Akdeniz, Kıbrıs ve doğru bilinen yanlışlar (İstanbul Direniyor)

Akdeniz’de savaşın sıcaklığı hissedilmekte gün geçtikçe. Bölgede bulunan doğal gaz rezervlerinin keşif çalışmaları dolayısıyla Türkiye, KKTC ile Yunanistan, Güney Kıbrıs karşı karşıya gelmekte. Tabii Yunanistan’ın ardında bulunan Avrupa Birliği emperyalizminin sosyal şoven (sosyal demokratlar, Avrupa solu) kesimi ile Türkiye’nin ardında bulunan Çin-Rusya yeni emperyalizmleri ile mutual çıkarları savunan AB-D Finans-Kapitali’nin bir kesimi de, pastanın nasıl yenileceği konusunda birbirlerine diş göstermekteler. Bu olayların ardında gözden kaçan ise, Yunanistan’ın yine emperyalizm maşalığı yaparak, sosyal şoven bir iktidarla (yumuşak Çipras eldiveni ile) BOP doğrultusunda açıktan işgale başlamasıdır.

TÜM AKDENİZ TEHDİT ALTINDA

2004 yılında, AKP iktidarı ile el ele, göz göze, diz dize Ege’deki (bugün 18 ada ve 1 kayalık) Türkiye topraklarına el koyan Yunanistan sosyal şovenizmi, şimdi de KKTC ve Türkiye’nin egemenlik hakkının bulunduğu deniz alanına göz koymakta. Olan ise başta AB-D’ci beşli çete ile yönetilen Türkiye halklarına olmakta, soygun devam etmekte. Yunanistan ise kendi gemisini sürdürecek ve işçi sınıfını afyonlayacak fon kaynağı peşinde koşmakta.

Böyle bir durumda Çipras’ın ağabeylerini yaptırıma çağırması da olayın küçümsenemeyecek boyutta olduğunu, mızrağın çuvala sığmadığını göstermekte. Aslında Çipras, hükümet ortağı ve AKP, su gibi anlaşan sömürücü güruhlar olarak bugüne kadar Yunanistan lehine çalışmaktadırlar. Özellikle iç politikada sallanan AKP’nin, Kıbrıs’ı bu kadar göz önünde satmaya ve Yunanistan ile bu derece dostluğa yönelik kredisi kalmamış durumdadır. Dolayısıyla AKP, yine yüreği ilk aşkı ABD’de olsa bile, Rusya ile fırtınalı bir ilişkide bulunmak zorunda ve onun Türkiye’deki dostlarını üzmemek durumunda. Yoksa AKP için bugün memleketi satmak, iş bile değildir.

TÜRKİYE, İŞGALİN NE KADAR FARKINDA?

Tüm bu kritik durumda, Yunanistan’ın işgalci politikalarına karşı tavır ne durumdadır? Türkiye’nin tek gerçek muhalefeti Halkın Kurtuluş Partisi dışında, bu açık işgale karşı bir söz eden var mıdır? Evet, bazı söz edenler var, lakin etmeseler daha yeğdir. Sahte Vatan Partisi ekibi, kara işgalinin olduğu Batı Akdeniz’i yok sayarak (çünkü orayı 2004’te şeriatçı kardeşleri satmıştır), ısrarla her sözünde “Doğu Akdeniz” işgalinden bahsediyorlar. Oysa Akdeniz’de bir hattın değil, tümden bir işgal vardır. Onların tutarlı davranması elbette beklenemez, yazımızın başında söylediğimiz gibi onlar Çin Burjuva Partisi’nin, Rusya’nın ve onların yoluyla ABD’deki küreselleşmecilerin ağzı ile konuşmaktadır.

Meclisteki AKP dışındaki burjuva partilerinde ise vızıltı seviyesinde bir iki söz dışında bir şey duymak mümkün değildir. Y-CHP ve İYİP, tabanlarının gazını almak manasında bir iki lakırdı etmekte, hepsi o kadar.

HDP deseniz, beyin hasarına uğramış müritleri ile Yunanistan’ın işgaline karşı çıkmayı bir “şovenizm” olarak ilan etmekteler. Zaten Çipras’ın dostları olarak çok da itirazları olduğu söylenemez bu duruma.

İŞÇİ SINIFIMIZ YANILTILIYOR

Dünya’daki komünist örgütler nasıl görüyor bu meseleyi? 19. Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı sırasında Kıbrıs’ın bulunduğu durum ile ilgili olarak “Kıbrıs halkıyla Dayanışma Beyannamesi – Kıbrıs’ın özgürlüğü ve birleşmesi, emperyalist saldırganlığa karşı bir kilometre taşıdır” başlıklı bildiri yayınlandı. Bildiride üç partinin etkisi olduğunu düşünmekteyiz, bunlardan birincisi, hiç kuşkusuz AB yanlısı Avrupa Sol Partisi üyesi Emekçi Halkın İlerici Partisi (AKEL)dir. İkinci parti, Yunanistan Komünist Partisi (KKE)dir. Üçüncü parti ise, TKP adını haksız bir biçimde kullanan Yeni Sahte TKP (özgün adı ile SİP) grubudur.

Yayınlanan beyanname, komünist partileri yanıltmakta olan bilgilere ve taleplere sahiptir. Maalesef, partiler çok hakim olmadıkları bu konu üzerine bildiriye imza atmışlardır. Beyannamede yer alan bilgiler şu şekildedir:

“Kıbrıs sorununun, dış müdahalenin ve emperyalist saldırganlığın sonucu olduğunu iddia ediyoruz. Temmuz 1974’te, Yunanistan cuntası ve faşist örgüt EOKA B, seçilen Kıbrıs Cumhuriyeti başkanı Başpiskopos Makarios’a karşı bir darbe planladı.”

“Türkiye, darbeciliği istismar ederek, Kıbrıs’ta yayılmacı planlarını hayata geçirmek için kullandığını hatırlatmak gerekir ki, bu güne kadar meşgul olan adayı yasalara aykırı bir şekilde uluslararası hukuk ihlaliyle istila ederek istila etti.”

ABD ve NATO’nun, Kıbrıs’ı bölmek ve bir bölümünü Yunanistan’a, diğeri ise Türkiye’ye NATO üyesi oldukları için darbe ve emperyal çift suçunu tezgahladığını hatırlatmak isteriz.”

Türkiye’nin adalara girişini yasadışı olarak değerlendiren yoldaşlar, NATO’nun bu harekat dolayısıyla Türkiye’ye yapılan tüm yardımları kestiğini, Türkiye’nin bağlantısız bir hareket olan ve ülkesi yine NATO tarafından paramparça edilen Libya tarafından desteklendiğini bilmiyorlar mı?

Şu nokta farklı bir konudur elbette, o zaman bu harekatı gerçekleştiren CHP’nin 12 Eylül faşizmi ile tasfiyesi sonrasında, Türkiye’deki soyguncu Finans-Kapital, Kıbrıs’a girdiği günden beri buradaki halka rahat vermemiştir. Türkiye Finans-Kapital’i, ABD ve NATO’dan, yine emperyalist bir birlik olan AB’den bağımsız mıdır? Tam zıttı, onlara köpekçesine bağlıdır. Kıbrıs halkı, yıllarca bu sömürü politikalarına tepki göstermektedir.

Eğer Kıbrıs’ı “işgal etme” planı ABD ve NATO’nun çıkarına ise, neden bugün Kıbrıs halkına zaten kendi çıkarlarına yönelik gelişen “işgal” için işkence çektirmektedirler? Bilakis, onları ödüllendirerek o meşhur demokrasilerini götürmeleri, KKTC’yi tanımaları gerekmez mi?

Haşa, Yunanistan şovenizminin gönüllü taraftarları olan ABD ve AB Finans-Kapitali, yıllardan beri Kıbrıs Rum Kesimi’nin tarafını tutmaktadır. Eğer ki bir gün Kıbrıslı Türklere huzur verirse, vallahi başları beladan kurtulmaz. 

Maalesef bildiride bu konu göz önüne bile getirilmemiş, soyut bir Kıbrıs “gerçekliği” çevresinde istekler sıralanmıştır. Onları da birkaç madde ile inceleyelim:

“Madde 1: Türk ordusunun derhal geri çekilmesi, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin askersizleştirilmesi ve yabancı garantilerin ve dış müdahale haklarının kaldırılmasını talep etmek; Bu bağlamda, Kıbrıs halkının bir bütün olarak yeniden birleşmesine, bağımsızlığına ve özgürlüğüne olanak tanıyan kalıcı barışın sürdürülebileceği düşünülmektedir.

Madde 2: Uluslararası hukuka ve BM Güvenlik Konseyi kararlarına dayanılarak mümkün olan en kısa sürede Kıbrıs sorununun çözümünü talep edin. Siyasi eşitlik, insan hak ve özgürlüklerini yeniden tesis etmeli, ilgili BM kararlarında belirtildiği üzere Kıbrıs Cumhuriyeti’nin tek bir devletten, tek ve bölünmez egemenliği, tek bir uluslararası nitelikte ve tek vatandaşlıklı iki toplumlu, iki bölgeli bir federasyona dönüşmesini şart koşuyor; 

(…)

Madde 6: Uluslararası toplumu, bölgedeki bölücü politikaları sona erdirmek ve üzerinde anlaşmaya varılan çerçeve içinde Kıbrıs sorununun çözümü için somut adımlar atmak için Kıbrıs’ta devam eden yasadışılıklara tolere etmeyi durdurmak ve Türkiye üzerindeki etkisini Türkiye’ye uygulamak için çağrıda bulunun.

Madde 7: Kıbrıs halkının kendi ülkesinin kurtuluşu ve birleşmesi için verdikleri mücadeleye dayanışmalarını ve desteklerini sergileyin.”

Önergeyi sunan hareket, AKEL, yani yukarıda bahsettiğimiz gibi emperyalist AB’nin “Emeğin Avrupası” rüyasında yaşayan partilerden biri.

Tüm Burjuva Sosyalist partilerin bildirilerinde gördüğümüz gibi, Türkiye hükümeti pasifist bir tavırla bazı konularda adım atmaya davet ediliyor. Gülelim bari, Türkiye’nin başında organize suç örgütü bulunmaktadır. Bu bildiride Türkiye Finans-Kapitali’ne yönelik çağrılar, komediden başka bir şey değildir.

Diğer yandan, bildiride işgalci Yunanistan’ın emperyalist politikalarından tek bir kelime bile bahsedilmemektedir. Bugün Ege’de 18 adayı işgal eden Yunanistan, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün tarafı değil midir? “Ege Denizi Balıklarınındır” sloganı ile şovenizmi, silahlanmayı örgütleyen SYRIZA’ya karşı tek bir cümle geçmeyecek midir?

Ve Kemal Okuyan-Aydemir Güler ikilisinin tekkesi, bu sefalet dolu bildiriye imza atmakta. Ama Türkiye’de en sıkı SYRIZA’giller karşıtlığı yapmakta. AKEL’in SYRIZA’dan bir farkı mı var? Olguların çarpıtıldığı şu bildiride “ee SYRIZA bu işin neresinde” demek akıllarına gelmemiş midir? Gelmez, onlar da aynı yolun yolcusudurlar.

Bildiride istenen talepler özetçe Kıbrıs’ın federasyon olarak birleşmesi, Kıbrıs’tan askerlerin çekilmesi, ülkedeki haksızlıkların giderilmesidir. ABD emperyalizmi, BM eliyle birleşmeyi zorlarken, AB zaten Türkiye’nin önüne bu konuyu koyarken, “önüne gelen her yemeği yemeyecek” olan Marksist-Leninistler bu işe nasıl uyanamaz?

Kıbrıs’ta iki ayrı ulus bulunmaktadır (tıpkı Türkiye’de bulunduğu gibi). Emperyalistler, bugün BOP eliyle Türkiye’deki iki ulusu bölmenin hesaplarını yapıyor. Kürt ulusunun önderliğini yaptığını söyleyen PKK’nın legal partisi HDP, NATO’ya milletvekili veriyor ve bunu güle oynaya kutluyorlar. Aynı emperyalistler, Kıbrıs’ı birleştirmek için fonladığı aydınları ile Türkiye’yi sürekli sıkıştırıyor. Şeytan bunun neresinde?

Dünyanın her yerinden komünist partili yoldaşlarımızı, bu şovenist ve revizyonist düşüncelere karşı uyarıyoruz. Kıbrıs halklarının çıkarı, ait oldukları uluslara (Türk ve Yunan) bağlanmasıdır. Bugün tıpkı bizim gibi, Türkiye Finans-Kapitali’nin azgın diktatörlüğüne bağlı kalma fikri bile, Kıbrıs Türk halkına kabus gibi gelebilir. Ancak Kıbrıs Türk halkı, Türkiye’deki kardeşleri ile Kıbrıs’ı aşağılayan AKP’ye karşı mücadele edebilir. Kıbrıs Yunan halkı, kendi parababalarına karşı, tıpkı “kardeşime kurşun sıkmam!” diyen 200 sosyalist Yunan gibi mücadele edebilir. Bunun oluşması için, iki ulusun bir adada eşitsiz gelişimi doğrultusunda, tamamen soyut olacak bir “birleşme”nin var olması ön koşul değildir.

Ve en komik olanı söyleyelim, bu bildiride adı konularak ülkeyi asıl işgal eden Birleşik Krallık’ın adı bile geçmemektedir. Ve bu soytarılığa Britanya’daki komünist parti de maalesef imza atmaktadır.

Bizlere makul anti-emperyalistlik değil, gerçek anti-emperyalistlik gereklidir. Başaramıyorsak, kendimize komünist diyemeyiz.

BURJUVA SOSYALİZMİ AYAKTA UYUYOR

Yine bir not daha düşelim SİP’in Yunanistan’ın işgalciliğine yönelik tavrı üzerine… Barış Terkoğlu’nun moderatörlüğünde, 13 Haziran 2018’de bir seminer düzenleniyor. Barış Terkoğlu, Yunanistan’ın 18 ada ve bir kayalığı işgali üzerine soru soruyor. Kemal Okuyan, YKP ile yayınladıkları deklarasyonda, sınırların değişmezliği ilkesini savunduklarını (ve bunun yanında düzenin değişmesi gerektiğini) söylüyor. Bu noktada herşey güzel gözüküyor. Fakat Kemal Okuyan, olaydan bir haber olduğunu gösteren iki skandala imza atıyor.

Birincisi, söz konusu gerilimin NATO’ya yarayacağını belirtiyor. Yani bir insan bu kadar olaydan bir haber olabilir. Oysa biraz araştırsa, NATO’nun Türkiye kolu olan AKP tarafından 2004’te Türkiye’ye ait adaların peşkeş çekildiğini, satıldığını, işgaline olur verildiğini okuyabilirdi. Şimdi NATO’nun eli ile yapılan bir gaspın ortadan kaldırılması, nasıl NATO’nun işine yarayabilir, anlayabilen var mı? Yukarıdaki sözle taban tabana çelişmekte olan bir anlayış bu.

Ve Kemal Okuyan bir skandala daha imza atıyor, görelim.

“Şimdi, Ege’deki mesele ne? Lozan (anlaşması) ile verilmiş ve Yunanistan’a verilmiş bazı adaların Türkiye’ye çok yakın olduğu bir gerçek. Bu sorun nasıl çözülür? Rekabetçi, birbiri ile rekabet halinde olan iki sınıf bunu çözemez. Niye? E şimdi bi de enerji kaynakları ortaya çıkmaya başlıyor Ege’de, Kıbrıs açıklarında… Herkes rekabet halinde. Bu rekabetten savaş da çıkar. Ama tekellerden kurtulmuş Yunanistan ve Türkiye, Ege’yi bir barışçı şekilde paylaşabilir, ortak faydalanabilir.”

Kemal Okuyan’ın konudan haberi bile yok, çünkü meseleyi Türkiye’ye ait olmayan bir adayı almak olarak değerlendiriyor. Oysa hak ihlali Yunanistan tarafından yapılmakta.

Gülmeyin, tüm yaşamı bir meyhanede teori kasmak ile geçen birinin olaylara göre değil, kendi kurduğu hayali dünyasında yaşaması sonucu yaşanan bu olay bir trajedidir. Maalesef, bu kişiyi ciddiye alarak ona paye biçenlerin sorumluluğu büyüktür bu noktada. 

Akdeniz, Türkiye işçilerinin, emekçilerinin ve üretmenlerinin bir mücadele alanıdır bugün. Kıbrıs Türk halkı ile el ele, ülkemizi BOP ve diğer emperyalist projelere karşı korumak için tüm Akdeniz bir mücadele alanı olarak görülmelidir. Sömürülen ve kafadan silahsız hale getirilen halkımızın, diğer sömürülen halklarla, Dünya İşçi Sınıfı Davası’nın çıkarları doğrultusunda mücadelesinde doğru önderlik edilemezse, maalseef oradan daha çok – solcu döneği Mussolini gibi – faşizmler türer. Faşizme ve şovenizme geçit vermeyelim, Türkiye’nin işgaline dur diyelim.

İstanbul Direniyor’dan Özgür

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir