Bir Tartışma Üzerine: Siyasi İktidara Karşı Hukuk Mücadelesi Gerekli midir? (Adana Direniyor)

Derler ki; “zaten her şey onlara ait, her şeyi ele geçirmişler. Ne diye onların kontrolündeki şeylerle onlara karşı dövüşürsünüz?” Evet, kaskatı bakıldığında sanki mantıklı bir soruymuş gibi gelebilir. Hatta birçok insan hak dahi verebilir, bu tarz sorulara. Ancak, sorulan sorunun cevabı hiç düşünülmez insanlarımız tarafından maalesef…

Birçok gencimizin “doğdum, büyüdüm ve yaşlanmaya başladım; halen bunlar iktidarda halen bunlar…” diye dert yandığı bir deccalla karşı karşıya 18 yıldır ülkemiz. Bu deccal kim mi? Şimdiden işitir gibiyim sizleri; AKP’gillerin ta kendisi! Gençliğimiz modern tabakadır. Haliyle de modern bir tabaka olmasının gereği olarak; antika tarihin yadigârı olan, kökü Sümerlere dek dayanan ve Babil artığı olan, durup dinlenmeksizin kadim çağın siyasi, kültürel ve ekonomik yaşayışını gençliğe ve topluma dayatan AKP’gillerle kan uyuşmazlığı vardır gençliğimizin. Gençliğin “gözümü açtım halen bunlar halen bunlar…” avazının kökeninde işte bu modern-antika çatışması vardır.

Gençlik kör değil, hem de hiç değil… Görüyor elbette AKP’gillerin gençliğe olan düşmanlığını ve gençliği nasıl Ortaçağın dehlizlerinde boğmak istediğini. Görüyor bunların iç yüzünü. Üniversiteyi bitirse bile dahi işsiz kaldığını, liyakatsizliğin bunların 18 yıllık iktidarında daha da harlandığını biliyor.

Dedik ya; Bunlar parayla para kazanan -yani para alışverişi yapıp faiz alan- yetmezmiş gibi birde simsarlık ederek veyahut mal alışverişinden kâr elde ederek, taş atmadan ballı lokma götürmenin derdinde olan Kadim Tefeci-Bezirgânlık, diye. İşte buradan kaynaklanıyor tüm bu zalimlikler. Sömürü ve vurgun düzeninin halkımıza, gençliğe ve emekçi-yoksul yığınlara çektirdikleri acıların sebepleri açıktır. Bunlar, işsizlik ve pahalılık cehenneminin zebanileri konumundalar. Bu sebeple de gençliğimiz eğitimini tamamlasa dahi iş bulamıyor, çünkü bunlar teknik olarak, üretim ilişkileri olarak Modern Toplumun basbayağı gerisinde ve insanlığın gelişimini tümden rafa kaldıran, insanlığın gelişimi önünde adeta bir moloz yığını gibi çöküp duran karabasan gibidirler. Oturmuşlar halkın bağrına: kalkmamda kalmam, diyorlar.

Neyse… Bunların sınıfsal kökeni ve içinden çıktıkları şeylerden bahsetmeyelim fazlaca.

Yazımızın başında söyledik. Dedik ki; Halkımız şikâyetçi, özellikle gençliğimiz… Ama “mücadeleler boşa” konumuna getirilmiş. Öyle düşünmesini istiyorlar halkımızın. Meclisteki sözde muhalefet partileri, halkımızın bütün umutlarını alıp götürdüler. Hepsi tıpkı birer ruh emici edasıyla, halkımızın bütün mücadele azmini, umudunu ve bilincini alıp götürdüler. Onlara da AB-D Emperyalistleri tarafından bu görev bahşedildi. İşte halkımızda bu sözde muhalefet olan, ama özünde burjuva sermaye partilerinden başka hiçbir anlam ifade etmeyenlere güvendirildi, bel bağlatıldı… Onlar ne yaptı? Sayısız defa yenilgilere yelken açtılar, sayısızca mecliste kayıkçı dövüşü çevirdiler. Yetmedi! Finans-Kapital domuzlarıyla birlikte ne kadar halkın aleyhine işler varsa hepsini allayıp pullayıp geçirdiler meclislerden.

Hukukta bir mücadele aracıdır. Hem de mücadelenin en önemli araçlarındandır, arkadaşlar. Sınıflı toplumda yaşıyoruz. Elbette bununla birlikte ortaya çıkan Devlet aygıtı bütün olarak egemen sınıfların lehine araçlar geliştirdi. Bu araçları halkın üzerinde, kendi sınıfi durumları ve çıkarları bakımından güttüler. Bu beraberinde karşıtlığını da getirmiş oldu. Yani diyalektik zıtlık oluşmuş oldu. Örnek vermek gerekirse yazımızın konusu gereği, hukukta egemen sınıfların lehine, onların durum ve çıkarlarını güdenler olduğu gibi; emekçi-yoksul halk yığınlarını, işçi sınıfımızı ve halkın çıkarlarını da savunanlar ortaya çıktı. Bu beraberinde “Sınıflar Savaşı” veyahut “Sınıflar Dövüşü” gerçekliğinin gereğiydi.

Şimdi halkımız soruyor, diyor ki; Hukuk falan hak getire! AKP’gillerin hukuk bürolarına dönüşen yargıdan adalet çıkmaz, diyor. Evet, haklıdır halkımız. Ancak, bu hiç mücadele edilmemesi gerektiği anlamı taşımamalıdır. AKP’gillerin hukuk bürolarına dönüştürülen yargıda mücadele etmek; hukukta sınıf tavrını göstermek gerekmektedir, emekçi-yoksul halkımızın hukukunu savunmak gerekmektedir. Bunların kanunsuzluklarına karşı yapılan her suç duyurusu, açılan her dava dosyası tarihe not düşmektir. Gün olur devran döner, halkımızında dediği gibi… İşte o vakit tüm dosyaları tozlu raflardan indirip, inceleyenler olacaktır. Demokratik Halk İktidarında bunu sağlayacağız.

Bu sebeple siyasi iktidara karşı, her alanda, her yerde mücadeleyi büyütmek ve taşımak gerekmektedir. Meydan bugün onların olabilir ve hatta fermanda… Ancak uğurunda dövüşmediğiniz şeyler yoksa çoktan kaybetmişsinizdir. İşte onların istediği şeyde tam olarak tepkisiz, vurdumduymaz, ruhları ve duyguları çekilmiş insanlar yığınıdır. İnsan… İnsan ama onlar suretçe insan istiyorlar. İşte suretçe insan olmayanlar mücadele edecektir.

Ve bugün! Evet, tamda bugün… Bu beynamazlar cehenneminin zebanilerine karşı gücünün yettiği ölçüde, sesinin çıktığı ölçüde ve bütün namussuzca, hukuksuzca engellemelere rağmen gerçek anlamda mücadele yürütenler var. Bu sebeple halkımız sahipsiz değildir. Asla muhtaç değildir halkımız “sahte muhalefet” edenlere!

AKP’gillerin 18 yıllık kanunsuzluklarına, hukuksuzluklarına ve envai çeşit kamu malı hırsızlıklarına bir kez olsun dava dahi açmayanlara, halkın hakkını aramayanlara muhtaç değilsin!

Türkiye Devrim’inin Önderi Hikmet Kıvılcımlı Usta’nın düşünce oğulları ve kızları var. O’nun teorik ve pratik mücadelesinin ışığında devrimci önderlik var. Devrimci aydınlar var…

Kim mi? Elbette Halkın Kurtuluş Partisi!

Halkımızı, emekçi ve yoksul yığınlarımızı bu “hayâsızca akın”dan kurtaracak olan HKP’den hukukçu bir önderlik örneği vereceğiz. Bu önderlik kim mi? Türkiye’de parababalarının işsizlik ve pahalılık cehennemine karşı işçi sınıfımızın hakkını, hukukunu koruyan, AKP’gillerin her türden halk düşmanlığına, hayvan düşmanlığına, kadın düşmanlığına, işçi düşmanlığına, tarih ve çevre düşmanlığına karşı; yekten, doğrudan cepheden dövüşen Halkçı Hukukçular onlar! AKP’gillerin bütün kamu malı hırsızlıklarını, kanunsuzluklarını ve anayasa dışına fırlamışlıklarını yargıya taşıyan, cesaret vatanına sahip insanlar.

Savcılara verdikleri suç duyurularını savcının “ben bunu alamam” demelerine karşın; “Ne demek alamam?! Almamak gibi lüksünüz yoktur. İşleme alacaksınız!” diyebilenlerdir onlar. Çünkü: işkencede, falakada iki dudağının arasından tek cümle dahi alınamayan Kıvılcımlı’dan öyle gördü bu yiğit insanlar.

Şimdilerde bazı çevreler, hatta kendisine sözde “Devrimci”, “Komünist” diyenler, bu insanların mücadelesini küçümsüyor. Çocuksu buluyor… Bilinçsiz halkımızın anlık “iyi güzel hoşta yargıda hukukta onların arka bahçesi olmuş” deyiverişini anlıyoruz az çok. Peki, kendisine “Devrimci” ve hatta “Komünist” diyenlere ne oluyor? Biliyoruz aslında ne olduğunu. Dürdüler bayraklarını, kimisi ihanete kardı, kimisi de hep mangalda kül bırakmayanlardandı. Asla sistematik bir mücadele insanı olamadılar. Olanlara da hep laf ettiler. Çünkü aşamadılar henüz kişiliklerinde küçük burjuvalığı, atlatamadılar!

Neyse… Laflarını dahi etmeye değmez! Ancak bir kez cevap vermek farzdır:

Halkın Kurtuluş Partisi, büyük bir sorumluluk ve Türkiye’de yurtsever, devrimci tek gerçek Marksist-Leninist parti olmanın beraberinde getirdiği özveri ile AKP’gillerin tüm talan, vurgun ve bekçiliğini yaptığı parababaları düzenine karşı yekten ve doğrudan mücadele etmektedir. Bu mücadelelerden en öne çıkanları HKP’nin hukukçularının, hukukta sınıf tavrını gösteren ve hukukta devrimci-halkçı tavrı gösteren mücadeleleri oluyor. Kimsenin açmaya cesaret edemediği davaları açıyorlar ve hatta kimsenin konu edinmeye, gündemlerine dahi almaya cesaret edemedikleri olayların, hukuksuzlukların peşlerini bırakmıyor Halkçı Hukukçular.

Halkçı Hukukçular, bu vermiş oldukları mücadeleler ile gerek “sol komünist” ulemlardan(!) gerekse oturduğu yerden caka satan, ancak tek yaptığı iş: oturduğu yerden kaba et büyüten küçük burjuvalardan saçma sapan laflar duymak oluyor. Bu bayağının bayağısı kişiler, Türkiye’nin içinde bulunduğu sınıflar ve politikalar orijinalitesine sahip olmamakla birlikte yapılan en devrimci, en hakkaniyetli ve gerçek mücadeleleri de küçümsemek alerjisine sahiplerdir.

Bu bayağı kişilere karşı Devrimler Kartalı Lenin Usta, şunları söylemektedir;

partinin elindeki güçlerine uygun düşmesi ve verili koşullar altında mümkün olan en iyi sonuçları sağlaması koşuluyla tüm mücadele yöntemlerini kabul eder. Güçlü örgütlenmiş bir partimiz varsa, tek bir grev siyasal bir gösteriye, hükümet üzerinde bir siyasal zafere dönüşebilir. Güçlü bir partimiz varsa, tek bir yereldeki ayaklanma zafere ulaşan bir devrime dönüşebilir.

Lenin Usta’nın bu sözleri Aralık 1900’de Iskra No. 1’de yayınlandı. Lenin, Kasım 1900 başında çoktan yazmıştı bu sözlerini…

Özetçe: HKP’nin giriştiği hukuksal mücadele, sendikal mücadele ve işçi örgütlenmeleri faaliyetleri devrimci örgütün, Leninist bir partinin yapması gerekenlerdir.

Tek önemli ve başarılması gereken nokta mücadeleci önderlikleri desteklemek, onları yerelde de örgütlemektir. İşte o zaman “güçlü parti” zafere daha yakın olacaktır.

HKP, Türkiye’nin parlayan bir yıldızıdır. İşçilerin, yoksul-emekçi halkın kurtuluş adresidir!

Yurtsever Şair Nazım Hikmetin’de ifade ettiği gibi:

Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların göz yaşlarını boynunda ağır bir zincir gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
İşte:
şu güneşten düşen ateşte milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten düşen ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!

Adana Direniyor’dan Fatih

2 comments to “Bir Tartışma Üzerine: Siyasi İktidara Karşı Hukuk Mücadelesi Gerekli midir? (Adana Direniyor)”
  1. Eğer ortada gayrı meşru, kendi yasalarını uygulamayan, her türlü hukuksuzluğu bizzat uygulayan bir iktidar varsa ona karşı legal yollardan mücadele elbette ki anlamsızdır. Ki HKP olarak yazılarınızda AKP’nin gayrı meşru olduğunu bizzat siz söylüyorsunuz. Yargı mekanizmasının hiç bir halta yarayamayacağını da söylüyorsunuz. Böyle bir durumda yani düşmanın kendi hukuğunu bizzat ayaklar altına aldığı koşullarda artık legaliteyi aşmanın halkı bu kokuşmuş düzene ve gayrı meşru iktidara karşı mücadeleye çekmek gerekir. Açılan davalardan bir sonuç beklemek yalnızca düzen içine hapsolmaktır ve aynı zamanda düzene meşruiyet katar.

    Ayrıca kendini Marksist Leninist olarak tanımlayan bir parti neden burjuva ahırında ki düzen partileri ile kendini kıyaslar ki

  2. HKP’nin mücadelesinde her seferinde belirttiği bir noktayı tekrar kabartılandırmak isterim: “İz bırakmak”… İz bırakmak neden mi önemli? Çünkü tüm savaşımlar o önemsiz görülen izlerin toplamıdır. Dolayısıyla HKP, gayrımeşru bir iktidara meşruluk katmak için değil, o alanda meşruluk olmadığını göstermek için bu eylemleri gerçekleştirmekte.

    Ayrıca savaş, sadece cephede yapılan bir şey değildir. Nice savaş verdiğini söyleyen “yasadışı”ların, aslında legaliteyi istismar ederken ne kadar ilkelerden uzak yaşadığını, davrandığını görmekteyiz. Bir savaşı kazanmaya götüren şey, güçlü ordularınızı aynı noktaya toplamak ve bir noktadan vurmaktır. HKP, bir ilke doğrultusunda, en güçlü noktadan vuruş yapıyor. Nemelazımcı bir biçimde, bunun lüzumsuz olduğu söylense de, kendi ellerinde daha iyi silahların (kitle, maddi güç vs…) nasıl işleri yüzlerine gözlerine bulaştırdıkları da ortadadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir