AKP’giller AB-D Emperyalizminin suç ortağıdır

20 yıldır ülkemizin başına AB-D Emperyalistleri tarafından projelendirilip musallat edilen AKP’giller’in ülkemize ve halkımıza karşı bin bir organize suçlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Ve tüm suçları da yüz kızartıcı olmaktan tutun da vatan hainliğine kadar uzanıyor. 

Yolsuzluk, peşkeş, milli servetin yok edilmesi, vatan satıcılık, kamu malı hırsızlıkları, kamu değerlerini zarara uğratma, görevi kötüye kullanma, ihale vurgunu… 

Ve daha nice suçlar!

Tüm kötülüklerin anası İşsizlik, deriz. Öyle ki halkımız, bu kötülüğün artmasıyla birlikte suç oranlarının halk nezdinde de artacağını söyler. Nitekim doğrudur. Çünkü hayatını idame ettirmek üzere aşını kazanamayan kişilerin gayrı meşru işlere yönelmesi kaçınılmaz hale gelir. 

Yazımızın başında da dedik; “Tüm kötülüklerin anası işsizliktir” diye… 

Öyle ya AKP’giller’in iktidar yapılmasıyla birlikte halkımız gün geçtikçe, kurbağa deneyi misali işsizlik ve pahalılık cehenneminin artan ateşinde ölmekten beter edildi. 20 yıllık iktidarları boyunca üreten ve emekçi geniş halk yığınlarının cebinden çaldılar. Halkımız meteliksiz hale getirilirken; zengin daha zengin, fakir daha da fakir hale getirildi. Belki de AKP’giller’in tüm organize suç sabıkalarının başarısı(!) budur.

Yapılan araştırmalara baktığımızda da ülkemizdeki suç oranlarında ciddi bir artış gözüküyor. AKP’giller’in iktidara getirilmesiyle birlikte, özellikle 2014 yılında envai çeşit suçların artış yaptığı gözlemleniyor. Gelin hep birlikte istatistiksel verilere göz atalım: 

“İstatistiklere göre, Türkiye’deki suç oranlarındaki artış, nüfus artış oranını da geride bıraktı. 1994’te Türkiye’nin 60 milyon nüfusa sahip olduğu göz önüne alındığında nüfus yüzde 26 artarak 2014’te 76 milyona ulaştı. Ancak suç oranlarıyla tutuklu ve hükümlü sayısındaki artış nüfus artış oranını da katlayarak yüzde 400 seviyesine ulaştı. (…) Suç gruplarına göre tutuklu ve hükümlü sayısı incelendiğinde geçmiş yıllara oranla uyuşturucu, hırsızlık ve adam öldürme suçlarında yüzde 600 oranında artış görüldü.[1]

Türkiye’de sadece 2015 yılında, günde 4 kişi öldürüldü. Ağırlıklı sebep ise, para ve ‘namus’. Aile içi şiddet, 369 kadının canını aldı. Öldürülenlerin 193’ü ise 18 yaşından küçük çocuk.[2]

2021 yılı için ise, bu günlük ortalama aynen devam etmekte.

“Tutuklu ve hükümlülerin sayısı 1994’te 38.931 iken 2014’te 152.335’e yükselmiştir. 2014 yılında en çok hüküm giyilen suçlar: %17 hırsızlık, %14,5 yaralama, %8,2 icra-iflas, %5,2 cinayet. Ceza infaz kurumlarında bulunanların %86’sı hükümlü, %14’ü tutuklulardan oluşur. Bunların %96,4’ü erkek, %3,6’sı kadındır. İlköğretim mezunları hükümlülerin %31,6’sını oluşturur. Hırsızlıktan hüküm giyenlerin %42,2’si ilköğretim, %20,7’si ilkokul, %15,7’si sadece okur-yazardır. Yaralamadan hükümlü olanların ise; %31,4 ilköğretim, %26,4 ilkokul, %20,7’si lise ve dengi okullardan mezundur.[3]

“2015 yılında Türkiye’de 2.175 silahlı olayda, 1.951 kişi öldürülmüş, 1.282 kişi yaralanmıştır. Ölümlerin %71’ine ateşli silahlar, %29’una kesici delici aletler neden olmuştur.

En fazla cinayetin işlendiği on il ve cinayet rakamları şöyledir: İstanbul (225), Adana (118), İzmir (111), Samsun (106), Bursa (96), Antalya (96), Kocaeli (89), Gaziantep (87), Konya (67), Ankara (66). 63.000 nüfuslu Bayburt 2015 yılında hiç cinayet işlenmeyen tek şehirdir. Bayburt’u takip eden diğer en az cinayet işlenmiş sakin şehirler sırasıyla: , Karabük (1), Çankırı (1), Kilis (2), Tunceli (2), Gümüşhane (2), Ardahan (3), Erzincan (3).” [4]

AKP’giller’in iktidarında şiddet ve ölümden en büyük pay sahibi kadınlar olmuştur maalesef… Hep söylediğimiz üzere kadın cinayetleri politiktir. Ve sınıfsaldır.

2008 yılında; 80, 2009 yılında; 109, 2010 yılında; 180, 2011 yılında; 121, 2012 yılında; 210, 2013 yılında; 237, 2014 yılında; 294, 2015 yılında; 303, 2016 yılında; 328, 2017 yılında; 409, 2018 yılında; 440, 2019 yılında; 474, 2020 yılında; 436 ve geçtiğimiz yıl 280 Kadın katledilmiştir. Bunlar tabi ki resmi sonuçlar ve nice aydınlatılamayan veya kayıt dışı kadın cinayeti olmuştur, varın gerisini siz düşünün. 

Tabi, 20 yıllık AKP’giller İktidarının halka gösterdiği ve halkın önünde işlediği yolsuzluk sicilini duymayanımız kalmadı. Hatta öyle ki AKP’giller’in kendi “Hülogcu” tayfası bile işledikleri yolsuzluk ve peşkeş suçlarına “Çalıyorsa alnı secdeye değiyor.” diyecek hale getirilmişti… 

Şimdi de gelin AKP’nin 20 yıllık iktidarı boyunca hırsızlık suçları ne kadar artış göstermiş, bakalım: 

“Yıllara göre işlenen hırsızlık suçu sayısı şöyledir: 2008’de 256.562, 2009’da 304.570, 2010’da 344.087, 2011’de 351.838, 2012’de 405.405.” [5]

Divan edebiyatı şairlerinden Sürûrî’nin bir dizesi vardır; “Sıçdı cemâat yine çünki ossurdu imam” Halkımızca da çokça kullanılmakta bu söz.

Bir başka suç olan yaralama suçunda ise ülkemizin geldiği nokta aynen şöyledir: 

“Adli tıp kurumuna 2014 yılında 16.872 kesici-delici aletle, 6.168 ateşli silahla olmak üzere 23.040 yaralama olayı ulaşmıştır.” [6]

Evet, tüm bunlar ne yazık ki ülkemizin getirildiği durumun acı tablosudur. Ancak tüm bu tablo öylesine veya birden bire olmuş olaylar değildir. Hepimizin bileceği üzere hiçbir şey “sebep-sonuç” ilişkisiz olmaz. Tabiri caizse hiçbir şey gökten zembille düşüvermez. Bu tablo; artık utanma ve arlanmanın zerresi kalmamış olan ve en yetkisizinden en yetkilisine kadar her biri organize suç örgütü olan AKP’giller’in toplum önünde bin bir suçu işlemesi ve normalleştirmesinin sonucudur. 

Ülkemizde tüm bu suç oranlarının artış göstermesinde bir başka etkende tüm kötülüklerin anası olan işsizliğin artmasıdır. AKP’giller’in iktidara getirilmesiyle birlikte, halkımız İşsizlik ve Pahalılık Cehenneminin kavurucu ateşinin içine düşürülmüştür. TÜİK’in yaptığı açıklamalar, inatla ve kararlılıkla tüm şeffaflığını kaybetmiş ve neredeyse ülkemizde işsizlik hiç yokmuş derecesine getirtilmiştir.

Öyle ki aslında TÜİK’in tüm bu iktidar lehine yaptığı şeffaf olmayan işsizlik oranı açıklamalarına bakmamıza rağmen ülkemizde işsizlik ciddi oranlara sahiptir. 

Aşağıda ki tablo IMF istatistiklerine göre açıklanan resmi işsizlik oranıdır: 

Bu iyimser ve şeffaf olmayan tabloda bile işsizliğin AKP’giller İktidarıyla birlikte nasıl artışta olduğunu ve asla iddia ettikleri gibi yıllardır işsizlik oranını sıfırlayamadıklarını görmekteyiz. 

“TÜİK’in açıkladığı İşsizlik Oranı: Atıl işgücü olarak tanımlanan gerçek işsizlik ise Ocak 2022’de bir önceki aya göre 0,1 puan artarak yüzde 22,9 oldu.” [7]

Arkadaşlar, tüm bunlar ne yazık ki tam olarak gerçeği yansıtmıyor. Oysaki ülkemizde işsizlik oranı bu oranların en az iki katını bulmaktadır. Peki, tüm bu kötülükler ve tüm kötülüklerin anası olan işsizlik ülkemizde hızla artarken AKP’giller ne diyorlar? 

AKP’giller’in bu işsizlik ortamında ki yeni argümanları ise gerçekten insanı çileden çıkartan cinsten. AKP’giller’in Reisi Recep Tayyip Erdoğan, ülkedeki işsizlik için aynen şu sözleri etmektedir: 

“Nankör nankör bunlar. Yan gelip yatarak para kazanmak istiyorlar” [8]

Evet, yanlış okumadınız. Eğer işsizseniz ve iş bulamıyorsanız, İŞ-KUR önlerinde uzun kuyruklarda ömrünüz geçiyorsa “nankör”sünüz. Hiç öyle bakmayın, arkadaşlar. Reiz hazretleri öyle söylüyor, ne eylersiniz?! 

Tabi, birde AKP’giller’in Trol ve Hülogcu tayfası da reizlerinden geri kalmıyor. Onlarda işsiz insanlarımız için epey bir fatura ve ahkâm kesiyorlar. Ne mi diyorlar? Aynen şunları: 

“Suriyeliler savaştan, katliamdan kaçıp geldiler. Onca zorluğa rağmen, iş beğenmemezlik yapmadan çalışıyorlar. Çalışkanlar. Bizim gençlerimiz uyuşuk, tembel ve iş beğenmiyor. Hazır yemeğe alışmışlar.” 

Evet, AKP’giller’in Trol ve Hülogcuları bu anlamda sözler söylüyorlar. Artık utanmazlık, yalan ve iftiranın sınırlarını da aştılar, arkadaşlar. Tüm iktidarları suçlar batağına batmış, mücrimler topluluğunun ettiği laflar bunlar. 

Peki, ülkemizin kasasından göçmenlere ne kadar kaynak harcaması yapılıyor bir bakalım: 

“Türkiye’nin Suriyelilere harcadığı para”

“Prof. Dr. Mehmet Alagöz, 2017’de Recep Akdağ’ın AA’na yaptığı bir açıklamada söylediği Suriyelilere 30.2 milyar Dolar harcandı ifadesinden yola çıkarak bir analiz yapmış.

2017’de yaptığı hesaplamada 1 Suriyelinin Türkiye’ye aylık maliyeti 300 Dolar, yıllık 3600 Dolar. Bu rakamdan yola çıkarak yapılan tahmini hesapla 2011- 2020 31 Aralık’a kadar Türkiye, Suriyeliler için toplam 71 milyar Dolar harcama yapmış. (Kayıt dışı çalışma ile devletin vergi kaybı, ucuz iş gücü nedeniyle Türk vatandaşlarının işsiz kalması, 4a kadrolu çalışan sayısında resmî rakamda en az 600 bin civarında azalma, konut ve kira giderleri, kayıt dışı ve ruhsatsız iş yeri açma ile haksız rekabet, sağlık, eğitim ve güvenlik personeli istihdamının maliyeti gibi dolaylı maliyet ve kayıplar bu rakama dâhil değil.)[9]

Evet, arkadaşlar bu rakam 2017 yılının hesaplamasına aittir. Yani ülkemize bilinçsizce ve denetimsizce sokulan ve AKP’giller tarafından göz yumulan göçlerin bedeli üreten ve emekçi halkımıza tam tamına 71 Milyar Doları buluyor. 

Tabii ki, AKP’giller’in Trol ve Hülogcuları da iftira ve yalan atmada ustalaşmışlar. Hiç olumlu ve güzel şeylerde ustalaştıklarını göremezsiniz. Tek işleri kanunsuzluklar ve hukuksuzluklar üzerine inşa edilmiş, organize suç örgütü niteliğindeki iktidarlarını koruyup kollamak konusunda ustalaşmak. Zaten bunun için de özel tedrisattan geçiriliyorlar. Onlar açısından göçmenleri ucuz iş gücü yapmanın ve kayıt dışı çalıştırmanın yeni yalanı bu olmuş. 

Ülkemize yönelik artan bu bilinçsiz ve denetimsiz göçlerin baş mimarı AB-D Emperyalizminin Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmesi ve göçlere sebep olmasıdır. AKP’giller’in AB-D Emperyalizminin mücrimler ortağı olduğunu da bu bilinçli göçlere ülkemizi güle oynaya açmasıyla da anlıyoruz. Boşa değildir bu göz yumma ve denetimsizlik, bizzat projelendirip iktidara taşıyıcıları öyle emrediyor. Çünkü efendileri BOP Projesi kapsamında Türkiye’nin demografik yapısını bozmak ve BOP Projesinin Türkiye ayağını, yani en az 3 parçaya bölünmesinin şartlarını olgunlaştırıyor. Böylece Türk halkını azınlığa düşürmek ve demografik yapıyı bozması gerekiyor. Öyle ki AKP’giller de iştahı kabarırcasına “misafir” diyerek kabul ediyor. Ve böylece efendileri olan AB-D Emperyalistlerine sadakat konusunda kusur etmiyorlar. 

Ülkemizi de AB-D Emperyalistlerinin deyim yerindeyse Toplama Kampına döndürüyor. Bir şekliyle de AKP’giller göçmenleri oy deposu ve maddi kaynak suiistimalinde kullanmayı faydalı buluyor. İşte ülkemiz üzerinde insanlık soyunun baş düşmanı ABD Emperyalistleri ve onların mücrimler ortağı AKP’giller’in böylesine ince düşünülmüş ve ipe un serercesine sinsi planları mevcut.  

AKP’giller’in sınıfsal konumunu iyi bilmek gerekiyor. AKP’giller; AB-D uşağı ve Parababalarının sömürü düzeninin bekçiliğini yapmakta olan, asla klasik anlamda bir burjuva siyasi partisi dahi olamayan organize suç örgütüdür. 

Hal böyle olunca…

Bizzat işveren ve parababalarının menfaati için de insanlarımıza böylesi iğrenç iftiralar atıyorlar. Sanayi bölgesine gidin bakın düşük ücrete, sigortasız ve güvencesiz şekilde çalıştırdıkları göçmenlere iş veriyorlar. 

Öncelik onlar… 

Çünkü Parababaları düzeninin bekçiliğini yapıyorlar. Parababaları işçi maliyetinden bu şekilde tasarruf etmeyi daha uygun görüyor. AKP’giller de bu uygunluğun önünü açıyor. Yerli halkımıza asgari ücret vermektense; düşük ücretli ve sigortasız göçmen çalıştırmayı daha kârlı görüyorlar. Bunun adı da artı değer sömürüsünde seçicilik oluyor. Hal böyle olunca yerli işçiler, iş bulamaz hale geliyor. Ve yedek iş gücü(işsizler) ordusuna mahkûm ediliyorlar. 

Bu işin somut ve üretim ilişkilerinde ki biçimidir. Bir iftira da “hazır yemeye alışmak” oluyor. Dedik ya; bunlar iftira ve yalanın da sınırlarını aştılar, diye…

Antika çağın asalak, vurguncu ve hazır yiyici sınıfı olan Antika Tefeci Bezirgânlıktan başka üretimle uzaktan yakından alakası olmayan, vurguncu ve gerici bir sınıf var mı? 

Yok… 

Tarihe baktığımız zaman bu asalak sınıf, yani Antika Tefeci-Bezirgânlık üretim ilişkilerinde bir moloz yığını gibi duruyor. Batı’nın Kapitalist Sosyal Devrimlerle kökünden kazıdığı veya modern burjuvazi haline getirdiği bu sınıfın kökü bizim ülkemizde kazınamadı. Öyle ki Vakıflar, dernekler, tarikat ve cemaatler eliyle bu sınıfın yaptığı vurgun ve soygun bizzat hazır yiyici doğasının da dışa vurumudur. Her gün hemen hemen her saat bu sınıfın vurgun, talan ve yolsuzluklarıyla sabahlara gözümüzü açıyoruz.

Peki, bu asalak ve üretmeyen sınıfın bugünkü iktidar temsilcileri kim?

Bizzat AKP’giller’in kendisidir. Hatta öyle ki bu sınıfın iktidardaki zümresi olan AKP’giller’in hazır yiyicilik bilançosu; Birinci Kuvayi Milliyeci atalarımızın tüm kazanım ve milli servetlerini özelleştirme soygunuyla peşkeş çekmek ve satmak olmuştur. AKP’giller’in 20 yıllık kriminal iktidarları boyunca 100’lerce fabrika satıldı ve çürümeye terk edildi. Hepsi de değer üreten, bu ülkeye katma değer kazandıran fabrikalardı. 

Gençlere, din duygularıyla sömürü ve talandan başka vaadi olmayanların ve en büyük “Allah’la aldatıcı” AKP’nin başta gençlerimize ve tüm insanlarımıza bu iftirayı atması da “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” atasözünün tezahürüdür.

Pekâlâ, tarih ve sınıf ilişkileri bize asıl hazır yiyici ve asalak olanların kim olduklarını göstermektedir. 

Gençlik; Sömürü İstemiyor! 

İşçiler ve işsizler; güvenceli ve insanca yaşam istiyor! 

Adana Direniyor’dan Fatih

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.