Burjuva Sosyalizmi parlatılıyor, peki o parlatılmak istiyor mu? (İstanbul Direniyor)

analiz_sol_mafyaY-CHP‘nin gerçekleştirdiği kongre tiyatrosu sonunda Kılıçdaroğlu-İnce ikilisi parti içindeki iktidarlarını sürdürmeye devam ettiler. Y-CHP’nin bulunduğu işbirlikçi, emperyalist politikalarına uyumlu ve IMF solu durumuna itiraz eden çok sayıda üye ve seçmen, Kılıçdaroğlu’nun tekrardan genel başkan seçilmesine yönelik tepkiler gösterdi.

Kongrenin ardından, birkaç yayın organında bir iddia ortaya atıldı. Buna göre partideki bazı küskünlerin, geçtiğimiz yıl adını hileli bir biçimde TKP olarak değiştiren partiye oy vereceğini açıkladığı haberlerde geçmeye başladı.

Söz konusu tepkilerin siyasal içeriği, ciddi bir politik eksiklik barındırıyordu. Çünkü kimisi Fatih Maçoğlu’na sempati duyduğu için “TKP”ye oy vermek istiyordu (ki Maçoğlu bu partinin üyesi değil). Kimisi, bu partinin seçimlere katılamayacağından haberdar değildi. Ancak bu tepkilerin toplamı, belirli bir kitleyi yansıtmaktan uzaktı.

“Tabii ki durur mu bu tekkenin şeyhi, mal bulmuş gibi hazinenin üstüne konmaya başladılar.” diyeceğimizi sandınız. Hayır, Kılıçdaroğlu’na bir mektup yazılmış 2010 yılındaki kongrenin ardından. Mektup, her zamanki gibi soyut bir biçimde, karşı tarafı teşhir etmeyen, hatta rica eden bir biçimde yazılmış durumda. Mektup sahibi Kılıçdaroğlu’na “iş çıkarma başımıza” diyor, minnet ediyor.

“Sayın” diyerek başlıyor mektup, ki AKP’nin iktidar ortağı, Finans-Kapital’in sevilen adamı Kılıçdaroğlu’na “saygı” duymak, bir devrimciye yakışmamaktadır (ki zaten mektubun sahibi de devrimci değildir ya).

“Türkiye’nin yoksulluk, onursuzluk ve baskıya mahkumiyetinden rahatsızlık duyup, umut arayan geniş bir kesimde sizin genel başkanlığınızın yarattığı heyecanın asla küçümsenmemesi gerektiğini de söylemek durumundayız.
Bu heyecandan rahatsızlık duymuyoruz.

Türkiye’de AKP iktidarında cisimleşen ama asla ona indirgenemeyecek olan karanlık döneme karşı toplumun geniş bir kesiminin ayağa kalkma çabası içine girmesi, içi nasıl doldurulursa doldurulsun bu arayışın “sol”da tanımlanması sevindirici bir gelişmedir.”

Bir ayağa kalkma çabasının “solda” tanımlanmasından bahsediliyor ki CHP ve HDP (o zaman BDP) gibi iki AB-D’ci, karşı-devrimci partinin solda tanımlanması da, halkımızın bu tercihleri yapmasının AKP’ye göre yeğ tutulması da bu hareketin burjuva sosyalizmi görüşünün bir parçasını oluşturmaktadır. Mektup sahibi, bunu 8 yıl içinde defalarca yapmıştır.

“Henüz konuşmak için erken olmakla birlikte, düne kadar birbirinden kopmuş, birbirine sırtını dönmüş ve farklı arayışlara girmiş ideolojik eğilimlere aynı anda canlılık katmak gibi özgün bir misyon yüklenmiş durumdasınız. İşin gerçeği, bu misyonu size yüklediler ve “aynı anda her şey olan”, hem ulusalcıları hem de liberalleri heyecanlandıran, bir CHP için düğmeye bastılar.

Karşıt gibi gözükseler de, liberalleri ve ulusalcıları birbirine bağlayan güçlü bağlar olduğunu yıllardır söylemekteyiz. Bu bağlar “piyasa”nın damgasını yemiştir. Kapitalist yolun dokunulmazlığı, Türkiye’de sosyalistler, komünistler dışındaki bütün siyasal-ideolojik akımların tutkalıdır. Bunu hatırlatırken maksadımız hakaret etmek değildir.”

Y-CHP, parababaları tarafından yıllardır “herkes için” yani tüm Finans-Kapital yandaşlarının toplandığı bir parti olmakta.  8 yıl içinde görülmüştür ki Kılıçdaroğlu, Y-CHP eliyle yurtseverleri daha da pasifleştirme görevinin başına getirilmiştir. Ancak henüz konuşmak için erken diye buyuruyor, Finans-Kapital partisine bir şans tanıyor mektup sahibi.

Liberaller ve ulusalcıların birlikte olduğu gibi bir söylemde bulunuluyor ki liberaller kim, ulusalcılar kim, hangi gruplar kastediliyor bu belli değil. Halbuki 10 sene önceye geri dönersek, bu partinin ancak Ergenekon Davası sonunda pozisyon alabildiği süreç öncesinde AB-D beslemesi liberaller ile yurtseverler aydınların savaşı mevcuttu. Şu bir gerçek, ulusalcı olarak kendisini satan bazı Aydınlık meczupları, AKP yandaşlığına düştü. Eğer ki bunlar kastediliyorsa, o zaman kendilerine sorarız neden Perinçek’in komisyonculuğunu yaptığı ÇKP ile aynı enternasyonal toplantıda yer aldıklarını… Ancak kasıt yurtseverler ise bugün Kılıçdaroğlu’na karşı itiraz edenlerin büyük kısmı, zaten Kılıçdaroğlu’nun dostu “liberal”, “sosyal demokrat”, “radikal demokrat”, “ılımlı islamcı” ile mücadele etmektedir.

Ayrıca af diliyor hareket etmediklerini belirtmek için, beklendiği gibi, naiflik gösteriyor burjuva sosyalizmi temsilcisi. Yine kendisinden beklenilir şekilde.

“Sayın Kılıçdaroğlu,
Sizin niyetleriniz ne olursa olsun, bugün CHP’ye bu kez benzer bir operasyonda rol biçiliyor.
Adaylığınız ortaya çıktıktan sonra yaptığınız açıklamalar, CHP kurultayındaki konuşmanızın bu role uygun düşmesi, sola ait kavram, hatta sloganları dillendirmiş olmanız elbette tek başına bir eleştiri konusu olamaz. Bunun solun Türkiye’de henüz siyasal tabloya yansımayan ağırlığını göstermesi açısından bile bir anlamı var.

CHP Genel Başkanı faşizme karşı mücadeleden, yoksulluktan, işsizlikten, emekçi kitlelerin sorunlarından, taşeronluğun kaldırılacağından söz ediyor. “Bunları ne hakla ağzınıza alıyorsunuz” demeyiz… Partinize üye olan, oy veren, ilgi gösteren ya da sizi bir siyasetçi olarak destekleyen geniş kesimler içinde CHP’ye sol adına umut bağlayan küçümsenmeyecek bir bölmenin niyetlerini sorgulamak da bize düşmez.”

“Solculuk” oynamasını eleştiremiyor, küçüldükçe küçülüyor mektubun sahibi. Halbuki bir devrimci, bir komünist ne der bir Finans-Kapital partisinin önderine karşı? Bunların hepsi kandırmacadır demelidir. 8 yıl içinde de böyle olduğu görülmüştür.

“Yoksulluğun, işsizliğin, eşitsizliklerin, bağımlılığın, gericiliğin panzehiri sosyalist bir düzendir, biz bunun güncel ve tarihsel gereklerini yerine getirir, ülkemizin temel sorunlarını çözmeye dönük devrimci programımızı hayata geçirmeye çalışırız.

Bu süreçte sermaye sınıfının saldırıları karşısında emekçi kitleleri güçlendirecek, işçi sınıfının özgüvenini artıracak, emperyalistlerin ülke içi manevra yeteneğini azaltacak, gericiliğin yükselişini durduracak, Kürtlerin eşitlik arayışını halklarımızın birliğini pekiştirecek kanallara yerleştirecek somut kazanımlar da partimizin devrimci mücadelesinin parçasıdır.

Bütün bu başlıklara ilişkin atacağınız gerçek adımları “bunlar demagoji” diyerek karşılamayacağımızdan emin olabilirsiniz.”

Kısacası “ben yapamayacağım ama sen yaparsan çok güzel olur” diyor mektubun sahibi. Şimdi AKP’den anti-emperyalistlik bekleyen Doğu Perinçek’ten ne farkı var bu yaklaşımın? Bu mektubun başında bahsedilen riyakarlık ve samimiyet eksikliği, tam da bu sözlerle kendisini göstermiyor mu?

“Bizim ve halkımızın geleceği için solun değerleri büyük önem taşıyor. Bu değerleri AKP”nin, yandaşlarının yok etmesini engelledik, siz buna soyunduğunuzda, size de engel oluruz.”

Tekrar edersek, Süper zeka 10 Aralıkçı danışmanların muhteşem fikirleri maskesi ile parababalarının her türlü politikasını tabanına yutturmaya çalışan Kılıçdaroğlu’na açık bir şans vermedir bu sözler. Ve o şansı da verdiler 8 yıl içinde. Gerek HTKP’si, gerek KP’si Y-CHP’nin önünü açan, kitleleri kandıran hareketlere giriştiler. İşte Y-CHP’den kopularak gidilecek parti bu…

Size TKP adına yazıyoruz. Ama bilin ki, bugün size umut bağlayanların önemli bir bölümü de AKP’nin açtığı yola “sol” adına giriş yapılmasına asla tahammül etmeyecektir.

Türkiye’nin çileli yoksullarını bu uğursuz yola bu kez “sol”dan sokmak için size yüklenen misyonun size yalnızca onursuzluk getireceğini bilmenizi ve başka her şeyden önce bundan korkmanızı diliyoruz.

Saygılarımızla.” [1]

Mektup bu şekilde bitiyor. Mektup sahibinin derdi başka, bizim alanımıza çok girmeyin, merkez alanda dolanın diyerek de sınırını belirtiyor. Yani iktidarı sen elinde tut ama bizim dükkanın önünü de kapama demek istiyor bir esnaf kurnazlığı ile. Sanırız Kemal Kılıçdaroğlu ve adamları da “he” demiş ve gerçekten “çok korkmuştur” bu sözler karşısında.

İşte o çok merak yaratan parti bu… Tekrar etmiş olalım, burjuva sosyalizminin dilinden düşürmediği iktidarı pek de eline almaya yeteneği yoktur. Onlar aydınlar kulübü gibidir. Seçimlere girerler, sosyal medyada en keskin konuşmaları yaparlar, kültür ve sanat konusunda ne kadar birikimli olduklarını sunarak ilgi toplarlar. Ve en sonunda gerçek bir devrimci olmayı dileyen genç insanları birer posa gibi atarlar.

Bizden tavsiye, bir yoldaşımızın tabiri ile [2] Siyasi Yuvarlaklıklar Hareketine ve onunla birlikte yol almış türlerine aman bulaşmayın. Bu ülkede İkinci Kuvay-i Milliye seferberliğini başlatmış, gözü pek, işçi ve emekçilerden derleşik bir komünist parti mevcuttur ve meydan boş değildir.

İstanbul Direniyor’dan Özgür

[1] TKP, Kılıçdaroğlu’na mektup yolladı

[2] KP’nin Kültür Merkezi Komünistliği Üzerine

Düzeltme: Büyük bir yanlış yaparak, bu mektubun yeni yazıldığını düşündük. Bu yanıltmadan dolayı okuyucudan özür dileriz. Yine de burjuva sosyalizmi 10 yıl geçse de, 20 yıl geçse de aynı niteliktedir. Kılıçdaroğlu’na alternatif olarak görülen partinin hali budur.

2 comments to “Burjuva Sosyalizmi parlatılıyor, peki o parlatılmak istiyor mu? (İstanbul Direniyor)”
  1. “Sanırız mektubun sahibi 8 yıl geriden izliyor Türkiye’yi…” demişsiniz ama kaynak gösterdiğiniz haberi okusanız zaten o mektubun 8 sene önce yazıldığını görürdünüz. Mektubun içeriğini anlasaydınız bu eleştiriyi yazmaya utanırdınız. Ama Konya kıraathanelerinden çıkma kır papazı kafalı başkanınız size palavra ve küfürden fazlasını öğretmemiş. Gerçi kendi ne biliyor ki ne öğretsin, papağan gibi Kıvılcımlı’yı taklit etmekten başka elinden iş gelmeyen emekli köy öğretmenine teorisyen muamelesi yapınca böyle oluyor demek ki.

  2. Öncelikle, yazıyı kaleme alırken yapılan hatadan dolayı okuyuculardan çok özür dileriz. Buna dikkat etmemiz gerekirdi. Ancak hiçbir SİP’liye bunun için özür dilemeyiz. Neden mi? Çünkü mektubun içinde Kılıçdaroğlu’na 8 sene boyunca yapılan ön açıcı hareketlerin sırrı saklıdır. Bu mektubu asıl sizin gibi meyhaneden çıkmayan entellektüel magandaların kavraması ve gerçeği görmesi imkansızdır. Ve köylü diye aşağıladığınız Genel Başkanımız bize çok önemli şeyler öğretti:

    1- Tabu kişi, tabu kurum yoktur.
    2- Özeleştiri mekanizması herşeyden önemlidir. Yaptığın hatayı kedinin pisliğini örttüğü gibi örtmek, ölümdür.
    3- Hayatta onurdan daha önemli bir şey yoktur.

    Bunlar size küfür gibi gelir tabii, çünkü siz siyasi yaşamınız boyunca omurgasızlık yapan bir hareketsiniz. Dolayısıyla bizi küçümsemeniz, böylesine hareket etmeniz normaldir. Merak etmeyin, haklı olan elbette kazanır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir