Angola Ulusal Kurtuluş Savaşı, Demokratik Halk Devrimi, Sosyalizmi ve Günümüzdeki Durumu

Angola Devrimi’ni anlayabilmek ve anlatabilmek için her devrimi değerlendirirken yaptığımız gibi öncelikle ülkenin devrim öncesi durumunu ortaya koymamız gerekir. Angola, devrim öncesinde Portekiz Emperyalizmi’nin işgali altında bulunan açıktan sömürge bir ülkeydi. Tabiî geri kapitalist ilişkiler egemendi ülke ekonomisinde. Tefeci-Bezirgânlık, toprak ağalığı ve Komprador Burjuvazi tarafından tutulmuş durumdaydı Angola. Genlikli bir burjuva demokratik devrim geçirmemiş ve bunun doğal bir sonucu olarak Uluslarası Finans-Kapital’e (Emperyalizme) hazır lokma olmuştur.

Yabancı işgale karşı ülkeyi tam bağımsızlığına ulaştırma ve sömürüyü kaldırma amacında olan Angolalı devrimciler, 1956 yılında kendi aralarında bir derleniş gerçekleştirerek MPLA’yı (Angola’nın Kurtuluşu için Halk Hareketi – İşçi Partisi) kurdular. MPLA’nın önderliğinde başlayan Angola Ulusal Kurtuluş Savaşı, başarıya ulaştı ve Portekiz Emperyalistleri ülkeden kovuldu. Angola’da kapitalizm gelişkin ve gürbüz değildi. Bu sebepten işçi sınıfı cılızdı. Tabiî -aynı daha önce Çin’de olduğu gibi- doğal olarak Ulusal Kurtuluş Savaşı ve devrim, köylülere dayandı. Bir ”Köylü Devrimi” olarak gerçekleşti. Ancak hareketin komutanlığı Marksist-Leninist Proletarya Sosyalizmi’ni benimseyen MPLA tarafından üstlenildiği için, İşçi Sınıfı Bilimi ve ideolojisi en baştan beri kitlelerde hakim durumdaydı.

MPLA’nın devrimci önderleri en büyük silahı örgütlülük olarak görmektelerdi. Bu yüzden Angola Halkı’nı tepeden tırnağa örgütlediler. Her iş kolunda partiyi demir gibi örgütlü hale getirdiler. Ve sınıf savaşları içinde döğüşerek çelikleşti.

”Bağımsızlığını yeni kazanan Angola’daki devrimci mücadelenin gelişimi de ayrı bir örnek. Angola halkının Amerikan emperyalizmine ve Angola’daki uşaklarına karşı yiğit mücadelesini örgütleyen ve yönelten MPLA (Angola’nın Kurtuluşu için Halk Hareketi) 1956 yılında birçok partinin birleşmesiyle kuruldu. Angola devrimci hareketinin derlenişiyle oluşan MPLA’nın Portekiz işgali altında bir sömürge olan Angola’da ”evrimle devrimin iç içe geçmesi” ”keşf”inden habersiz olulu affedilir gibi değil… MPLA Angola’da hayatın her alanında kitleler arasında geniş örgütlenmeler kurdu. Özel sağlık ve eğitim örgütlenmelerine kadar çeşitli uzmanlık alanlarını içine alan bu örgütlenme MPLA’yı yenilmez kıldı. Zaferden bir yıl önce MPLA yöneticilerinden Lopo da Nascimento bir seminerde şöyle demektedir:

”Mücadelemiz ilerledikçe ve daha ileri aşamalara geçtikçe, devrimci bilinçlerini bu mücadele içinde kazanan militanlar, sömürüye karşı halkın mücadelesinde temel silahın örgütlü olmak olduğunu anladılar. Yoldaşlar, gerçekte halk kitlelerini yenilmez bir güç haline getiren doğru örgütlenme biçimidir ve bu mücadele içinde ideolojik birlik, maddi birlik içinde sağlamlaşmaktadır. Devrimci ilkelerin örgütlüğünde hareket eden bu örgütlü, bütünleşmiş güçle, emperyalist orduların baş edemeyeceğini hepimiz bilmekteyiz. Eğer halkımız emperyalist saldılara karşı direnecekse GERÇEKTEN ÖRGÜTLÜ VE BÜTÜNLEŞMİŞ BİR GÜÇ OLUŞTURULMALIDIR.” [1]

MPLA’nın bu türden tespitleri Mahir’in revizyonist anlayış diye geçiştirdiği halk örgütlenmesinin açık işgal altına ve sömürge bir ülkede bile ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Mahir, ”silahlı mücadeleyi temel” kabul ederken, MPLA ”temel silah örgütlü olmaktır” diyor.” [2]

11 Kasım 1975’te Angola, Portekiz Emperyalistleri’nin sömürgeliği durumundan kurtulur. Halkın örgütlü gücü ve öncü müfrezesi ve Angola’nın Proletarya Partisi olan MPLA, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ardından ülke çapında iktidara geldi. Angola Halk Cumhuriyeti kuruldu. Demokratik Halk Devrimi gerçekleştirilmiş ve sosyalizme sıçranmıştı. Ancak ABD Emperyalistleri, Afrika’nın göbeğinde bir Sosyalist Kamp ülkesini, tam bağımsız bir ülkeyi hazmedemediler. Onu yıkmak ve Afrika’yı Tefeci-Bezirgân Çeteleri’nin çatışma alanı haline getirmek istiyorlardı. Böylece sosyalizmi, Dünya Halkları ve Dünya İşçi Sınıfı’nı mağlup edebileceklerini düşünüyorlardı.

MPLA’nın başını çektiği Demokratik Halk İktidarı’na karşı emperyalistlerin ve yardakçılarının saldırıları durmak bilmedi. ABD Emperyalizmi tarafından silahlandırılan Tefeci-Bezirgân ideolojisine sahip FNLA ve UNITA, MPLA’yı yıkmak için tüm gücüyle saldırmaya başladı Angola’ya. ABD’nin bölgedeki ileri karakollarından olan Güney Afrika ve Zaire’deki Mobutu Diktatörlüğü de, Angola’nın belli bölgelerini işgal ederek, FNLA’ya ve UNITA’ya destek vererek yıkmak istedi sosyalizmi. Güney Afrika, başta barajlar olmak üzere ekonomik hedeflere yöneltmişti alçakça saldırılarını. İşin kötüsü Sovyetler’i ”sosyal emperyalist” türünden zırvalıklarla itham eden Çin Halk Cumhuriyeti de desteklemekteydi ”Maocu gerillalardan” oluşan FNLA ve UNITA’yı.

Bu emperyalist saldırılara karşın Dünya Proletaryası’nın anavatanı ve Sosyalist Kamp’ın lideri Sovyetler Birliği ve Mazlum Halklar’ın dostu Sosyalist Küba, Angola’nın yardımına koştu. Küba’da yeni yeni sosyalizmi kuran Komutan Fidel Castro ve Devrimci Ordu bile var gücüyle desteklemişti Angola’yı. MPLA Lideri ve Angola Devlet Başkanı Jose Eduardo dos Santos’un Mart 1984’te Küba’yla vardığı anlaşmalar sonucu Küba askerleri 1989’a dek kademeli olarak Angola’dan çekildi ve Namibya’ya bağımsızlık verilmesi konusunda anlaşıldı. Angola Halk Cumhuriyeti, bu tarihten sonra Sosyalist Kamp ülkeleriyle ilişkilerini sıkı tutmaya devam etti ancak Batılı Emperyalist Devletler’le (İspanya ve Fransa) de ekonomik ilişkiler geliştirmeye başladı. İç Savaş giderek keskinleşmiş ve ülke Kore ve Vietnam’dakine benzer olarak adeta iki parçaya bölünmüştü. Bir parça MPLA’nın diğer parça UNITA’nın elindeydi. FNLA ise çatışmalar sonunda Zaire’ye çekilmiştir.

1991 yılında Sosyalist Kamp’ın yıkılmasının da etkisiyle, Emperyalistler tarafından desteklenen gerici UNITA Hareketi, sonunda MPLA’ya tavizler verdirmeyi başarmış ve karşıdevrimi (irticayı) hayata geçirmişti. Angola, kapitalizme gerilemiş oldu. MPLA, Marksizm-Leninizm’den vazgeçtiğini açıklamış ve UNITA’nın da katılacağı bir”çok partili seçim”i olumlamıştı.

1992’de devletin ismi de değişikliğe uğratıldı. ”Angola Halk Cumhuriyeti”nden ”Halk” ibaresi atılarak ”Angola Cumhuriyeti” yapıldı. Bu belki de, ülkenin artık Demokratik Halk İktidarı tarafından değil Finans-Kapital’in Diktatörlüğü tarafından yönetileceğinin resmiyete dökülmesiydi.

Uluslararası gözetim altında gerçekleştirilen seçimlerin ardından uzlaşmaya varılamadı. 1993’te Etiyopya’da gerçekleşen MPLA-UNITA görüşmesi sonuçsuz kaldı. UNITA Lideri Jonas Savimbi’nin öldürülmesiyle hareket içinde ayrılıklar baş gösterdi. Her Tefeci-Bezirgân Hareketi gibi UNITA da, Modern Sınıflı Toplum şartları içinde onca Uluslararası Finans-Kapital desteğine rağmen eriyip gitti. Şu anda hala varlığını sürdürmesine rağmen, MPLA karşısında seçimlerde ezilip gitmektedir. İç Savaş’ın 2002 yılında sona ermesinin ardından yapılan ilk seçimlerde UNITA %10 oy alırken, rakibi %82 oy oranıyla galibiyet elde etmiştir.

MPLA ise Angola İşçi Sınıfı ve Halkı’nın öncü örgütü olmaktan çıkarak, Güney Amerika’daki sosyal demokrat partilere benzer bir niteliğe kavuştu. Bugünün MPLA’sı, Türkiye’deki Amerikancı sahte muhalefetin bileşenleri Y-CHP ve HDP’nin de üye olduğu revizyonist Sosyalist Enternasyonal’in bir üyesidir.

Yıllarca MPLA’nın örgütlenmesine çaba harcamış, en tehlikeli silahlı çatışmalarda halkının komutanlığını üstlenmiş Jose Eduardo dos Santos, 2017 yılına kadar devlet başkanlığı görevini sürdürdü. Verdiği ideolojik tavizler sonucu ABD Emperyalizmi ve devşirdiği yerli ”gölgeleri”, Angola sosyalizmini boğmuştu. Halkın gönlündeki sosyalizm sevgisi ve sol yönelim ise hala MPLA’yı iktidarda tutmaktadır. Örneğin Angola Ulusal Meclisi’nin 220 milletvekilinin 175’i MPLA’lıdır. AB-D Emperyalistleri, bugün bile Angola’yı kendisine düşman bellemektedir. Ancak bunu yapmalarının sebebi Angola’nın hala sosyalist olması değil, başta Çin gelmek üzere Avrasya Emperyalist kliğine yakın durmasıdır. Çin Finans-Kapitali’nin son yıllarda Afrika’ya sermaye ihracı ve hammadde ihtiyacını buradan karşıladığı yadsınamaz bir gerçek. Burjuva medyasının paçavrası Hürriyet Gazetesi bile değinmektedir bu konuya:

”Angola’da 2002 yılında iç savaş başladıktan sonra Batılı ülkeler borçlarını tahsil etmek için baskı yaptı. Angola Batılı ülkelerden uzaklaşırken, Çin yardım etmek için fırsat kolluyordu. Çin yatırım bankası Angola’ya 4 milyar dolar kredi açtı. Karşılığında ise bu ülkedeki büyük ihalelerin Çin şirketlerine verilmesini talep etti. Çinli inşaat şirketleri Angola’ya 4 tane yeni stadyum inşa etti. 2010 yılındaki Afrika Futbol Şampiyonası bu stadyumlarda yapıldı.” [3]

Şundan emin olmalıyız ki Çin Emperyalizmi tüm ”genç”liğine ve ”deneyimsiz”liğine rağmen Afrika’da kendi yeni yarısömürgelerini yaratmaktadır.

Burjuva sosyalisti Yeni Sahte TKP’nin (SİP) yayın organı soL Haber Portalı’nın yazarlarından Tulga Buğra Işık’ın verilerle aktardığına göre Çin Emperyalizmi; madencilik, ticaret ve askeri üslere varana kadar Afrika’yı kuşatmış durumda. Tabiî petrol yönünden zengin olan Angola da, Çin ile iyi ilişkiler geliştiren ülkelerden oldu kısa zamanda.

Yani arkadaşlar, Angola’da MPLA önderliğiyle ortaya konan sosyalizm pratiği 1975’ten 1992’ye kadar yaşamış ve en sonunda yıkılmıştır. Bugün ise Angola, ekonomik kaynaklarının Çin tarafından sömürüldüğü bir yarı-sömürge kapitalist bir ülke halini almıştır.

Katkıda bulunanlar:
Aydın Direniyor’dan bir yoldaş

[1] Angola Dayanışma Komitesi, MPLA Halktır, Ürün Yayınları, 1976, s. 37

[2] Devrimci Yol’un Çıkmaz Yolu (IV), Diğer Sömürge ve Yarı-Sömürge Ülkeler, Devrimci Derleniş, 17 Ocak 1979)

[3] Afrika’nın yeni efendisi Çin – Hürriyet

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir