Balyoz Davası sanıkları beraat mı etti? (Halkın Kurtuluş Yolu)

analiz-balyozTabiî ki hayır!

Anayasa Mahkemesince; “Dönemin Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök ve Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın tanık olarak dinlenmemesi ve dijital delillerin değerlendirilmesine ilişkin şikayetlerin giderilmemesi” nedeniyle “adil yargılanma” hakkının ihlaline karar verilmiş ve yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

İlgili Ağır Ceza Mahkemesi de AYM’nin bu kararı üzerine, yargılamanın yenilenmesine karar vererek cezaların infazını durdurmuş ve hükümlülerin tahliyelerine karar vermiştir.

Bu tahliye kararı ile birlikte cezaevinde yatan Balyoz Davası sanıkları birer birer tahliye olunca, hemen tüm basın yayın organlarında; “bu askerlerin özgürlüklerine kavuştukları, haksızlıkların giderildiği” şeklinde yorumlar yapılarak, sanki dava sonuçlanmış ve Balyoz Sanıkları beraat etmiş gibi bir algı yaratılmıştır.

Oysa kazın ayağı hiç de böyle değil!..

Öncelikle şunu belirtelim ki; bu operasyonların ilk günlerinden itibaren yazdığımız ve ilan ettiğimiz gibi, Balyoz, Ergenekon vb. davalarda cezalandırma; sonucunda değil sürecindedir.

Gerçekten de klasik bir yargılamada; mahkemenin verdiği cezalandırmaya ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, sanık ya da sanıkların cezasının infazına geçilir. Ve tutuksuz yargılama asıldır.

Oysa bu davalarda önce CIA tarafından operasyon planları yapıldı, ülke içinde siyaset, medya, üniversite ayakları oluşturulduktan sonra (sırf bu operasyonları kotarmak için bir gazete yayın hayatına sokularak) yargı ayağına görev verildi. Nitekim 20 Ocak 2010 tarihinde Taraf Gazetesi’nin asparagas bir haberi ile birlikte Balyoz Operasyonu’nun düğmesine basıldı.

Yargı’da ise bilinen süreçler yaşandı. Operasyonlar dönemindeki insanlık dışı uygulamalar bir yana, Beşiktaş’ta konuşlandırılan “Özel Görevli Mahkemeler”de özel görevlendirilmiş “savcı” ve “yargıç”lar eliyle bu soruşturmaya dahil olan kim varsa tutuklandı. Yani bu davalarda tutuklama istisna değil, kuraldı.

Öyle ki, dava sürecinde tutukluluğa yapılan itirazları yerinde bulup tahliye karar veren yargıçlar bu görevlerden alınarak başka illere sürüldüler.

Sonuç olarak; davaya dahil edilen emekli ve muvazzaf askerlere 20 ile 13 yıl arasında değişen cezalar verildi ve bu cezalar Yargıtay tarafından da onandı.

Peki şimdi yaşananlar nedir? Ya da AYM’nin kararını nasıl okumak gerekir.

Yukarıda da belirtildiği gibi, bu operasyonlarda amaç hâsıl olmuştu. Yani sanıkların kimisi 4-4,5 yıl, kimisi 3-3,5 yıl, kimisi de 2-2,5 yıl tutuklu kalarak bu davanın sürecindeki “cezalarını” çekmiş oldular. Kendilerine direnç noktası olabilecek Ordu da hizaya getirilmiş, en tepesindeki komutan Ortaçağcılara topuk selamı ile biat etmişken davanın sonucunu beklemek gereksizdi.

AKP-Cemaat ortaklığı döneminde her türlü burjuva hukuk kuralını hiçe sayarak “bu davanın savcılığına” soyunan Tayyip, ortaklık bozulunca da “Ordu’ya kumpas kurdular” diyerek suçu cemaatin üzerine atmakta ama bir yandan da “kumpasa getirilen” ordu mensuplarını içerden çıkartırken, yeniden yargılanma sopasını elinden bırakmamakta. Böylelikle, tahliye edilenlerin hizaya getirilmesi ve hatta bazılarının yaptığı açıklamalarda da görüldüğü gibi, Tayyip-Cemaat kavgasında Tayyipgiller’den yana saf tutmaları amaçlanmaktadır.

Bize göre, bu da ikinci bir kumpastır. Birincisinde zindana koydular, bunda da düşüncelerine pranga vurmaktalar. Gerçekten de cezaevi çıkışında bazılarının elinde “Adil Yargılanma İstiyoruz” dövizlerini görünce ya da “biz yeniden yargılanmaktan korkmuyoruz” diyenleri duyunca Tayyipgiller’in bunda da başarılı olduğunu düşünüyoruz.

Önceki yargılama sanki gerçek bir yargılama mıydı ki? Ya da yeniden yargılayacaklar gerçekten bağımsız ve tarafsız mı ki?

Bir kere, gerçekten bu ülkede hukukun üstünlüğüne inanmış, bağımsız/tarafsız savcı ve yargıçlar olsa, bu davayı başlatan bavulu Beşiktaş’taki Nemrut Mustafa Paşa Divanının savcılarına teslim eden, Taraf Gazetesi muhabiri Mehmet Baransu hakkında yaptığımız suç duyurularımız sonuçlandırılırdı.

Bu dilekçede, Balyoz Operasyonunun başlatılmasına neden olan ve 2003 Yılı Mart ayında 1. Ordu Komutanlığında yapılan “Plan Semineri” ile ilgili belgelerin 2007 yılında İstanbul’da Mövenpick Otel’de dönemin AKP milletvekili İhsan Arslan’a uzun saçlı biri (İskender Pala) tarafından teslim edildiğine, bu belgelerin Ankara’ya götürülerek 50-60 kişilik bir ekiple üzerinde günlerce değişiklik yapıldıktan sonra Taraf Gazetesi muhabirine verildiğine tanıklık eden Orhan Aykut’un basında çıkan itiraflarına yer verilmişti.

Ancak, Ankara’daki “bağımsız ve tarafsız savcılar” ise somut, maddi delillerle kanıtlanmış suç duyurumuzla ilgili bir işlem yapmayarak takipsizlik kararı vermişlerdir. Dikkatinizi çekeriz, bu kararı verenler İstanbul’da Balyoz Davası’nı yürüten yargıç ya da savcılar değildir.

Dolayısıyla neyin yeniden yargılanması? Neyin adil yargılanması?

Evet, bu tahliyeler beraat kararı değildir. AYM’nin verdiği karar da böyle yorumlanamaz. Zaten AKP’liler de buna dikkat çekmektedirler. Dolayısıyla içerden çıkanlara aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmiyor bu Ortaçağcılar.

Yeniden yargılanmada ise birkaç istisna hariç büyük çoğunluğu AKP’nin hukuk bürolarına dönüştürülmüş yargıdan adil bir karar çıkabilir mi?

Elbette hayır. Tamam, belki Silivri’dekiler gibi fütursuz bir şekilde olmayabilir ama tahliye olanların içerde kaldıkları süreyi karşılayacak kadar bile bir ceza verilmesi adil yargılanma mı olacak?

Tabiî ki hayır.

Baştan itibaren AB-D Emperyalizminin Yeni Sevr planının bir parçası olarak CIA tarafından senaryosu yazılan bu siyasi davalarda yeniden yargılanmayı istemek, cellâdının adaletsizliğine bir kez daha teslim olmak demektir. Bir başka anlatımla, bu davalarda verilen kararlar, gerçek bir yargılama sonucu verilen hükümler değil ki… CIA’nın yazdığı senaryoda bulunan kararların yüze okunmasıdır.

Öyleyse talep ne olmalıdır?

Talep; adil ve/veya yeniden yargılanma değil; bu davalarda verilen kararların tüm sonuçlarıyla birlikte ortadan kaldırılması ile bu kararların ve iddianamelerin, soruşturma aşamasındaki tüm tutanakların altında imzası olanların yargılanması olmalıdır.

Kaynak: Halkın Kurtuluş Yolu Gazetesi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir