Brüt Yurtiçi Gelir (GDP) kutsayıcıları haklı mı? (Ankara Direniyor)

GDP, ütopik liberallerin en çok tutunduğu dallardan biridir. Bir ülkeyi başka bir ülkeyle karşılaştırırken özellikle sosyalist ve kapitalist ülkeleri karşılaştırarak (o zaman da ileri kapitalist olmayan devletleri hesaba katmazlar) “kapitalist ülkenin GDP’si ne kadar da yüksek” derler.

İlk bakışta bu mantıklı gelir ancak GDP işin tek boyutu değildir. Karşılaştırma süreci karmaşık ve çeşitli etkenlere dayalı bir süreçtir. GDP savunusuna karşı şunu sormamız gerekir; GDP tek tek bireyler yani sosyal eşitlik bazında ve bölgeler/şehirler bazında ne kadar adil bir şekilde dağılmıştır?

GDP, sosyalist bir ülkede daha düşük olabilir ama bunu hesaba katarken ortalama bir kişinin ya da ailenin harcamalarının/giderlerinin önemli bir kısmını oluşturan eğitim, sağlık, ulaşım, konaklama/barınma ve onunda bağlantılı kırtasiye, giyim, ilaç, su, elektrik, doğalgaz vs… gibi kalemlerin ücretsiz ya da oldukça düşük bedellerle halka sunulduğunu hesaba katmamız gerekir.

Başka bir yandan, Doğu Avrupa/Rusya ile Avrupa karşılaştırılması da yapılmaktadır. En başta Doğu Avrupa’nın/Rusya’nın sosyalizmden önce Batı Avrupa’nın çok daha gerisinde olduğunu ve Batı Avrupa’nın yıllar önceden feodal/dinci yapıları kırarak sömürgeci devletler haline dönüştüğünü belirtmek gerekir. Rus Çarlığı ise 1917’den önce açık ara Batı Avrupa’nın çok gerisindedir. SSCB ise 1922’ye kadar yoğun ve kanlı bir iç savaş yaşamasına, 1940-1945 arası 20 milyonun üstünde insanını savaşta kaybetmesine, onlarca şehrinin yıkılmasına neden olan bir savaş geçirmesine rağmen yaklaşık yarım asırlık bir süreçte birçok notada asırlık Batı devletini yakalamayı başarır.

1945’ten sonra kurulan Doğu Avrupa’daki diğer sosyalist ülkeler ise en huzurlu ve gelişim içindeki dönemini yaşadı. Kıyaslamalar yapılırken bunun hesaba katılması önemlidir. Ayrıca bu ülkeler sosyalizmden dolayı değil, onun eksikliğinden dolayı bugünkü hallerinde bulunmaktadır. Sosyalizme dönmedikçe de bu devam edecektir. Yine sosyalizm, kapitalizminden farklı bir refah anlayışına sahip oluşu da bir etkendir. Toplumsal hizmetler ve temel ihtiyaçlar ücretsiz ya da çok düşük bedellerle halka ulaştırılması dolayısıyla, amaç sadece kuru bir ekonomik gelişim değildir. Kapitalizmde refah, bir miktar artsa bile eninde sonunda bu gelişimin büyük miktarı az sayıda kişide toplanmaktadır ve böylece herkes için eşit bir büyüme/gelişim olmamaktadır. Oysa sosyalizmde amaç ekonomik gelişme dolayısıyla herkesin adil bir şekilde yararlanmasını sağlamak, toplumsal hizmetlerin kalitesini arttırmak ve devamlılığını sağlamaktır.

Ankara Direniyor’dan Berke

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir