerini gerçekleştirmek zorunda” kaldılar. Demek tarihte burjuva devrimi ile devrim hükümeti birbirine karıştırılamaz. Devrim hükümeti, burjuva hükümetinden uçurumlarla ayrılmış bambaşka bir gerçekliktir.

“Bununla birlikte, “Gelgeç Devrim Hükümeti” sizin söylediğinizden başkadır: İhtilal devrinin hükümeti denilen şey, devrilen hükümetin yerine doğrudan doğruya geçmiş ve halk isyanına dayanmış (yoksa halkın üstünde herhangi temsil mümessillerine dayanan değil) bir hükümettir. Gelgeç Devrim Hükümeti, devrimin zaferi uğruna, devrim düşmanı (kontrarevolusyoner) teşebbüslerin durmaksızın giderilmesi uğruna yapılan mücadele organıdır. Yoksa hiçbir zaman; genel olarak burjuva devriminin görevlerini gerçekleştirmek organı değildir.” (V.İ.U.: “Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği”, Temmuz 1905, C. VI, s.323).

Bütün bu gelgeç devrim hükümeti üzerine söylenenlere göre, o hükümetin tanımlanması şu iki sözle özetlenebilir:

1- Herhangi bir meclisin kararına değil, “DOĞRUDAN DOĞRUYA HALK İSYANI”na dayanarak kurulmuş hükümettir.

2- Burjuvazi için değil, proletarya devrimi için ve halk devrimi adına her türlü “KONTR-REVOLUSYONER TEŞEBBÜSLERİ DURMAKSIZIN GİDEREN” hükümet GELGEÇ DEVRİM HÜKÜMETİDİR.

V- GELGEÇ DEVRİMCİ HÜKÜMETİN GÖREVLERİ ve KARAKTERİ

Gelgeç Devrimci Hükümet; işçilerin ve köylülerin demokratik diktatörlüğünü gerçekleştirmek için ne yapar? Hemen sosyalizmi uygulamaya mı geçer?

Hayır. Biliyoruz ki, köylülük sosyalist bir insan yapısı taşımaz. Sosyalizme girmek için gerekli hazırlık ve eğitimden geçmelidir. Onun için, devrimci hükümet, sosyalizmden daha gerçek ve gerçekçi bir sıra görevlerle yükümlüdür:

“Komuna’nın yürürlüğe geçireceği gerçek görevler herşeyden önce sosyalist görevler değildir; bizim asgari (minimal) programımıza giren demokratik diktatörlüğü gerçekleştirmek zorundadır.” (V.İ.U.: “Paris Komunası ve Proletarya Diktatörlüğünün Görevleri”, 1905, C.VI, s.282).

Demek, Gelgeç Devrimci Hükümetin birinci görevi: Sosyalist Partisinin “asgari programı”nı gerçekleştirmektir. Bunu başarabilmek için:

“O hükümet kendi menşei ve öz karakteri bakımından halk isyanının organı olmalıdır. Formel tahsisi (görevlendiriş) bakımından tüm halkın kurucular meclisini çağırma aygıtı olmalıdır. Faaliyetinin muhtevası bakımından, istibdata karşı isyan etmiş halkın yararlarını garanti etmeğe elverişli olan biricik proletarya demokrasinin asgari programını gerçekleştirmelidir.” (V.İ.U.: “Paris Komunası ve Proletarya Diktatörlüğünün Görevleri, 1905, C. VI, S.282).

Onun için, Gelgeç Devrim Hükümetinin şu karakterlerini bir daha tekrarlıyalım:

1- Devrimci hükümet İSYANLA DOĞACAKTIR.
2- Devrimci hükümet halkın KURUCULAR MECLİSİNİ çağıracaktır.
3- Devrimci hükümet ASGARİ PROGRAMI uygulıyacaktır.

Bu karakteri taşıyan devrimci hükümetin görevleri o karakterinden kaynak alıp çıkar:

“Devrimci hükümet “halkı” yükseltmeye ve desteklemeye (padniyat) ve halkın devrimci faaliyetini teşkilatlandırmaya mecburdur.”

Halkı tutmak, teşkilatlandırmak için neler gerekir? En başta ve mutlaka şu şartlar gerekir:

1- Halkın sempatisini kazanmak,
2- Bütün halk enerjisini derlemek..

Çünkü halk kendi enerjisiyle ve kendi girişkinliğiyle kendi kendisini koruyacak ve yükseltecektir. Halkın o seviyeye gelmesi için isyanla doğan gelgeç devrimci hükümet, şu 6 maddeyi derhal uygulamak zorundadır:

1) Tüm halkın kurucular meclisi; 2) Halkın silah-lanması; 3) Siyasi hürriyet; 4) Ezilen ve hukuku tam olmıyan halkın kurtuluşu; 5) Sekiz saatlik işgünü, ve 6) Köylü ihtilali komiteleri.” (V.İ.U.: “Gelgeç Devrim Hükümeti Üzerine”, 1905 Mayıs, C.VI, s.270).

Demek Gelgeç Devrim Hükümetinin ilk alacağı karar ve yapacağı iş şunlardır:

1- HALKI; silahlandırmak,
2- EZİLEN YIĞINLARA; tam siyasi hürriyet ve kurtuluş teşkilatı sağlamak,
3- İŞÇİYİ; sekiz saatlik işgününe ve benzer dileklerine kavuşturup teşkilatlandırmak,
4- KÖYLÜYE; devrim komiteleri kurdurtmak..

Bu dörtbaşlı iş olduktan sonradır ki, sıra KURUCULAR MECLİSİ’ni çağırmaya gelir.

Gelgeç hükümetin “GELGEÇ”lik karakterini kaldırmak için halkçı ve esaslı bir ANAYASA (Konstitüsyon) getirip kanunlaştıracak olan kurul KURUCULAR MECLİSİ’dir. Gelgeç hükümet onu çağıracaktır. Bu Kurucular Meclisi’nin bir gözbağı olmaması için şu şartları yerine getirmesi gerekir:

1- Kurucular Meclisi: “TÜM HALKIN” mümessili olacaktır. Yani, aklı başında; kadınerkek, yerli-yabancı, alim-cahil.. bir ülkede yaşayan BÜTÜN ÇALIŞAN HALK TABAKALARI orada sözcüsünü bulunduracaktır. Böyle bir mecliste her türlü meslek, mezhep, doktrin, ırk, milliyet ve ilh. farkları gözetilmeksizin; işçiler, köylüler, esnaflar, aydınlar, askerler ve ilh. mümessillerini bulunduracaktır. Devrimci Kurucular Meclisi; doğrudan doğruya, vasıtasız, BİR DERECELİ SEÇİMLE kurulacaktır.

2- Devrimci Kurucular Meclisi: “İSYAN ETMİŞ HALKIN YARARLARINI GARANTİ” edecektir. Bunun için de, burjuvazinin ezberlettiği sahte demokrasi tuzakları ortadan kaldırılacaktır. Devrime karşı koyanları, gerici sınıfları, burjuvaları ve ağaları ve sadık bekçi köpeklerini siyasi haklardan yoksul kılacaktır. Yalnız devrimi başaran kitlenin zaferlerini, yararlarını kanunlaştıracaktır. İşte asgari programın uygulama prensipleri o kanunlar olacaktır.

VI- GEÇİCİ DEVRİM HÜKÜMETİNE KATILMALI MI?

Gelgeç Devrim Hükümeti; ne tam sosyalist, ne tam proleter bir kuruluştur. İçinde küçükburjuvazi de rol oynar. Böyle bir hükümete işçi sınıfının öz partisi katılmalı mıdır?

Yukarıdaki saydığımız karakterlere uyan bir devrim hükümetine elbet katılmalıdır.

Bazıları bunun tersini ortaya sürerler. Biz madem ki alt yığınların sözcüsüyüz, öyle ise herşeyi hep aşağıdan yukarıya doğru yapmalıyız. Yukarıdan yapılacak işler, burjuvakari, yani işveren sınıfının yaptığı gibi, ağa, bey ve efendi yordamıyla yüksekten ferman vermek olur, ve ilh. demeğe getirirler. Netekim, Bakuninde: “Herşey aşağıdan yukarıya teşkilatlandırılmalı ve güdülmeli” derdi.

Ancak biz biliyoruz ki, böyle tek yanlı işler ve tek yanlı düşünce ve davranışlar burjuva mantığına, gerici yobazlığına ve küçükburjuva ham sofuluğuna dayanır. Proletaryanın diyalektiği her hareketi her yanından ve her biçimde ele almayı öngörür. Onun için, “HERŞEY AŞAĞIDAN” lafı, devrimi sırf gericiliğin dişine uygun bir durumda, cılız ve savunmasız bırakmanın ukalaca ve haince felsefeleşmesidir. Tarihte görülmüş Bakunincilere, anarşistlere yaraşan ihtilal gösterişli bir devrim düşmanlığıdır:

“Her şey aşağıdan prensibi anarşistçe bir prensiptir.” (V.İ.U.: “Gelgeç Devrim Hükümeti Üzerine”, s.229-230).

Anarşist prensipleri, ihtilalci görünüş altında işçi sınıfını düşüncesiz, kafasız bırakmak ister. Bu kötü eğilimin kökleri gerçekte işçi sınıfının devrimci rolüne bir türlü inanamamaktan ileri gelir:

“3- Burjuvazi ile birlikte geçici devrim hükümetine katılmayı Sosyal Demokrasinin kabul etmemesi, o gibi her türlü katılışın işçi sınıfına ihanet demek olduğu prensibi, anarşizm prensibidir.”

Bu prensip: “2- Her demokratik devrimde proletaryanın vazifeleri, işçi sınıfının görevleri yok” anlamına gelir. (V.İ.U.: “Yalnız Aşağıdan mı, yoksa Hem Aşağıdan Hem de Yukarıdan mı? “, 27.5.1905, C.VI, s.218).

Anarşistlerin bir başka çeşidi demek olan sosyal demokrat oportünistleri de devrim hükümetine katılmayı reddederler. Bunlar, her zamanki gibi, oportünizmlerini, yani anadan doğma kalleşliklerini örtbas etmek için, Marks ve Engels’i de şahit getirmeye kalkışırlar. Devrimci hükümete katılmayı “Jakobenlik” diye damgalarlar. Oysa yalan söylerler. Çünkü:

“Şimdiki sosyal demokrat Jakobenleri (yani Bolşevikler) gibi, Engels de, yalnız yukarıdan tesirin önemini takdir etmekle kalmıyor; yalnız cumhuriyetçi burjuvazi yanında gelgeç hükümete katılmayı kabul etmekle kalmıyor, fakat böyle bir katılmayı ve devrimci iktıdarın enerjik askeri müdahalesini dahi TALEP ediyor. Engels, ASKERİ şuraların PRATİKÇE idaresini başarmak yolunda ona düşen görevleri sayıyor. Engels, çıtkırıldım sosyal demokrat Jirondistlerine gene aynı küçümseyiş ve omuz silkişle karşılık veriyor. Mesela, başka şehirler sırasında, Sen Lukar dö Barrameda’da (Kadiks’e yakın 20 bin nüfuslu Liman şehrinde) “Alyanistlerin, kendi anarşist prensiplerine rağmen devrim hükümeti kurduklarını” gösteriyor. Ve onları “ellerindeki iktidarı ne yapacaklarını bilmemek’le suçluyor.” (V.İ.U.: “Gelgeç Devrim Hükümeti Üzerine”, Ks.2, “Yalnız Aşağıdan mı, yoksa Yukarıdan da mı?”, C.VI, s.230-231).

Yani, en domuzuna anarşistler bile iş başa düşünce eğer zerre kadar devrim namusu taşıyorlarsa ezbere devlet düşmanlığı yapmıyorlar. Bütün ömürlerince ateş püskürdükleri ve yeryüzünde görmek istemedikleri “Hükümet”i kendi elceğizleriyle kurmak zorunda kalıyorlar. Gerçeklik ve gereklilik en kör göze bile bunu batırıyor.

Ne var ki, bütün ömürleri hayat dışı içi boş formüller tekerlemekle geçen insanlar, sonradan sırf yumurta kapıya gelince gerçekliği kabul eder etmez bu yolda kendi kurdukları hükümeti ister istemez nasıl kullanacaklarını bilemezler. Onun için, demiri tavında iken dövmek, insan bilincinde gelecek devrimi önceden planlamak ilk görevdir.

İşçi sınıfı mümessilleri o gerçekliği pek iyi biliyorlar. Onlara göre devrimin iktidar gücü Sovyetlerdir. Sovyetler iktidarı, yalnız bir fabrikanın, bir köyün, bir semtin, hatta bir kafanın içinde kapanıp kalamaz. İşçiler ve halk devrim hükümetinin içine girerek devrimi kurarlar ve sonuna dek götürürler.

“Fakat onların (Sovyetlerin) tarihi gelişimi demek, yalnız mahalli işçi mepusları Sovyetlerinin sistemlice devam etmeleri demek değildir. Sovyetlerin gelişmesi demek, aynızamanda muzaffer devrim iktidarının merkez organları içinde, gelgeç devrim hükümeti içinde devrim iktidarının savunma organları haline de geçmeleri demektir.” (V.İ.U.: “Öfkeli kargaşa – İşçi Kongresi Sorunu”, C.VII, s.332).

VII- DEVRİM HÜKÜMETİNE KATILMA ŞARTLARI

“Sosyalist proletarya mümessillerinin küçükburjuvazi ile birlikte devrim hükümetine katılmaları prensipçe kabul olunur ve bilinen şartlara göre doğrudan doğruya mecburidir.” (V.İ.U.: “Paris Komunası ve Proletarya Diktatörlüğünün Görevleri”, s.282).

Demek gelgeç ihtilal hükümetine katılmak yalnız KABUL edil-mekle kalmaz, aynızamanda MECBURİDİR de.

Ancak, katılmayı kabul zorunda kalmak uluorta yapılamaz: “BİLİNEN ŞARTLARA GÖRE” yapılır. Bu şartların en birincisi; önce hükümetin gerçekten geçici devrim hükümeti karakterine uyması, yani halk isyanına dayanmasıdır. O karakteri gösteren bir hükümete katılacak işçi sınıfı partisi, şu üç noktayı her zaman ve her yerde göz önüne getirmek zorundadır:

1- KATILMA AMACINI AÇIKÇA KOYMAK: Devrim hükümetine katılmaktan maksat “BÜTÜN ASGARİ PROGRAMI GERÇEKLEŞTİRMEK”tir. Asgari programın genel anlamı şudur:

a) Karşı devrimle amansız mücadele etmek, ve,
b) “İŞÇİ SINIFININ bağımsız çıkarlarını savunmak” (V.İ.U.)

Bu prensiplerle özetlenen amaç, katılış sırasında “NOKTASI NOKTASINA GÖSTERİLİR”.

2- PARTİNİN ROLÜNÜ YAPMASI: Devrimci hükümete katılmanın hedefi açıkça gösterilmelidir, dedik. Partinin hükümete “katılma şartları daha az belirlice gösterilmez”. Bu şartlar başlıca iki kategoride toplanabilir:

a) “FORMEL ŞARTLAR; sıkı Parti kontrolü” (V.İ.U.) dür. Genel olarak, başka partiler meclise ve hatta Hükümete katılan üyeleri üzerinde kontrolü önemsemezler. O üyelerini tam kontrol etmek şöyle dursun, onların tesiri altında kalırlar. Proletaryanın partisi, hükümete katılan üyelerinin en ufak davranışlarından hesap istiyecek durumda olmalıdır. Ancak o sayede hedefe varılabilir.

b) “MADDİ ŞARTLAR, yani katılmanın amaca uygun şartları: Sosyal Demokrasinin bağımsızlığını bükülmezce korumak, sosyalist devrim şartlarını hazırlamak” (V.İ.U.) tır. Partiyi öteki küçükburjuva kaypaklarının tereddüt-lerinden ve ihanetlerinden kurtarmak için ve korumak için, Gelgeç Hükümet içindeki parti rolünü daima öteki partilerden ayırdetmeyi bilmek lazımdır. Bu bağımsız rol, bir geçit devri olan Proletarya Diktatörlüğünü bir an önce SOSYALİZM’e kavuşturmaktan ibarettir.

3- KİTLENİN ROLÜNÜ YAPMASI: Hedef açık konuldu. Parti rolünü iyi oynuyor. Ancak, devrimci hükümetin sosyalizmi muzaffer kılması için bu iki şart yetmez. Devrimde kitlenin hamlesini ve hızını, hükümet üzerinde yapacağı baskısını, hükümeti ileriye doğru itmesi gerektiğini hiç unutmamalıdır. Bu da:

“AŞAĞIDAN TAZYİK: Gelgeç Devrim Hükümeti üzerine silahlı bir yönetim güden Sosyal Demokrat proletarya tarafından tazyik” ile olur. (V.İ.U.: “Üçüncü Geri Adım”, 20.6.1905) C.VI, s. 260-261).

SONSÖZ

Kıvılcımlı’dan aktardığımız bu uzun satırlar sanırız devrimin ne olduğunu çok özetçe de olsa anlatmaya yetmiştir. Biz arkadaşlara, Kıvılcımlı’nın adı geçen eserini mümkün olan en kısa sürede okumalarını salık veririz. Çünkü Kıvılcımlı, zaten Marksist-Leninist devrim teorisini özetleyerek anlatmaktadır. Biz de Kıvılcımlı’nın kitabından bazı bölümler aktararak konuyu anlatmaya çalıştık. Böylece de özetin özetini çıkarmış olduk.

Bizce devrim konusu budur. Bu anlayıştan herhangi bir gerekçe ile vazgeçen, işçi sınıfının kurtuluş davasından da vazgeçmiş sayılır. Yani işçi sınıfı davasına ihanet etmiş ve burjuvazinin safına geçmiş sayılır.

Marksist-Leninist devrim teorisi evrenseldir. Proletarya davasına gerçekten gönül veren her devrimci bu teorinin yol göstericiliğinde dövüşmek durumundadır.

PROGRAMIMIZ, PROLETARYA PARTİSİNİN ASGARİ (MİNİMA) PROGRAMIDIR

Vatan Partisi Programı, Demokratik Devrim programıdır. Ya da, İşçi Sınıfı Partisinin asgari programıdır. Bu programda; işçi sınıfımız bugün iktidara gelse, yarın ne yapmalı? Halkımıza neler getirecek? En somut biçimiyle madde madde onlar anlatılır. En cahil yurttaşımızın bile bir okuyuşta anlayacağı açıklıkta ve somutluktadır, soyut laf gevelemez. İktidara gelecek işçi sınıfımızın eylem kılavuzudur bu program.

Bizim gibi, burjuvazinin devrimci barutunu yitirdiğinden dolayı demokratik devrimi yapamadığı ve küçükburjuvazinin nüfusun çoğunluğunu oluşturduğu ülkelerde, demokratik devrimi gerçekleştirme görevi, işçi sınıfının önünde duran görevlerdendir. İşçi sınıfı sosyalist devrime varabilmek için, demokratik devrimi de yapmak durumundadır. Yani işçi sınıfımız aynı anda iki görevi birden gerçekleştirmek zorundadır.

İşçi sınıfımız, devrime tüm halkı sokabilmek için demokratik devrimi ele almak ve çözmek durumundadır. Bildiğimiz gibi sonuna kadar devrimci olan biricik sınıf proletaryadır. Onun için onun talepleri sosyalist taleplerdir. Yani üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti ortadan kaldırmayı ve onları tüm toplumun mülkü haline dönüştürmeyi amaçlayan taleplerdir.

Küçükburjuvazinin talepleri ise sosyalist değil, demokratiktir. Örneğin küçükburjuvazinin en büyük kısmını oluşturan köylünün birinci talebi topraktır. Bu da kırsal kesimdeki prekapitalist ilişkilerin ve tekellerin kaldırılmasıyla, yok edilmesiyle gerçekleşir. Yani, toprağı köylüye dağıtabilmek (köylüyü topraklandırmak) için, kırsal kesimdeki antika tefeci-bezirgan sermaye ile (eşraf, ayan, hacıağa takımı ile) modern büyük arazi sahiplerinin (tekelci tarım kapitalistlerinin) ortadan kaldırılması gerekir. Bu gerici zümrelerin, ellerindeki toprağın köylüye dağıtılması ise sosyalizm değildir. Yapılan bu iş demokratik bir görevdir.

Yine şehirlerde, uluslararası emperyalizmle etle tırnak gibi kaynaşmış bulunan modern Finans-Kapitalistler zümresinin öncelikle ortadan kaldırılması gerekir. Bu görev gerçekleştirilmeden işçi sınıfımız ve tüm halkımız demokratik hak ve özgürlüklerine kavuşmuş olamaz.

Bu modern Finans-Kapitalistler (sayıları 500 civarındadır) zümresi ile antika Tefeci-Bezirganlar (sayıları 2000 civarındadır) ortadan kaldırılmadan halkımız rahat bir soluk alamaz. Tüm halk kitlelerini ezip sömüren bu sayıları 2500 kişicik olan antika ve modern parababaları çetesinin ortadan kaldırılması demokratik devrimin temel hedefidir.

Kapitalist gelişimin önündeki engelleri ortadan kaldırarak onun hızla gelişimini sağlayan bu devrimi, işçi sınıfı burjuvazi için yapmaz. Salt kapitalizm gelişsin diye yapmaz. Bu devrim aynı zamanda sınıf çelişkilerinin daha açık, daha dolaysız ve daha keskin biçimlere bürünmesini de sağlar. İşçi sınıfımıza ve tüm halkımıza geniş biçimde örgütlenme olanakları da sağlar. Ve de bu yüzden tüm halkın taleplerinin dile getirildiği devrime biz demokratik devrim ve o devrimin programına da işçi sınıfının asgari programı deriz.

İşçi sınıfı bu görevleri yerine getirirken bir an bile nihai amacını yani sosyalizmi unutmaz. Tersine bu görevlerin gerçekleşmesini kendi nihai amacı için bir basamak olarak kullanır. Zaten bu iki devrim, hem birbirinden ayrı hem de birbirinin aynıdır. Yani içiçe geçmiştir. Bu diyalektik birliği hiç akıldan çıkarmamak gerekir. Şimdi, bu konuda Kıvılcımlı Usta’nın şu satırlarına bakalım:

“Demokratik Devrim ile Sosyalist Devrimi 1905 Çarlık Rusyası şartlarında kesinlikle birbirinden ayıran Lenin, bu ayrımı yapar yapmaz şunu hatırlatır:

“Ama, bu iki devrimin kısmi sınırlarının Tarihte birbirine karıştıklarını inkar edebilir miyiz? Batı Avrupa, Demokratik Devrimleri döneminde çeşitli Sosyalist Hareketler, çeşitli sosyalist girişimlr tanımadı mı? Ve gelecekte Batı Avrupa’da Sosyalist Devrimin, Demokrasinin eserini tamamlamak için (Altını çizen H.K.) yapacak daha çok şeyi olduğu bir gerçek değil midir?

“Sosyal-Demokrat, hiçbir zaman, proletaryanın, olabildiği kadar demokrat ve cumhuriyetçi burjuvaziye ve küçükburjuvaziye karşı SOSYALİZM UĞRUNA” (Majüskülleyen H.K.) kaçınılmaz mücadelesini unutmamıştır. Bu tartışma götürmez (Lenin. İki Taktik. s:88)

“Demek ki, “bütün görevlerini” MDD’den (Milli Demokratik Devrimden. D.M.) beklemek kuruntudur. Netekim 1917 Demokratik Devrimi de, II. Emperyalist Evren Savaşından sonra gelen seri devrimler de, o görüşün doğruluğunu ispatladı. Pek çok ülkede Demokratik devrimin nerede bittiği, Sosyalist Devrimin nerede başladığı kesince ayrılamadı. Her yerde Demokratik Devrim “bütün görevlerini” hiçbir zaman yerine getiremedi: onları Sosyalist Devrim uzun yıllar sonra gerçekleştirmek zorunda kaldı.” (Devrim Zorlaması Demokratik Zortlama. s:423-424)

Yine bu iki devrimin ilişkileri konusunda Kıvılcımlı aynı eserinde şöyle der.

“DEMOKRATİK DEVRİM VE SOSYALİZM

“Sosyalizm politikasında; prensipler saklanmaz. Yalnız, halkın ihtiyaçlarına ve anlayışına uymayacak düşünce ve davranışlar ortaya vakitsiz atılmaz. Sosyalizm, yığınlardan kopmamakla geçerlidir.

Daha 19’uncu yüzyılın birinci yarısı bitmeden Manifesto; gerçek sosyalistlerin kanılarını saklayacak insanlar olmadıklarını bayraklaştırmıştır: “Gerçek sosyalist görüşlerini ve niyetlerini gizlemeye tenezzül etmezler.” (K.M. : Manifest)

20’nci yüzyıl başında, Demokratik Devrim aşamasını en bilimcil devrimcilikle koymuş ve uygulamış bulunan Devrimci ne yapar?

En somut biçimi ile “Müstebit (Otokratik) düzenin yerini Demokratik Cumhuriyete bırakması” günün tek yakıcı meselesi iken, “Asgari (Minima) Programın tümünü” şöyle tanımlar:

“Sosyalizme doğru gidişte gerekli kısa vadeli ekonomik ve politik reformalar (dönüşümler) yaşadığımız ekonomik ve sosyal düzen içinde pekala gerçekleştirilebilir.” “Azami (Maksima) programımızın hemen uygulanması ve sosyalist devrimi gerçekleştirmek için iktidarın ele geçirilmesi yolunda Anarşistçe saçmalıkları” (L. : İki taktik, s.20) yapılmamalıdır. Ama Geçici Hükümete katılındığı zaman bile: “Sosyalist devrimi hiç bir zaman gözden yitirmemek” (a.y.) şartı unutulmaz. (Hikmet Kıvılcımlı, a.g.y.)

Marksizm için “Demokratik Devrim”, Sosyalizmi ağza aldırtmak için değildir: “Devirmin halk tümünün ihtiyaçlarına ve isteklerine karşılık vermesi (İki Taktik, 36)dir. İhtiyat kaydı olmaksızın, kuşku ve duraksamalara kapılmaksızın, devrimci sınıfın temsilcileri, demokratik devrim meselesini, bütün Ulusun önüne, mümkün olduğu kadar geniş olarak, yürekte ve aktik olarak koymasını bilmeliyiz.” (İki Taktik, 120)

“Devrimci Sınıf” Proletaryadır. Onun “temsilcileri” Sosyalist‘dir.

Devrim zaferinde, İşçilerle Köylülerin İttifakı uğruna Sosyalizm gene “hiç bir zaman gözden yitirilmez”. Bunu ters anlayanlara şöyle bağırılır:

“Demedim Program sırf olandan başka bir şeyi içine almasın. Sağlamca yerleşik olandan yola çıkmalıyız Dedim Gerçek Sosyalist devrimin kaçınılmaz olduğunu söylemeliyiz. Kim demiş burada onu söylememeli diye? Eğer biri kalkar da öyle bir aktif yaparsa, ona yanıldığı ispat edilirdi. Böyle şeyi kimse söylemedi ve söyleyemeyecektir; çünkü Partimiz yalnız gerçek sosyalist Proleterlere değil, fakat bütün Köylülüğe de yaslanarak iktidara gelmiştir. Şimdi bizimle birlikte yürüyen bu yığınlara; “Partinin işi sırf Sosyalist yapılışı ısdâr (promouvoir: hükmen ilân) etmekten ibaretti. Gerçek Sosyalist Devrim yapılmıştır, Gerçek Sosyalizmi gerçekleştirmek size düşer” demekle mi yetineceğiz sahiden? Böyle bir bakım, mutlak surette ayakta duracak şey değildir, teorik bir hatadır. Partimiz, doğrudan doğruya ve daha çok da dolayısıyla milyonlarca insanı kendine çekti: bu insanlar şimdi sınıflar mücadelesini, Kapitalizmden Gerçek Sosyalizme geçişi duruca görüyorlar.

“Biz, bilimcil olarak, bu gerçek sosyalist devrimimizin nasıl olup biteceğini göstermek zorundayız. Bu bakımdan yapılacak başka bütün teklifler piçtir.” (Lenin, VII. Kongre Söylevi, 19 Mart 1919)

Demek, proletaryanın asıl amacı sosyalizmdir. O amaç hiçbir zaman unutulmaz. Ve tüm görevler o amaca tabi kılınır.

Vatan Partisi programı da, Demokratik Devrim programıdır. Bu program 1954 yılı koşullarında işçi sınıfının legal partisi için kaleme alınmıştı. Aradan 35 yıl geçmiştir. Bu süre içerisinde onun prensipleri değil ama ayrıntı sayılabilecek bazı yerlerinde önemsiz eskimeler olmuştur. Olması da son derece doğaldır. Bu nedenden o yönlerinde bazı yenilemeler gerekli olabilir.

Bildiğimiz gibi, Demokratik Devrimin çözeceği ana problemlerden biri de Ulusal Sorundur. 1954 yılının Legalite koşulları yüzünden Ulusal Sorun Programın legal basılı metninde yer almamıştır. Bugün alması gerekir. Bunu da belirtmeden geçmeyelim.

Vatan Partisi Program ve Tüzüğünü tartışılmak üzere yeniden sunmak istiyorduk. Fakat yer darlığından buna olanak bulamadık. Vatan Partisi Programı’nın herkesçe incelenip değerlendirilmesini salık veriyoruz.

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir