Boyalı Basının Ürünü: La Casa De Papel

Uyarı: Makalemiz, adı geçen  diziyile ilgili bilgiler taşımaktadır. Eğer diziyi izleyerek değerlendirme yapmak istiyorsanız, dikkate almanızı öneririz.

Ülke olarak girdabın içinde bulunduğumuz, sadece fiziksel değil, zihinsel olarak da saldırı altında bulunduğumuz günler içindeyiz. Öyle ki, zaman zaman şahit olacağınız gibi iki tekelci şirket arasında ya da iki-üç parababası partisi arasında seçim yapmak zorunda bırakılıyor insanlarımız.

Çoğu saman alevi gibi kendi çevresinde yanıp biten tepkiler sırasında bir bakıyoruz içki tekellerinden biri boykot ediliyor, bunu taksiciler, oteller, sanal ödeme araçlarının boykotu takip ediyor. Tabii ki AKP’giller iktidarı da kendi çıkarlarına ters düşen firmaları Türkiye pazarından uzaklaştırmaya çalışıyor, “sevdikleri” firmaların önünü açmak için elinden geleni yapıyor. Ancak hiç kimse, boykot edilen ve rakibinin gerçekleştirdiği sömürüyü dikkate almıyor.

Tam da böyle bir süreçte, televizyon kanallarının rakibi olarak ortaya çıkan Netflix ve Youtube gibi medya kurumlarının ürünlerinin de sorgulama olmaksızın kutsanması gibi bir durumla karşı karşıyayız. “Bir tek sosyal medya kaldı” şeklindeki serzeniş, tam da çevresindeki olaylardan kaçınma psikolojisi ile yok saymaya çalışan kişilerin ruh halini yansıtmakta.

Bu sorgulamama durumu, Finans-Kapital çıkarına yayıncılık yapan firmaları övmeye yarıyor, hem de kendisine “devrimciyim” diyenler tarafından övülmesine… Kaldı ki bu konuda farklı grupları eleştiren kurumlar [1], güya kutsamadıkları, bir araç olarak gördükleri sosyal medyanın bir sistem eleştirisi yapabileceğini sanan gençler yetiştiriyorlar. [2]

FKF‘nin yayın organı Genç Gazete‘de Berkay Sagol imzası ile yayınlanan yazı, aslında yazarın kendi fikirleri ile deneme yaptığı çok belli olan bir yazı. Dolayısıyla gencin kendisine bir kabahat bulmak çok olanaklı değil. Çünkü kendisi sistem (yani parababaları düzeni) nedir ve nasıl teşhir edilir, bilmemektedir. Dolayısıyla Beyaz Baretliler [3] gibi ABD tarafından fonlanan yalancıların belgesellerini yayınlayan Netflix’te kapitalizmin eleştirilebileceğini düşünülemeyeceğini, yayın organının kendisi belirtmeliydi. Tabii ki o yayın organı gerçek bir Marksist-Leninist ise…

Berkay Sagol’un La Casa Del Papel yazısındaki görüşlerin değerlendirmesi ile birlikte, kendi değerlendirmelerimizi de katarak diziyi ele alalım.

1- Öncelikle soyguncuların tümü, yaşamlarını devam ettirmek için suça karışan, lümpen olarak adlandırabileceğimiz bireyler. Yani sosyalizmin kavrayışına göre kapitalizmin çürümüşlüğünün göstergesi olan tabakalara ait kişiler. Lümpenlerin önderliğini öne süren sistemler ise faşizm ve anarşizmdir ki, Netflix sık sık bu iki akımı takip eden bireylere yapımlarında yer vermektedir.

2 – Komünistlere göre para, bir kağıt parçasından ibarettir. Dolayısıyla bir sosyalist örgüt, tüm güvenlik önlemlerine rağmen bir bankayı böylesine kamulaştırma amacı ile ele geçiriyorsa, onu kendi yaşamını devam ettirmek adına bir amaç olarak görmez (ki dizideki tüm karakterler için bu soygun, yaşamlarını bir şekilde devam ettirme kaygısının ürünüdür). Para ya da benzeri kaynakların ele geçirilmesi, devrimci görevleri desteklemek için bir araç olmakla beraber, dizide böyle bir anlayışın yanından bile geçilmemektedir.

Dizi, yoksullar için paranın kutsanmasından başka (yine ve yine) bir şey yapmıyor.

3- Dizi, diğer Netflix dizi ve filmleri gibi emperyalist hegemonyanın araçlarını insanlara kabul ettirme amacı gütmekte (aynı amaç, başka bir popüler dizi olan Black Mirror’da da mevcut). Taksim-Gezi isyanında polis şiddetine uğramış bir göstericiyi ele alalım. Dizideki iyi polis-kötü polis karakterleri iki noktaya hizmet ediyor.

Birincisi, kolluk kuvvetlerinin yıldırma yöntemlerinin varabileceği en üst noktalar, operasyon yeteneği gösteriliyor (kimse keskin nişancı dolu bir yerde eylem yapmak istemez). Zaten bütün Finans-Kapital dizilerinde benzer amaç mevcut.

İkincisi, kolluk kuvvetlerinin de özel yaşamları olduğu, aşık olduğu, duyguları ile hareket ettiği öne sürülüyor (istisnaları ile birlikte kolluk kuvvet mensuplarının çoklukla sosyal sorunlara sahip olan kişiler olduğu ve özellikle bu eksikleri olan kişilerden seçildiği bilinmekte). Böylece kolluk kuvvetlerinin parababalarının baskı araçları olduğu gerçeği “gizli bir el” yardımı ile kaybediliyor (Tebrik ederiz, sizler de polislere çiçek uzatan bir göstericisiniz!).

Dolayısıyla, devrimci bilinci olmayan bir gösterici, herhangi bir eylemde, kolluk kuvvetlerine karşı direnme iradesi edinebilir mi bu diziden etkilenmiş ise? Sanmıyoruz. Kaldı ki dizinin çekildiği ülke de dikkat çekicidir. Çünkü birkaç ay önce, Katalonya Finans-Kapitali’nin yaramaz çocuk gibi ayrılma kararı alıp, sonrasında davasında samimi halkı yapayalnız bırakması sırasında İspanya kolluk kuvvetlerinin yaptıkları düşünülürse, dizinin bu amaçları güttüğünü daha iyi anlayabiliriz.

4-Tüm Netflix dizileri gibi, çeşitli post-modern “meselelere” göndermeler var dizide. Sitedeki diğer yapımları takip edenler için bu tesadüf değil. Ancak şunu belirtmeden geçmemek gerek, lise çağındaki bir kadın karakterin, 40 yaşlarındaki kadın karakter tarafından taciz edilişinin açıkça gösterilişi, özellikle Türkiye gibi çocuk istismarının gerçekleştiği bir ülkede nasıl tepki görmez anlamak zor. Tefeci-bezirganın “bademlemesine” karşı çıkalım, çıkıyoruz. Burjuvazinin bu tip sapıklıklarını ulu orta yayınlamak, tam da Netflix gibi boyalı medya yapımlarının işidir.

5-Dali’nin “aykırılık ve özgürlüğü” temsil ettiğini söylemek bilgi eksiğinden kaynaklanmakta. Dali, tıpkı birçok sanatçıda olduğu gibi, rüzgar nereden eserse oraya doğru hareket eden bir sanatçı. Sanatçılığı ayrı bir yana, Dali’nin politik yaşamında çok sayıda ihanete imza attığını unutmak doğru olmayacaktır.

“İspanyol komünistlerinin, devrimcilerinin katili, katillerin en büyüğü faşist General Franco’nun hayranı olan Dali, tarihe onu kutlayan ender sanatçılardan biri olarak geçer. 1975 yılında ölen Franco’nun ölmeden iki ay önce işlediği bir cinayeti kutlayan Dali’nin bu yönü nedense Dali biyografilerine girmez. Faşist General Franco, Eylül 1975’de beş antifaşist genci idam ettirir. 83 yaşındadır ve hâlâ öldürmeye devam etmektedir. Bu gözü dönmüş katili kamuoyunun önünde kutlayan Dali, İspanyol ve dünya devrimcilerinin bir kez daha nefretini kazanır. Bir kez daha demekteyiz çünkü Dali’nin ilk “faşistliği” değildir bu…

İspanya İç Savaşı’nın sonunda, 1939’da yönetimi ele geçiren Franco diktatörlüğünü desteklediğini açıklayan Salvador Dali, büyük çoğunluğu devrimci olan Sürrealistler tarafından dışlanır. Sürrealist akımın önderi André Breton tarafından “Dolar Hevesli” olmakla suçlanır.

Dali’nin ilk “faşistliği” değildir bu… Henüz yirmili yaşlarındayken arkadaş olduğu İspanyol şair Federico Garcia Lorca’nın öldürülmesinin ardından yaptığı alçakça açıklamayla gündeme gelir. Bir antifaşist olan Federico García Lorca, 1936 yılında İspanya İç Savaşı’nın başında Franco’nun faşist milisleri tarafından öldürülür. Dali, Franco’nun işlettiği bu cinayetin ardından “Lorca’nın bir eşcinsel cinayete kurban gittiği” yorumunu yapar…

(…)Gençlik arkadaşı ünlü yönetmen ve senarist Luis Bunuel’i -ki Bunuel ile 1929 yılında “Endülüs Köpeği” isimli bir film de çekmiştir-Amerika seyahatinde komünist ve ateist olmakla suçlayıp, Meksika’ya sürülmesine neden olur.

Bütün bu olaylar nedense Dali’nin “resmi biyografi”lerinde yer almaz. AnaBritannica Ansiklopedisi’nde Dali maddesini okuyanlar onun Lorca ile Bunuel ile dost olduğunu okurlar ama dostlarına neler yaptığını okuyamazlar…” [4]

6- Dizideki bilimsel vurgu, sosyalizme yönelik değil, sınıflarüstü bir bilimselliğe işaret etmektedir. Soyguncuların kırmızı tulum giymesi de, tünel kazdıklarında “Çav Bella” söylemeleri de “sistem eleştirisi” için yeterli kanıtlar değil. Kaldı ki çok basit bir biçimde, bu şarkıdaki sözün “hoşçakal” gibi bir anlamına geldiğini hatırlarsak, sadece bir elveda mesajı verildiği tespit edilebilir.

Buna karşılık dizide edinilebilecek dersler yok mudur? Evet, kendinizden kat kat güçlü kuvvetlere karşı güçlü görünmek, güçlü göründüğünün bilindiği anlarda güçsüz görünerek karşı tarafı saldırılara zorlamak, çoğu zaman savaşmadan yenmek, savaş sanatının önemli parçalarıdır. Günümüzde interaktif biçimde, yani olayın canlandırmasını görmek, bu savaş sanatını ortaya koyan Sun Tzu‘nun ya da Clausewitz‘in kitabından bilgi almaya yeğ tutulmakta. Belki de devrimciler olarak kendimizde eksik görebileceğimiz nokta, olanaklarımız dahilinde benzer bir canlandırmayı sunamamak olabilir.

Kısacası, nereden tutsak da karşımızda parababaları basınının her türlü tarafından cilalanarak sunulmuş bir dizi var. Aslında konu bile edilmeye değmez. Ancak görüyoruz ki mesele komünizmi tahrif etmeye kadar gelmiş ise, buna yönelik bir söz etmek şarttı.

[1] Erkan Baş – Bir Tomar İhbar Belgesi ve TKP

[2] Berkay Sagol – Bir Sistem Eleştirisi La Casa de Papel

[3] Yardım Maskeli Katliam Çeteleri: Beyaz Miğferler

[4] Kahrolsun Salvador Dali Faşizmi…

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir