Bir Tartışma Üzerine: Türban Meselesi (Adana Direniyor)

Çok yakın zaman önce Eski Bakan ve CHP Mv. Fikri Sağlar, Halk TV’de katılmış olduğu bir programda Türban ile ilgili birtakım sözler sarf etmiştir. Bu sözler başta bilumum irticai yapılanmalar, örgütlenmeler tarafından hızla tepki görmüş ve eş zamanlı olarak da AKP’giller tarafından kınanmış ve eleştirilmiştir.

Aslında Fikri Sağlar çok önemli bir noktaya değinmek istemiştir. Ancak Parababalarının medyası ve AKP’gillerin fonladığı, desteklediği yandaş kanallarda Fikri Sağlar’ın açıklamaları bilinçlice çarpıtılmış ve demagojik biçimde halka yanlış aksettirilmiştir. Fikri Sağlar, haklı olarak ülkemizin Ortaçağın karanlık dehlizlerine çekildiği ve orada din savaşlarıyla, mezhep savaşlarıyla boğdurulmak istendiğinin farkında olarak netçe kaygılarını dile getirmiştir. Gerçek anlamda bugün bir süreç halinde içerisinde bulunduğumuz AKP’giller iktidarı envai çeşit tarikat, cemaat ve gerici-irticai vakıflarla birlikte içli dışlı iktidar durumundadır. Nitekim ülkemizde bu Ortaçağcı ilişkilerin getirdiği birçok tahribat mevcuttur. Bunlardan en göze batan, silahlı çatışmaya kadar varanı 15 Temmuz Ganimet Paylaşım Savaşıdır.

Süreç halinde içerisinde bulunduğumuz bu durumda Laik Cumhuriyet’in yasalarına, hukukuna ve gelenek-göreneklerine karşı bunca yıllık AKP iktidarında birden fazla darbeler indirilmiştir. Yargı başta olmak üzere orduda da “Türban serbestîsi” getirilerek buralarda siyasi, gerici işgal ve dönüşümler yapılmıştır. Tam olarak Fikri Sağlar’ın da bu noktada endişeleri vardır ve bu endişeler haklıdır. Fikri Sağlar, şunları ifade etmiştir:

“Türban irticai faaliyetlerin şeriat isteyenlerin üniformasıdır, başörtüsü yüzyıllar boyunca Anadolu’da bir geleneksel giysidir arada fark var”

Sözlerinde aynı zamanda şu kaygıyı da dile getirmiştir:

“Türbanlı bir hakimin karşısına gittiğimde benimle ilgili haklarımı koruyacağı ve adaleti yerine getirebileceği konusunda kuşkum var”

Evet, bu sözlere bugün kendisine Laik, Devrimci, İlerici ve Cumhuriyetçi diyen kimseler karşı çıkabilir mi? Çıkamaz! Bu sözler bizce de çok doğru tespitlerdir. Nitekim bugün yargının ta kendisi AKP’nin hukuk bürolarına dönüştürülmüştür. Onların yargısında evrensel hukuk kurallarından ziyade kendi sınıfsal kökenlerinin kuralları, gelenek ve görenekleri “hukuk” adını almıştır. Bugün ülkemizdeki AKP’giller iktidarı sınıfsal kökeni Sümerlere dek dayanan Babil artığı bir sınıfın temsilcileridirler. Bu antika tarihe dayanan sınıfın adı Kadim Tefeci-Bezirgânlıktır. Bu sınıf üretimle ilgili değildir. Asalak, üretmeyen, parayla para kazanan ve ideolojisi şeriat olan, aynı zamanda da halkı din ve Allah ile aldatarak dünya menfaati güden gerici bir sınıftır. Bu sebeple Müslümanlık ile Kur’an ile de alakaları samimice yoktur… Bu sınıf, tam olarak 700’lü yıllarda yaşamış olan İslam âlimi Abdullah Bin Mübarek’in ifade ettiği üzere “İnsanların En Alçağı Din Kisvesi Altında Dünya Menfaati Sağlayandır!” dedikleri güruhtur.

Bu sınıf, Modern Kapitalist Üretim Yordamı içerisinde olan Batı’da Kapitalist Sosyal Devrim’i sonucunda yok edilmiş ve kökü kazınmıştır. Ancak, bizim gibi kapitalizmi pısırık ve ürkek olan, Sosyal Devrim sorumluluklarını yerine getiremeyen, kapitalizmce geri ülkelerde bu gerici kadim sınıf yaşayıp durmuştur. Hatta Uluslararası Finans-Kapital Zümresi bizim gibi geri kalmış ülkelerde bu gerici sınıflarla ittifaka girerek onları iktidara taşımış ve o ülkelerin zenginliklerini yağmalamış, yetmemiş o bölgelerde kendi çıkarlarına göre işler yaptırmıştır.

İşte AKP’gillerde böylesi bir sosyal sınıf eğilimlerinin ürünü bir iktidardır. Bu sebeple doğası gereği Laik Cumhuriyet, Modern Toplum, İnsan, Kadın, İşçi, Hayvan ve Tarih-Çevre düşmanıdır. Tek tek saymayacağız bu alanlardaki düşmanlıklarını… Nitekim saymaya kalksak liste olur elbette.

Lakin bir noktada bu Türban meselesinin tarihsel kökenine göz atmakta fayda vardır. AKP’gillerin yaptığı gibi bu olaya duygusal, demagojik ve halkı aldatan argümanlar ile bakarsak bir süreç halinde bugün Laik Cumhuriyet’in neden bu kadar teslim alındığını ve neden ülkemizde Kadın Cinayetlerinin artış gösterdiğini algılayamayız.

Bazı arkadaşlar, “Kimseyi kılık ve kıyafetler üzerinden yargılamayın” diyor. Hay hay! Zaten kimseyi her gün ve her saat kılık ve kıyafetleri üzerinden yargılamıyor kimse. Böyle uğraşı da yok insanların. Ancak herkes sadece “giyinmek” maksadıyla giyinmiyor. Aslında hepten bakınca bunu diyen insan bir çırpıda haklıymış gibi görülebilir. “Yahu kıyafet işte ne var sanki” denilebilir. Ancak sınıflı toplumumuzda her şey ideolojik, siyasi ve politik bir hareket içerisindedir. Mesela mandacılık yapan ülkelere bakalım. Mandası haline getirdikleri toplumları kendi ekonomik, siyasi, kültürel durumları ile dönüşüme uğratmıştır. Ve mandaya maruz kalan insanlarda kılık ve kıyafet en belirgin, yaygın dönüşümdür. Bu meselenin bir boyutu…

Kılık ve kıyafetin de tarih, coğrafya ve sosyo kültürel durumla yakından ilgisi var. Mesela “Türban” tarihte fahişeleri o dönemin toplumundan ayırmak üzere kullanılmıştır. Yani fahişeleri damgalamışlardır bir nevi. Çünkü toplumda farklı bir insan kümesi haline getirmişlerdir bu kadıncağızları.

Tarihsel olarak: Türban Sümerlere dayanmaktadır. Dikkatinizi çekerim “baş örtmek” mevzusundan bahsetmiyorum. Nitekim “baş örtmek” eylemi insanlık tarihinin bir parçasıdır ve sadece iddia edildiği üzere din ile ilintili değildir. Bahsini ettiğim şey “Türban” dediğimiz kılık ve kıyafet durumundan bahsediyorum. Haliyle de bunun tarihsel kökenine bakmamız gerekiyor. Sümerlerde görülen Türban, her kadın tarafından takılmıyordu. Sümerli zengin aileler, kızlarını belirli bir süre fahişelik yapmaları için tapınaklara yolluyorlar. Bu fahişelik yapmaya zorlanan insan kümelerini de diğer topluluktan ayırt edilmek üzere başlarına Türban geçirilerek “Tapınak fahişesi” olarak damgalıyorlardı. Bu sayede halk onların “Tapınak Fahişesi” olduğunu anlıyordu.

Sümerler bir medeniyet olarak karşımıza çıkıyor, bilindiği üzere. Yani sınıflı toplum… Peki, Tefeci-Bezirgânlık dediğimiz kadim tarihin kalıntısı nereye dayanıyor?

Sümerlere…

Bildiğimiz üzere Batı’da gelişen serbest rekabetçi kapitalizm tüm kadim artığı sınıfları ortadan kaldırıyor veya Modern Burjuvazi haline sokuyordu. Yani Sosyal Devrimle toplumu değiştiriyordu. Bu sebeple Doğu’da Batı’dan çok daha önce var olan sınıflı toplum Batı’da gelişen Modern Toplum karşısında güçsüzleşiyor ve “Geri kalmış Doğu Coğrafyası” durumunda kalıyordu. Çünkü Batı medeniyeti artık “Modern Toplum” silahını çekmişti.

Ancak bizim gibi Kapitalizmce geri kalan ülkelerde, yani Batı’da olduğu gibi kadim ve gerici sınıfları kökünden kazıyan bir kapitalist gelişim söz konusu olamadığından dolayı, kadim tarihin kalıntıları içerisinde toplumda kadim tarihin yadigârı olan kültürel, politik ve ekonomik durumlar yaşayıp kalmıştır. İşte tam olarak bugün AKP’giller iktidarı buradan gelme ve içerisinden çıkıp geldiği kadim tarihin kültürel, politik ve ekonomik durumlarını halka dayatmaktadır.

Birde Kur’an-ı Kerim’de geçen örtünme durumu Çarşaf veya Türban olarak da ortaya konmuyor. Kur’an diyor ki; mahremini ört, gözükmesin. Şimdi mahrem denince ne anladığımızı hepimiz biliyoruz. Bu elbette saç, göz, çene, burun veya ağız olmuyor. Yani bu sebeple tepeden tırnağa bir kumaşı kadınlarımızın üzerine geçirmeleri gerekmiyor. Fazlasıyla çarpıtılan ve farklı amaçlar güdülen durumlar söz konusu bu “örtünme” meselesinde.

Başında ABD’nin yeşil kuşak projesi uyguladığı ve CIA-Pentagon İslam’ıyla talan etmeye çalıştığı ülkelere baktığımızda da bu kadını toplumdan soyutlayan, ayıplayan ve esaret altına alan türban ve çarşafın yaygın olduğunu görüyoruz. Çünkü ABD gibi ileri, Modern Kapitalist ülkeler, -kaldı ki Kapitalizmin en üst aşaması olan Emperyalizmi yaşıyorlar artık- bizim gibi geri ülkelerde toplumun modern biçime ulaşmasını istemezler. Bu sebeple asla sanayisi, üretimi gelişsin istemezler. Halkın eğitim seviyesi artsın istemezler. Çünkü onlarda biliyor ki; sömürdüğü ülkeler de sanayi gelişirse, toplum modern hale gelirse ve eğitim seviyesi artarsa sömürüleri zayıflar. Başını tuttukları, kendilerine sömürü sofrası kuran Kadim Tefeci-Bezirgânların sonu gelir. Onların sonu gelirse sömürü sofrası talan edilmiş olur.

Ülkemizdeki “Türban Sorunu” meselesini kavramak için bu denli derin tarihsel gerçeklikler üzerinde durmak gerekir. Neden “Türban kadının esaretidir.” diyoruz? İşte tam olarak yukarıda açıkladığımız sebeplerden ötürü. Sümerlerdeki sınıflı toplumun gelenek ve kültürel yapısını bugünün Modern Toplumuna “Din” adı altında kutsallaştırmak ne akla nede mantığa sığar. Bu düpedüz kadim tarihin içerisinden çıkan, Modern Toplumla kan uyuşmazlığı bulunan Tefeci-Bezirgânlığın o dönemdeki taşıdığı kültürel ve geleneksel öğretilerdir. Toplum içerisinde yaşayabilmek adına da bunu “Din” üzerinden pazarlamakta ve satmaktadır.

Evet, tamamen bu “Türban” denilen sorunun tarihsel ve sınıfsal kökeninin dayandığı noktaları açıkladık. Peki, Türban bugün kadınlara neden esarettir? Modern Toplumda bu neden kadını toplumdan soyutlayan, ayıplayan bir şeydir? Bunu bizzat “Türban” ve “Çarşaf” gibi zorunluluk olan ülkelerin kadınlarının deneyimleriyle açıklayalım isterim, çünkü en samimisi ve gerçekçi olanını onlar yaşamaktadır. Bu örneklere Afganistan, İran’daki belli başlı kadın mücadelelerini örnek verebiliriz. Aşağıda bulunan bağlantı adresindeki röportajı okuyalım öncelikle:

Röportajın bütünlüğü önem arz ettiği için alıntı yapmak yerine direk röportajın okunmasının gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca örnek ülkemizden geliyor.

“O güne kadar saçıma o kadar bakmıyordum ki saçımın uzunluğuna şaşırdığımı hatırlıyorum. Kuaförde saçımın ne kadar güzel olduğunu fark ettim. Başörtümü çıkardığımda omuzlarımdan yük kalkmış gibiydi, omuzlarımdan abimin fikirleri, inancı, baskıları kalkmış gibiydi çünkü başörtüsü benim için sadece abimin bana zorla yaptırdıklarını, dayaklarını, renkli başörtü yüzünden bile dayak yediğimi hatırlatıyordu. Evden çıktım, bu kolaydı ama bir de geri dönüşü vardı ve kıyametin kopacağının farkındaydım. Eve döndüğümde annem bana birkaç tokat attı. Ben ise ona şunu dedim: “Beni artık dayakla korkutamazsınız. İki tokattan fazlasını da atabilirsin, birkaç ay yürümeyebilirim de, çünkü bunları yaşadım ama bunlar beni döndürmeyecek. Beni evet şu yaşa kadar şiddetle korkutmaya çalıştınız ama artık eskisi gibi değilim, çünkü bağışıklık kazandım. Annem reddetti beni, aylarca benimle konuşmadı ama bir noktada sonra yumuşamaya ve kabullenmeye başladı mecburen.” [1]

Kadıncağızın anlattıkları ve yaşadıkları ortada. Bu kadıncağıza “din” olarak aksettirilen şey; aslında tamamen yukarıda bahsini etiğimiz tarihsel, kültürel ve sınıfsal kökeni kadim tarihe dayanan güruhun din adına zulmüdür. Bugün AKP’giller tam olarak kadınlarımıza bu şartları, bu durumları dayatmak istemektedir. Bunu yaparken de aslında kendisinin sınıfsal doğası gereği düşman olduğu “özgürlük” ve “demokrasi” gibi kavramlar üzerinden bunu kadınlar için savunmaya çalışmaktadır. Dikkat edin arkadaşlar, kadınlarımıza sürekli başına Türban geçirmesi gerektiğini emredenler her zaman erkekler oluyor. Bu aslında bir bakıma ataerkil Arap geriliğinin kadın üstündeki esaretidir. Bakın şimdi sizlerle şu haberin bağlantı adresini paylaşalım:

“Sosyal medyada, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara dağıttığı Almanca ders kitabında yer alan bir fotoğraftaki kadına sonradan montajla türban eklendiği ileri sürüldü.

Teyit.org, söz konusu iddiayı araştırdı. Teyit.org’da yer alan konuyla ilgili haberde şu ifadeler yer aldı: “Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullara dağıttığı Almanca ders kitabında yer alan fotoğraftaki kadının fotoğrafın orijinalinde başörtülü olmadığı iddiası doğru.

İddiada yer alan görsel, shutterstock.com ve dreamstime.com adlı stok görsel sitelerinde bulunuyor.

Görsel, Martin Novak isimli üye tarafından, ‘Evlerindeki koltuklarında torunuyla birlikte oturan büyükanne ve büyükbaba portresi’ başlığı altında 1 Mayıs 2015 tarihinde paylaşılmış.” [2]

Bu da işte bahsini ettiğimiz sınıfsal kökene sahip AKP’gillerin ders kitaplarında bile sapkınca, pervasızca giriştiği “Türban” zorbalığıdır. Aslında AKP’gillerin bahsini ettiği ve demagojik biçimde yansıttığı gibi “Türban” bir kadın için özgürlük veya demokrasi gereği değildir. Tam olarak zorunluluk esasının takıyye olarak dışa “özgürlük” palavrası ile yansıtılmasıdır.

Peki, Fikri Sağlar gayet haklı bir noktaya değinmesine rağmen Y-CHP yönetiminin bu durumla alakalı Fikri Sağlar’a tepki göstermesine ne demeli? Sözcü Gazetesi’nin haberine göre Kemal Kılıçdaroğlu konuyla alakalı şunları söylüyor:

Kılıçdaroğlu’ndan Fikri Sağlar’a sert tepki: Çağın neresindeyiz biz ya

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Fikri Sağlar’ın türbanla ilgili açıklamalarına sert tepki göstererek “Böyle bir ayrımcılığı asla kabul etmiyor ve doğru bulmuyorum. Çağın neresindeyiz biz? Kişi başörtüsü takar takmaz. Bu onun tercihidir” dedi. [3]

Laik Cumhuriyet’in esaslarını korumaktan çekinen, bilinçlice Laik Cumhuriyet’i irticai tehlikeye düşürenler veya buna mümasil işlerde bulunanlar, en nihayetinde gericidir ve gericiliğe hizmet ederler.

Fikri Sağlar, en azından Mustafa Kemal’in CHP’sinin burjuva demokratik kazanımlarına sahip çıkma gayreti içerisinde davranmıştır. Mustafa Kemal’in CHP’sine “Biz, 1930’ların CHP’si değiliz.” diyerek; kendilerinin yarattığı Y-CHP’nin bir numaralı CIA-Mossad kaynaklı bir proje partisi olduğunu itiraf etmektedir Kemal Kılıçdaroğlu!

Hatta Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendisi, bugün ülkemizin Ortaçağın karanlık dehlizlerine çekilmesinde ve orada Laik Cumhuriyet’in yok edilmesinde pay sahibidir. Hatırlanacağı üzere kendisi yine tarikat ve cemaat örgütlenmelerini demokrasinin gereği olarak görmüştür. Bu apaçık ihanettir! Sözde demokrasi ve özgürlük palavrası adı altında irticai hareketlere meydan vermektir. Bu sebeple KK’nin Y-CHP’si işbirlikçidir. Gericidir ve sahte muhalefettir. Bütün yaptıkları bu misyona uygundur. Bu sebeple de Mustafa Kemal’in CHP’sinin ilkelerini korumamak noktasında bilinçlice ihanet içerisinde davranmaktadır. Mustafa Kemal, Kadim Tefeci-Bezirgânlığa ve Saltanata karşı savaşım vererek kurduğu Laik Cumhuriyet’in esaslarını da bu kadim tarihin kültürel, siyasi ve ekonomik işleriyle mücadele üzerine yükseltmeyi planlamaktadır. Nitekim bu görüşünden hareketle şunları söylemektedir:

“Bazı yerlerde kadınlar, görüyorum ki başına bir bez veya bir peştamal veya buna mümâsil bir şeyler atarak yüzünü, gözünü örter ve yanından geçen erkeklere karşı ya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın mânâ ve medlûlü nedir? Efendiler, medenî bir millet anası, millet kızı bu garip şekle, bu vahşî vaziyete girer mi? Bu hâl milleti gülünç gösteren bir manzaradır. Derhâl tashîhi lâzımdı.” [4]

Görüldüğü üzere arkadaşlar, bu Y-CHP’nin İbibik Şefi Kemal Kılıçdaroğlu’nun Mustafa Kemal’in CHP’si ile uzaktan yakından alakası yoktur. Ama Soros’un proje partisi olmak konusunda yüzde 100 alakası vardır. Ne diyelim? Umarım içtenlikli ve samimi olan CHP’li yurttaşlar bu durumun farkına varırlar.

Bu Türban meselesi üzerine daha kapsamlı ve geniş ifadelerin yer aldığı bir bildiriyi sizlerle paylaşmak isterim. Bu noktada Halkın Kurtuluş Partisi tarafından yayınlanan ve Genel Merkez imzası taşıyan şu bildiri konuyu netçe ifade etmektedir:

Türbanı da, Ortaçağcı Siyasal İslamı da, Tayyipgiller’i de, Kontrgerilla’nın Özel Örgütü MHP’yi de Bu Milletin Başına Saran AB-D Emperyalistleridir” [5]

Bu bildiride de netçe ifade edildiği üzere olay aslında AKP’gillerin demagojik biçimde halkı din ve Allah ile aldattığı gibi ne din ile alakalıdır, nede “özgürlük” ve “demokrasi” ile alakası vardır. Tamamen Türban AB-D Emperyalizminin ürünüdür. Onların “Yeşil Kuşak Projesi” kapsamında ülkemizi ve halkımızı Ortaçağın karanlık dehlizlerine çekme amaçlarının ürünüdür. Ülkemizi Afganistan, Suudi Arabistan ve İran yapma projesidir.

Adana Direniyor’dan Fatih

[4] KARAL (Ord. Prof.), Enver Ziya (Ağustos 1925). Fatih ÖZDEMİR (Ed.). Atatürk’ten Düşünceler (kitap). Ankara: ODTÜ Yayıncılık. s. 78. ISBN 975-7064-12-2. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri (II)”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir