“ABD, Dünya’nın iyilik savaşçısı mıdır?”

Tarihçi John Smith’in “Is the USA a Force for Good in the World?” başlığı ile “BadEmpanada” kanalında yayınladığı videoyu, Türkiye Direniyor olarak Türkçe’ye çevirdik. Videonun özgün halini buradan izleyebilirsiniz.

***

Amerikalılar demokrasi, ifade ve düşünce özgürlüğü gibi değerleri benimsiyorlar. Bunun gibi ilkeler ABD’yi dünyanın en özgür ülkesi yapıyor. Ayrıca ABD bencil bir ülke de değil, bu değerleri dünyaya yaymak ve muhafaza etmek için çabalıyor! Demokrasiyi savunuyor, otoriterizmle savaşıyor ve hiçbir yerde hiç kimsenin düşünce ve fikirleri yüzünden baskı görmemesi için uğraşıyor. Bu yüzden ABD tartışmasız olarak yer yüzünün en büyük iyilik savaşçısı olarak görülüyor. Fakat, dünya halklarına “Hangi ülke dünya barışına en büyük tehdit?” anketi yapılınca ABD başı çekiyor. İspanya, Almanya ve Avustralya gibi müttefik devletlerin vatandaşları bile Amerika’yı en tehlikelisi olarak görüyorlar, üstelik medyada sık sık duyduğumuz İran ve Kuzey Kore gibi hedef gösterilen ülkelerden bile daha fazla. Bunun sebebi ne olabilir ki?

Acaba bunun sebebi Amerika’nın 1912 yılında Nikaragua‘yı işgal edip, demokratik seçimle başa gelmiş hükümeti indirip ülkeyi 21 yıl daha işgal altında tutması ve bu süre zarfında sadece ABD tarafından onaylanan adayların yarıştığı hileli seçimler yürütmesi olabilir mi?

Ayrıca ABD’nin 1928 yılında Kolombiya‘yı işgal edip, hükümeti sonlandırıp yasal hakları doğrultusunda grev yapan işçilerin katledilmesini talep etmesi de buna bir sebep olabilir. Bu olay sonrası Bir de bu olay sonrası ABD büyükelçisi neşeyle “Kolombiya ordusu tarafından öldürülem grevci işçilerin sayısının bini geçtiği haberini size gururla bildiriyorum.” diye telgraf yollamıştır.

Belki de Panama başkanı daha fazla ABD askeri üssü istemediği için 1941 yılında ABD’nin demokratik seçimle başa geçmiş Panama hükümetine karşı darbe organize etmesinden dolayıdır? Ne tesadüftür ki başa geçen diktatör seve seve ABD’nin isteğine razı olmuştur.

ABD’nin 1948 İtalya seçimlerinde demokrasiyi kendi işleyişine bırakmak yerine seçim sonucunu belirlemek için 65 milyon dolar harcaması peki? Ya da 1953 yılında İran‘ın seçilmiş hükümetinin “ABD’ye petrol sahalarını açmama suçu” gerekçesiyle ABD tarafından organize edilmiş bir darbe ile indirilmesinin de bu durumla alakası olabilir. Başa geçirilen diktatör de ABD’nin sonsuz desteğine güvenerek on binlerce insanı farklı politik görüşlere sahip olmalarından dolayı işkenceden geçirtip katletmiştir.

Bir de bu olaydan bir sene sonra Guatemala‘da yaşananlar var. “United Fruit Company” isimli sebze ve meyve üretimi yapan Amerikan şirketi sırf işçilere pazar günü tatili gibi haklar veren bir kaç yasa çıkardığı gerekçesiyle ABD’den Guatemala hükümetini devirmesini istedi. ABD de şirketi kırmadı; derhal bir darbe organize edip ülkenin başına kendisinin verdiği desteğe dayanarak on binlerce insanı farklı politik görüşlere sahip oldukları için öldürüp hapse atan bir diktatör yerleştirdi.

1954’de yaşanan bir olay daha: Vietnam‘ın Fransız sömürgeciliğine karşı bağımsızlığını kazanmasının ardından düzenlenen barış konferansında ülke çapında özgür, adil ve demokratik seçimlerin düzenlenmesi teklif edildi. Nihayet, Vietnam halkı kendi temsilcisini kendi seçme hakkına sahip olacaktı. Konferanstaki tüm ülkeler bu teklifi kabul etti: ABD dışında… Çünkü dönemin başkanı Dwight Eisenhower’ın da dediği gibi “Nüfusun %80’i komünist aday Ho Chi Minh’e oy verirdi”. Tabii ki de bunun sonucunda Vietnam’ı işgal edip milyonlarca insanın ölmesine yol açtı ABD. Çünkü Vietnam halkının kendisinin onaylamadığı bir lideri seçmek istediğini biliyordu. Görünüşe göre demokrasi sadece seçim sonuçları işine gelince savunmaya değen bir değer, öyle mi?

Belki ABD’nin meşru Brezilya hükümetini deviren bir darbeyi ve darbe sonrası 20 yıl boyunca farklı siyasi görüşe sahip herkesi katletmiş, hapse atmış ve işkenceden geçirmiş bir askeri diktayı desteklemesiyle ilgilidir?
Bir de ABD’nin Dominik Cumhuriyeti’nde darbe ile iktidara gelmiş bir diktatörlüğü demokratik yollarla seçilmiş başkanlarını tekrar iktidara oturmaktan başka bir şey istemeyen isyancılara karşı desteklemesiyle de alakalı olabilir.

Ayrıca ABD 1965-1967 yılları arası Endonezya‘da 500.000 sol görüşlü insanın katledilmesine yardımcı olmuştur. Tabii ki de bu katliam sonucu başa gelip 30 yıl boyunca ülkedeki bütün siyasi muhalefeti yasaklayan diktatörlüğü de destekledi.

Ya da, 1971’de ABD’nin Bolivya‘da demokratik seçimlerle iktidara gelmiş hükümeti darbe ile devirip yönetime gelince kendilerine karşı gelen bir çok kişiyi kaçıran, öldüren ve işkenceden geçiren askeri diktatörlüğü desteklediğindendir.

Peki ya ABD’nin Şili‘nin meşru hükümetini devirmek için tam 3 yıl boyunca birden fazla darbe girişimine destek verip önemli politikacılara suikast düzenlemesi ve hükümeti devirmeyi başardıktan sonra yaklaşık 20 yıl hüküm sürüp bütün muhalefeti ezen işkenceci, katil bir diktatörü desteklemesi olabilir mi? Ayrıca anket sonuçlarına göre demokratik yollarla seçilmiş olan başkan git gide daha da fazla popülerite kazanıyordu yani bir sonraki seçimi bile kazanabilirdi. Yani ABD Şili halkını tekrardan yanlış başkan adayına oy vererek kendilerine kötülük etmekten korudu, öyle mi

Ya da belki ABD’nin Arjantin‘de 1976 yılında başka bir darbeyi destekleyip ülkenin Şili ile aynı kaderi paylaşmasına neden olmasıdır. ABD Devlet Bakanı Henry Kissinger da darbecilerin katliam ve baskı politikasını seve seve desteklemişti. “Başarmanızı istiyoruz” dedi onlara, “Ne kadar kısa sürede başarırsanız, o kadar iyi olur”. Bunun sonucunda 30.000 insan Amerika’nın sevgili sağcı askeri diktatörlüğü ile fikir ayrılığı yaşadığı için fişlendi, öldürüldü ve işkenceye maruz kaldı.

Belki de bir saniyeliğine Guatemala’ya geri dönerek durumu biraz aydınlatabiliriz. 1984 yılında, yerli halka karşı soykırıma girişen Guatemala ordusunu ABD hükümetinin eğittiği, silahlandırdığı ve desteklediği bir rapor ile ortaya çıktı. Üstelik işlenen soykırım suçu tamamen ABD’nin bilgisi dahilindeydi. 160.000 insan katledildi.

Sonrasında, her zamanki gibi, ABD 80’li yıllarda Nikaragua ve El Salvador‘da sağcı çeteleri fonladı ve eğitti, hatta Nikaragua’da demokratik seçimler düzenlendikten sonra bile bu işleme devam etti.

İran-Kontra (Irangate) skandalı falan, biliyorsunuz. Sanırım bunun da bir alakası vardır.

Eminim ki Haiti tarihinde düzenlenen ilk serbest ve adil başkan seçiminden sadece 8 ay sonra, 1991 yılında ülke başkanının ABD destekli darbe ile indirilmesi ile de ilgilidir. Ülkede basın özgürlüğünü tamamen yok ettiler ve siyasi fikirleri yüzünden on binlerce insanı katlettiler, çok tanıdık bir senaryo değil mi?

Hadi bir de zamanı ileri sarıp bugünlere gelelim. Irak ve Afganistan‘da 1 milyon insanın ölmesinin bu durumla ilgisi olabilir mi? Ya da ABD’nin düğünlere hava saldırısı yapmasının? Libya‘yı bombalayıp günümüz köleciliğinin merkezi haline getirmesinin? Suudi Arabistan‘ın şeriatçı diktatörlük rejimini destekleyip Yemen‘de 13 milyon insanın açlıktan kırılmasına neden olan savaşlarında para yardımı yapmasının? Belki de Filistin‘de dünyanın en büyük insan hakları ihlallerine imza atan İsrail’e ABD’nin tam desteğinin de payı vardır. Ya da ABD’nin dünya üzerindeki diktatörlüklerin %73’ünü desteklemesi?

Bana sorarsanız, bunun sebebi, saydığım şeylerin tamamı.

Dünya çapında bütün halklar tıpkı Amerikalılar gibi demokrasiye önem veriyor. Aslında, ABD destekli darbeler ve ABD işgalleri ile kendi seçtikleri hükümetlere müdahale yapılmasa; ABD destekli diktatörler tarafından kaçırılma, işkenceye maruz kalma ve öldürülme korkusu olmadan farklı siyasi görüşleri savunabilseler demokrasilerinin çok daha sağlam olacağını düşünüyorlar. Nasıl olur da ABD demokrasi ve özgürlük ilkelerini başka ülkelerde ihlal ederek güya kutsal olan bu ilkelere önem verdiğini iddia edebilir? Bir dahaki sefere dünyadaki çoğu insanın neden ABD’yi sevmediğini merak ettiğinizde kendinize şu soruyu sorun: Başkan George W. Bush‘ın ünlü sözünde söylediği gibi “Amerika’nın özgürlüğünden nefret ettikleri” için mi, yoksa Amerika onların özgürlüğünden nefret ettiği için mi?

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir