2019 Bir Mayıs bilançosu, 127 gözaltı ve onbinlerce siyasi rahmetli!

30 Mart’ta gerçekleşen seçim oyunları sonrasında gerçekleşen ilk 1 Mayıs, nitelikçe çok şeyi ortaya çıkaran yeni bir kırılma noktası olarak geride kaldı. Bu önemli kırılımı ortaya koymak gerekirse, 1 Mayıs’ı gündem edinenler için iki kesim var diyebiliriz.

Birincisi, 1 Mayıs’ı Taksim Bir Mayıs Meydanı’nda kutlamak isteyen, yasal olarak buna hakkı olan ve bir avuç parababasının çıkarlarını savunan kolluk kuvvetleri tarafından işkence ile, darp ile alıkoyulan eylemcilerdir.

Sputnik Türkiye’nin haberine göre, 1 Mayıs’ta alıkoyulan, hakları gasp edilen eylemci sayısı 127 olarak gerçekleşti. Fakat, bu eylemcilerin niteliğini de tahlil etmek doğru olacaktır.

Birbirinden farklı teorik değerlendirmeleri bulunan bu ekipler arasında, örgütlerinin bir kısmı, birazdan genişçe bahsedeceğimiz “siyasi rahmetliler” kategorisinde yer alan ve görev savmak için, kafa bulandırmak için eylem yapanlardır. O kalpazanların adını açıkça analım. ESP’nin gençlik örgütü SGDF ve Partizan, samimiyetsiz bir şekilde “ne yârdan, ne serden” diyerek eylem gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla onlar, ikinci grubun arasındadır.

Taksim mücadelesi için yaptıkları eylemlerden dolayı alıkonulan gruplar ise şöyleydi; İnşaat-İş sendikası, Komite çevresi, Devrimci Gençlik Derneği, Mücadele Birliği çevresi, KHK’lı Kamucular, Öğrenci Faaliyeti ve Halkın Kurtuluş Partisi.

Pankartıyla, bayrağıyla, yeleği ile Beşiktaş’ta hazır olan ve kendilerini yıldırmaya çalışanlara karşı geri adım atmadan 1 Mayıs’ı ısrarla savunan Halkın Kurtuluş Partililere ayrı parantez açmadan olmaz. DİSK’in Taksim mücadelesi için öncülük yapmaktan vazgeçtiği günden beri, Taksim Bir Mayıs Meydanı’nın açılması için ısrarla ve istikrarlı bir biçimde mücadele eden ve her sene üstüne koyarak devam eden Halkın Kurtuluş Partisi, eğer ki bir gün Taksim’de 1 Mayıs kutlamaları olur ise, bunun mimarlarından biri olacaktır. Geçtiğimiz sene OHAL koşullarında 7 gün gözaltında tutulan ve nezarethaneleri kızıllaştıran Halkın Kurtuluş Partisi üyesi 20 eylemci, alıkonulduktan sonra aynı akşam serbest bırakıldılar.

Gelelim Bakırköy’deki siyasi rahmetliler mezarlığının durumuna. Tabii ki orada bahsedecek bir şey yok. Seçim oyunlarında galip gelen, icazetini Beştepe Sarayı’ndan alan İmamoğlu’nun etkisi dahi, Bakırköy’deki siyasi rahmetliler mezarlığını doldurmak için yeterli olmadı. Meydanda yer gruplarda ne moral, ne de coşku görülebilirdi. Bunlar bildiğimiz şeyler.

Kıdem Tazminatlarına göz dikilmişken, ürün fiyatları %50 ile %100 arasında artmışken, BES saldırısı yapılacağı dillendirilirken, İstanbul’da merkezi bir eylemde moral bularak daha fazla örgütlenme, daha fazla direnme gücüne sahip olması gereken işçilerimizin, bizzat sarı sendikalar tarafından Kocaeli (Türk-İş) ve Bakırköy’de (DİSK-KESK-BİK-TMMOB-TTB) tecrit edildiği 1 Mayıslar, ne kadar böyle sürecek?

DİSK’e bağlı Nakliyat-İş sendikası dışında, geçtiğimiz senelerde bu perspektifi kavrayarak 1 Mayıs’ta Taksim mücadelesi veren sendikalar bile Bakırköy siyasi rahmetliler mezarlığına, Bakırköy çukuruna gitmeyi tercih ettiler. Bu tercihte, hiç kuşkusuz Y-CHP’nin yeni “umut kaynağı” İmamoğlu’nun da etkisi büyüktü. Ancak görüldü ki, konu “emekçiler” olduğunda İmamoğlu’nun alanlara yığdığı “milyonlar” gelmiyordu.

Bizler için şaşırılacak bir şey yok. Çünkü işçi sınıfının öncü örgütleri olma iddiasında olan bu sendikaların, sendikacılığı sadece bir geçim kapısı, sadece bir koltuk kapma kapısı olarak görmesinden dolayı, kitlelere hakkına sahip çıkma bilinci vermediği açıktı. Kendilerinden özeleştiri beklemek de hayaldir.

Fakat önümüzde şöyle bir tehlike bulunmaktadır. Milyonların hafızasına Taksim-Gezi isyanı ile kazınan, meşru işçi sınıfı mücadelesinin simgesi olan Bir Mayıs Meydanı mücadelesinin zamanla unutulma, gündemden çıkma tehlikesi mevcuttur. İşbirlikçi sarı sendikaların gündeminden çıkan mücadele, “valicikleri” nereyi gösterirse oraya razı bir DİSK ve çetesinin körelttiği hafızalar, yarın mücadelenin daha da zorlaşmasına yol açacaktır. Kendisine “devrimci” payesini biçen gruplar, bu mücadeleyi “alan fetişizmi” gibi ucube şekillerde tanımlayarak (bilmeden), ya da gerçekten işçi sınıfına tuzak kurarak (bilerek) bu mücadeleye ket vurmaktadır.

Mücadele ne kadar çetin olursa olsun, Taksim Bir Mayıs Meydanı işçilere açılacaktır. Bunun için gerçek proletarya sosyalistlerine, o meydanı vatan bilenlere çok büyük görevler düşmektedir. Görevlerin başında, öncelikle halkın isteklerini, aklından geçeni kavramak ve onların kavrayışına göre onları mücadeleye ikna etmek, yani örgütlenmek geçmektedir. Daha fazla örgütlenme, daha fazla cesaret, daha fazla mücadele ile Taksim Bir Mayıs Meydanı’nın 2020’de kazanılması işten bile değildir.

,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir